Besikci bile olsa baskasi degil biz yapmak zorundayiz

HeK · 07.09.2009 · 2 görüntülenme

asagidaki alinti altin kiymetindedir.
kese besikci soylemedn once
kurdler bunu daha cok sayida kurd olarak kendileri yapmis olasydi:

"Bugün her şeyden önce bunun konuşuluyor, tartışılıyor olması önemlidir. Kürtlerin de oturup niye bugüne dek devlet kurma becerisi gösteremediklerini oturup düşünmeleri gerekir. Bu kadar büyük bir nüfusa sahip olacaksınız ama en ufak bir siyasi statünüz olmayacak. Kürtler kendi tarihleri ve toplumları konusunda bilinçli olmalıdırlar. Bu söylediklerimi Beşikçi'nin Kürtlere eleştirileri olarak algılayın. Beşikçi, Kürtleri eleştiriyor."

simdi lutfen hastalikli kidem hikayeleri anlatmadan
icinden politik yogunlasma olarak cikartigi en buyuk rgutu onun rakasina taktigi milyonlara vuran halki lagal kurumlarini hep birden bir zir deli sapik herifin iradesine baglayan toplumsal dinamiklerimize
kurd cerrahlari nester atsin.
biz atmazsak adi ismail soyadi besikci de olsa
kurd olmayan biri atacak bu nesteri.
ilk hamlasini DNA dan kuskulanmakla atti-sert br hamleydi
hastaliga ilk nester hep ser atilir
ikincisini daha narince atiyor.

mesele apo dan degil
onu besleyen
hatta ona muhalifmis gibi durarken
gene onun beslendigi kirli kaynaklari buyuten
aramzda bir yerde bu problem
peki nerde
nasil
ne bicimde
hangi halerde
bunlar baslangc sorulari
gocunmadan sormayan
cevabini da bulamaz
curur kalir!

hurmetler
HeK

İlgili

Yorumlar (3)

Anonymous · 16 yıl önce

ismail besikci kurt ordusunundan bahsederken aptullah ocalanin silahli guc olusturulmasinda ki nayet ve amacinin ne olduguna dair olabilecek tartismaya katki. Ismail Besikci: İsrail ve Filistin arasında da böyle bir sorun vardı. 1993'teki Oslo Antlaşması'yla sorun çözüldü. Çünkü Filistinlilere özerklik verildi. Filistin Kurtuluş Örgütü böylece silah bıraktı ve kurulan Filistin özerk bölgesinin güvenlik gücü oldu. Aynı şekilde Irak'ta Saddam Hüseyin'in devrilmesinden sonra peşmerge de silah bıraktı. Ama peşmerge de Kürdistan bölgesel yönetiminin güvenlik gücü haline gelerek silahını bıraktı. Bizde de PKK, bölgede özerk bir yönetim veya federasyon kurulduğu zaman, bu yeni yapının özel güvenlik gücü olabilir. Ve böylece silahını bırakabilir. Bence PKK böyle bir çözümü savunmak durumundadır. Hatırladığım kadarıyla bu öneriyi birkaç ay önce bir internet sitesindeki yazınızda ilk siz dile getirdiniz. “Dağdan inecek PKK'liler sivil hayatta ne yapacaklar? Yirmi yıldır silah taşıyan bu insanlar badanacılık, inşaat işçiliği yapamazlar. Bu işleri bilmiyorlar. Bunlar, özel güvenlik gücü olsunlar“ diye yazdınız. Şimdi Öcalan da, basına sızan yol haritasında aynı şeyi öneriyor. Kürtlerin, bölgede özel güvenlik gücüne sahip olmasını istiyor. Öcalan daha önce hiç ’güvenlik gücü'nden söz etmiş miydi? 1980'lerde bağımsız ve birleşik bir Kürdistan kurulmasını isterken, böyle bir talebi vardı. Ama İmralı'ya geldikten sonra, avukat görüşmelerini izliyorum, Öcalan'ın böyle bir talebine rastlamadım ben. Aptullah Ocalan: Cemal-Murat Karayılan geldi diyelim, kim koruyacak onu? Yüz tane düşmanı vardır. Onu ancak işte bahsettiğim bu özel güvenlik sistemi koruyabilir. Kendini güvende hissetmeyen gelmez. Şu an burada bin kişi ile korunuyorum, dışarıda olursam koruma nasıl olacak, nasıl sağlanacak? Mesala benim bir sürü düşmanım var, Türkler dışında yüzlerce sevmeyen Kürt düşmanım da var, beni kim koruyacak? İşte biliyorsunuz Suriye'deyken bana yönelik bin kilo patlayıcıyla suikast düzenlediler. Benim bahsettiğim güvenlik, savunma gücü bu anlamdadır. Her canlının, üç tane temel gereksinimi vardır. Bu, beslenme, korunma ve üremedir. Hatta cansızların bile kendini koruma sistemleri vardır. Bir atomu bile incelediğinizde böyle bir özelliği olduğunu göreceksiniz. Hep Gül örneğini veriyorum. Gül, kendini korumak için dikenleniyor. Dikenleri olmadan gül olmaz. Bu nedenle yine söylüyorum. Mutlaka koruma olmak zorunda. Her canlının beslenmeye, korunmaya ve üremeye ihtiyacı vardır. Bu, bilimsel bir durumdur, bilim de böyle diyor. Ben bunu bu amaçla söylüyorum.'

aktari · 16 yıl önce

Yasin Aktay/Bugün “demokratik açılım“ ihtiyacına aciliyet kazandıran en önemli etkenin Türkiye'nin demokratikleşmesi olmaktan ziyade terör ortamının bitirilmesi olduğu bir gerçektir. O yüzden adına ne denilirse densin asıl amacın “akan kanın durdurulması“ olduğunu herkes biliyor. Böyle olduğu için de kanı akıtan en önemli aktörlerden biri olarak PKK'nın silahı bırakmaya ikna edilmesi çok önemlidir. Lakin PKK'nın silahı bırakması ile Kürt sorununun çözümü tam da bu temelde epeyce bir zamandan beri birbirinden ayrılmış hatta giderek birbirinden iyice uzaklaşmış durumdadır. Çünkü Kürt sorununun çözümüne hükümet olumlu yaklaştıkça, PKK kendi kurumsal varlığına dair endişelere daha fazla kapılmaya başlıyor ve öncelikli sorun olarak Kürt sorununun çözümünü değil kendisinin tanınmasını ve kendi etkinliğine bir bedel ödenmesini işaret ediyor. Kürt sorununun çözümüne devlet veya hükümet tarafı ne kadar olumlu yaklaşımda bulunursa bulunsun, bu noktada yüzyıllık köhnemiş bir inkârcı ve imhacı paradigmadan vazgeçilmiş olduğu ne kadar samimiyetle gösterilirse gösterilsin, bu durum kendi statükosunu ve muhafazakârlığını yaratmış bir örgüt olarak PKK'yı silahları bırakma konusunda ikna edici olmayacaktır. Hatta sorunun çözüm yoluna girmesi, PKK'nın ideolojik varlık gerekçelerini zayıflatacağı için, iş ciddiye bindikçe bu konudaki isteksizliğini gizlemesini gittikçe zorlaştıracaktır. Dolayısıyla Kürt sorununun çözümü bugün ayrı bir konu, PKK'nın tasfiyesi veya dağdan indirilmesi ayrı bir konudur. O yüzden belki hükümet demokratik açılımla ilgili ne yapacaksa bunu PKK'yı muhatap almadan yapmalı, buna karşılık Kürt sorununun çözümünün teşhisi ve çözümü konusundaki çalışmalarını da bu sorundan mümkün mertebe ayrı götürmelidir. Kuşkusuz her birinde kat edilen mesafenin diğerine doğrudan veya dolaylı etkileri olacaktır, ama bu etki her zaman olumlu bir etki olmayabilir de. O yüzden demokratik açılımda siyasi iradenin ciddiyeti ortaya çıktıkça kendisine Öcalan'ın temsilinden öte bir misyon biçemeyen DTP'nin aşılamayacak çıtalar işaret etmeye başlaması beklenmeyen bir şey değildi. Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürtlerin eşit bir vatandaş olarak sistem ve toplum içinde yerlerini bulmaları hedefini çoktan teğet geçmiş bulunuyor DTP'liler. Bu konunun olabilirlik sınırları içinde gerçekleşmesine dair akla yatkın hiçbir önerileri yok. Olamayacak dualara âmin dedikçe bu işte daha istekli olduklarını değil ne kadar isteksiz hatta muhalif olduklarını gösteriyorlar sadece. Yine de DTP içinde de bu konuda bir yeknesanlık olmadığını kaydetmek gerekiyor. Genel başkan Ahmet Türk'ün Diyarbakır Mitingi'nde “bu sorun çözülsen kanlar dursun, ertesi gün Allah canımı alsın“ diyerek yaptığı çıkış, sorunun çözümüne odaklanmış sağduyulu ve samimi bir çığlık olarak yankılanmıştır. Aynı mitingde Diyarbakır belediye başkanı sayın Osman Baydemir'in yaptığı empati düzeyi alabildiğine yüksek ve dikkatli konuşma çözüm için yeterine güçlü bir istek ve samimiyetin bulunduğunu gösterdi. Buna karşılık DTP'nin diğer temsilcilerinin “biz bilmeyiz, Apo bilir“ tavrını sürdürmeleri siyasetçi olarak kendilerini inkâr etmekten başka bir anlama gelmiyor. Öcalan'ın bugün bir şekilde Güneydoğu'da Kürtlerin hatırı sayılır bir kesimi arasında güçlü bir etkiye sahip olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Ancak yine inkar edilemeyen başka bir gerçek daha var ki, Öcalan, bölgedeki veya Kürtler üzerindeki tek etkili aktör değildir. Dolayısıyla onun Kürt halkının temsilcisi Kürt sorununun da tek muhatabı olarak sunulması kabl edilemez. Açıkçası, etkisi silahlı bir gücü yönetebiliyor olmasından ileri geliyor ve muhatap alınması sadece bundan ileri geliyorsa huzurumuz demokrasimiz ve hatta Kürt sorununun tamamı Öcalan'ın elinde rehin demektir. Diğer yandan 11 yıldır İmralı'da tecrit halinde bulunan Öcalan'ın bu rehine alma operasyonunu tek başına yapmamış olduğu da ayrıca bir gerçektir. Yetmişli yılların sonlarında ilk ortaya çıktığında bütün Kürt hareketlerini tasfiye ederek kendisini Kürt hareketinin tek temsilcisi olarak inşa etmesine yardımcı olanların yine devrede olduğu anlaşılıyor. Bu yolla sadece Kürt sorununu değil bütün Türkiye'nin geleceğini rehin alacak bir temsil makamına oturtulmak isteniyor. İşin daha kötüsü, Öcalan sadece kendini temsil ediyor olsa, dolayısıyla kendi örgütü üzerinde istediği tasarrufa sahip olsa, bir şekilde muhatap da alınabilir belki, ancak onun kendi örgütünü gerçekten yönetebiliyor olduğunun bir garantisi de yok. Öcalan'ın tutabileceği sözler vermesi gerçekten mümkün müdür? Bu konudaki asıl mesele budur ve bu yüzden, Öcalan'dan ziyade onu İmralı'da bir sözüyle savaşı bitirebilecek kadar Kürt hareketinin mutlak lideri haline getirenlerin niyetini anlamak gerekiyor. Alıntı:http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?t=05.09.2009&y=YasinAktay

AKTARMA · 16 yıl önce

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1136804&AuthorID=68&Date=08.09.2009&b=Besikci%20ve%20DTP&a=Derya%20Sazak&ver=95 8 Eylül Salı 2009 Kürtler üzerine yaptığı araştırmaları ve düşünceleri nedeniyle ömrünün 20 yıla yakın süresini cezaevinde geçiren İsmail Beşikçi'nin DTP'ye yönelik sözleri dikkat çekicidir. Taraf'ta Neşe Düzel ile söyleşisinde Beşikçi şöyle konuşmuş: “DTP, Dünya Barış Günü'nde Diyarbakır'da yapılan son mitingde büyük bir yanlış yaptı. Hükümete Öcalan'ı işaret etti. Sorunun çözülmesi için görüşülmesi gereken yerin İmralı olduğunu söyledi. Bir siyasal parti, ’Sorunu benimle konuşmayın' diyemez. PKK'da belirleyici güç Öcalan'dır. Ama DTP bu süreçte etkin olmalıdır. DTP üstüne düşen bu olumlu rolü hem hükümetle hem de Öcalan'la görüşerek yerine getirebilir.“ Beşikçi, 1960'larda genç bir akademisyen olarak Kürtlerin varlığı, dili, kültürel ve siyasi haklarını savunduğu, resmi politikayı eleştirdiği için ağır eziyet görmüş, çile çekmişti. “Sarı Hoca“ diye anılan İsmail Beşikçi'nin tezleri genel kabul görüyor, TRT'nin Kürtçe kanal açmasının ardından özel televizyonlarda da Kürtçe yayın başlıyor. Ana dilde eğitim tartışılıyor. Demokratik açılım çerçevesinde hak ve özgürlüklerin Anayasa güvencesine bağlanması hedefleniyor. Ancak Hükümetin “Kürt Açılımı“ diye başlattığı çalışmalarda bir hız kesme gözleniyor. MHP-CHP ve Genelkurmay'ın çıkışları ve DTP'nin “muhatap Öcalan“dır diyerek sorunu İmralı'ya havale etmesi AKP'de tereddütler yarattı. İçişleri Bakanı Atalay, Anayasa değişikliği, af ve Kürtçe eğitimi içermeyen bir deklarasyonla, “çerçeve“yi daralttı. 1 Eylül'de Diyarbakır'daki Barış Mitingi bu atmosfer altında yapıldı. DTP'nin söylemi de değişmeye başladı. Siyaset ile “silahları bırakma“ meselesi arasındaki makasın giderek açıldığı gözleniyor. DTP'liler, “Sorunu bizle değil İmralı ile çözebilirsiniz, PKK silahlı bir örgüt, bizim gücümüzü abartıyorsunuz, DTP hareketin siyasi kanadı değildir. Öcalan'la masaya oturun“ demeye başladılar. Kürt sorununun çözümüne ve demokratikleşmeye destek veren aydınlar bile, DTP'nin “Öcalan'la görüşün“ söyleminin çözümsüzlüğü savunmak olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. İsmail Beşikçi'nin Taraf'ta çıkan sözleri, Kürtlerin haklarını savunduğu için onca yıl cezaevinde eziyet çekmiş bir bilim insanının, atılacak demokratik adımlarla PKK'yı silahsızlandırma meselesi arasındaki güçlüğü ifade etmesi açısından önemlidir: “Hükümet silahların susması için DTP'yle görüşmeli. DTP de bu konuyu gidip PKK'yla görüşmeli. Yani DTP, dağdan inme konusunu İmralı'yla görüşmeli. Çünkü PKK'nın silahları bırakması için, Kürtlere ne tür haklar tanınacağı önemlidir.“ Beşikçi, “federatif“ çözüme inanıyor, PKK'nın da özel güvenlik gücünü, federasyonu savunması gerektiğini söylüyor. Ancak DTP'nin “Öcalan'la müzakere“ önerisi gibi Beşikçi'nin “federasyon“ tezini de gerçekçi bulmuyoruz, günümüz Türkiyesi'nde kabul edilemez! Acaba çözüm istenmiyor mu?!

Hasan Doĝan · 16 yıl önce

Internet siterinde siyasal analizle mahlas espirisi ve real durum ayri seylerdir. Akademisyen bilim adami aydin tavri ille Turklerin ve Kurtlerin ilklerinden olan Sari Hoca Yani Sayin Besikci´nin durus eylem ve söylemiyle Kurd ulusal kurtulus davasinda bir cok Kurden daha fazla hak sahibi oldugu gercegi unutulursa iste ozamanda böyye zavalli yaklasimlar sitelere asap bozucu seklide duser. Ne yani Keske Besikci degilde Baskasi yani bir Kurd söyleseydi ne anlatmaya calisiyoryon???? elini kolunu tutanmi vardi hani akademisyendin aydindin bilim adamiydin son görevinde etkin Kurd politikacisi olarak niye yapmadin????? iste fark burda kart vizitliyle gercek bilim adami akademisyen aydin tavri anlayana davul zurna saz anlamayana Hek sivri sinek kaz. Eger Kurd gecinen veya Kurd oldugunu söyleyen her hangi biri Besikci Hoca nin Buda Kurdlere elestirirmdir dedigi seyi Yuakardaki katilimci gibi algiliyorsa öncelikli olarak Besikci Hocanin Kurd siyasal dusunce sistemine kattiklariyla ilgili olarak keske bir Kurd yapsaydi deseydi belki biraz anlasilirdi. Sayin yetme akademisyen yani Hek sen hocanin Kurdistanin konum tespitini yani Kurdistanin ULUSLAR ARASI BIR SÖMURGE TESPITINI,SÖMURGECILIGIN KURDLERI SISTEMATIK OLARAK YOK ETME SIYASETINI ACIGA CIKARTMAK ICIN 17 YIL BOSUNAMI YATTIGINI SANIYORSUN. BESIKCI HOCA´NIN ELESTIRISI DIK DURMAYA DAVETTIR. BUGUNKU SURECTE DIK DURAMAYANLARA COK KIBARCA YAPILMIS BIR DAVET. EGER HALEN HOCA KURD SORUNDA KURDELRDEN DAHA IYI DURUYORSA BU KENDISINE OLAN SAYGISI VE VERDIGI MUCADELENIN CARCUR EDILMESINE KARSI OLARAK BIR TEPKISIDIR. EGER HOCA HALEN ELESTIRIYORSA VE BU KEZ ELESTIRDIGI TARAF KURDLERSE ORTADA OLDUKCA ÖNEMLI SORUNLAR VAR DEMEKTIR. KURD TEMSILINE SOYUNANLARA TEMSILCILIGINIZI IYI YAPIN DIYOR. KURDLER ACIK KIMLIKLE BIRAKIN SIYASET YAPMAYI GÖRUS BELIRTMEKTEN KORKTUKLARI BIR ZAMANDA VE YERDE DIK DURMAYI ÖNERIYORSA BU KENDI YAPTIKLARININ BOSA GITMEMESI ICIN KIBAR BIR CABADIR. BESIKCI KURD SORUNUNDA EN AZ KURDLER KADAR TARAFTIR,TARAFLIGI ZULUM VE ZINDANLARLA DEGILDE YARATTIGI GELISTIRDIGI TEZLER VE DUSUNCELERLE ORTADAYKEN AH KESKE BIR KURD SÖYLESEYDI HAVADA KALIYOR. YINE BUGUN SIYASET YAPTIGINI SANAN SÖZUM ONA AYDIN AKADEMISYENLIGE YATANLAR DUN OLDUGU GIBI SIZLER SACINIZIN TELINI SAKINIRKEN HOCA ADIYLA ACIK ADRESIYLE YINE DIK DURMANIN DAYANILMAZ AGIRLIGINI UMUZLAMISTI. TIPKI BUGUNKU GIBI. Sevgi ve Selamlar