Siyaset

Benim Köyüm Küçüldükçe Büyüdü!!!

Mikail Canpolat · 27.10.2006 · 2 görüntülenme

    Bir çok Kürd gibi  benimde  bir köyüm  vardı... Ama,  yaklaşık olarak   28 yıl önce terketmek zorunda kaldığım  Kürdistan’ın  bu şirin   köyüne bir daha  dönme imânım olmadı..Ama, 28 yıl boyunca  ne köyümü, ne tarlalarını, ne dağlarını  ve ne de kavgalarını hiç unutmadım....   Kürdistan’ın ve dünyanın  bir çok alanını gezerken  köyümün  her hangi  bir şeyine benzeyen  her şeyi köyüm gibi sevdim..Ben köyümü zorunlu olarak  bırakmak zorunda kalmama rağmen, ama köyüm  hüç bir zaman beni terketmedi...  Ben  onu  hep aklımda, yanımda  taşıdım, hep yeniden  dönme  umudunu taşıdım.Neydi  beni  bu köye bağlayan?Ne zaman  kurulduğunu bilmem...  Ama  1800’lerde  bugünkü  nufüsündan daha  fazla  insanı barındırdığını  Rus belgelerinden  biliyoruz..Biz,  Zerşat’ın  doğu yakasında  3 Kürd köyü yerliler, terekemeler ve azeriler  tarafından  kuşatılmış durumdaydık..Ama,   biz onlardan  hiç korkmazdık... Onlar bizi gördüklerinde  hep korkar ve  yol değiştirirlerdi.. Onlar bizimle iyi geçinmek için  hep bize kirve olur yada kız verirlerdi....Bizim köylerde  kurmaci’nin dışında bir dil  kullanıldığı zaman   büyüklerimiz tarafından  hep ayıplanırdı.. Bazen  öğrenciler  yada gurbette  gidip gelenler Türkçe konuşmaya  başladıkları zaman köydekilerin alayına konu olurlardı... Bizim köyde  Türkçe konuşmak yada  Türkler gibi  olmak   çok ayıptı...  Bizim köye gelen  yerli, terekeme, gürcü ve azeri gelinler şakır şakır kürdçe konuşurlardı..  Uzun süre  başka  alanlarda kalıp sonradan köye geri dönenlerin   bazıları şapka taşımıyorlardı...  Köylüler  onlara “Serqot” diye  takılırlardı..  Türkçe konuşanlarada  babalarının ismini  alarak “filanın oğlu Türk olmuş” diye lanse ederlerdi..Ben bizim köylülerinin  Türklere  bu tepeden bakma  olayına   Kürdlük bilincim geliştikten sonra hiç  anlam  veremiyordum... Sanki Türkler   bizim ülkeyi işgal etmemiş,  haklarımızı gaspetmemiş gibi geliyordu bana. Bizimkiler  kendilerini her zaman  bölgenin  efendileri  gibi görüyorlardı...Bizim köylüler  sadece  çevre   Kürd olamayan köylerle değil,  kendi içinde de kavgalıydılar..  Benim   köyle ilişkim olduğu süre içinde belki yüzün üzerinde  Kürd bu kavgalarda yaşamını yitirdi. Genelikle kimse  kimseyi  şikayet etmezdi,  kendi kanlarını kanla temizlemeye çalışırlardı... Şikayet ettikleri zamanda   genelikle  olayların esas sorumlusunun olayla ilişkisinin olmadığını söylerlerdi..Sonucu biliniyordu... Onun için  olayların sorumluları hep dağlara vururlardı... Bizim  oralarda eşkiyalar ve onların hikayeleri   hiç eksik olmazdı..Ama, bu kavgaların  ne zaman  ve niçin  başladığını bilende yoktu..Ara sırada   bizim köylere “takip” gelirdi..   Köylerimizde  ne kadar erkek ve genç varsa   evlerini terk eder,  ya  gizlenir yada dağlara kaçardı.   “Eşkiyanın” yerini  oğrenmek için!!!!  Askerler  buldukları herkesi  işkenceye yatırıyorlardı...    Bazıları  doğruyu söylemelerine rağmen, askerler  hiç bir zaman eşkiyanın barındığı  yere gitmez,  doğruyu söylüyenide dayaktan kırardı..Onun için “takip” bizim  köye geldiği zaman   köyde kanlı bıçaklı olanlar, birbirlerini yiyenler hep birlikte kaçarlardı, düşmanlıklarını “takip”ten dolayı ertelemeye çalışıyorlardı...Bizim  köyün  tarih  sadece   kendi içinde  ve dışında  kanlı ve kavgalı  olmakla sınırlı değildi..Bizim köyde dört mevsim vardı... Kış geldiğinde  komşu köye, hatta bazen komşu eve bile gidemiyorduk...  İlkbahar geldiğinde  karlar erimeye başlar ve bizimde kemiklerimizde ısınmaya başlıyordu.  Ama  ilkbaharın  sonunda  köylerde kalmak  boğucu olmaya başlıyordu, hepimiz zozanlara vuruyorduk.   Sonbaharın sonunda  yeniden köylerimize  gelirdik..  Ama  her mevsimin  kendine has  yüzlerce  geleneği ve bayramı vardı..  “Beranberdan”, “Hizirêlez” ve daha neler  neler.... Bizim köyün düğünleri bam başkaydı...  Kadınlar ve erkekler elele  govend çekerlerdi,  herkes kendi   mustakbel eşini düğünlerde  arardı..Hiç kimse  kimseyi ayıplamazdı..Kadınlarımız  köyde, her sabah  kalktıklarında rengawreng elbiselerini giyerlerdi...Onların  giydikleri elbiseleri tarif etmek için  uzmanlar ve  modacılar gerekiyor.  Çünkü, Kürd kadın elbisesi  kendi başına bir hazinedir..  Bizim köyde  bu konuda  hiç   geri kalmazdı..Bizim köyde çarşaflı bir kadın bulmak imkansızdı....Ben  şehire indikten sonra  çarşaflı kadınları  gördüm..28 yıl önce  kendime rağmen  terkettiğim  köyümü  hep hatırlıyorum...  Ama  son yıllarda   köyde  fazla  kimse kalmadığını  duyuyorum...  Bizim köyün  gurbet  macerasıda  çok eskiye dönüyor...  Bizim  köyden   biri 1960’larda   İstanbul’a   gitmişti... Ondan  sonra   yavaş yavaş   gidenler oldu..  Hâlâ    hatırlıyorum, kocası yada   oğlu gurbet yoluna düşen kadınlar  hep   o ilk gurbette giden adama beddua ederlerdi...  O adamın, yani o ilk gurbetçinin konu  olduğu  ağıtların  sayısı bizim köylülerin   sayısının kaç katı kadar olurdu.Ben kendi  köyümü ve ülkemi terkettikten sonra  köyüm    küçülmesine rağmen  Kürdistanlaştı ve büyüdü...  Aslında    o  küçüldükçe  büyüdü..Herkesin küçücük, şirin,  ağaçlarla, orman yada dağlarla kaplı veya çıplak ve birgün    büyük dönüş yapabileceği,   anılara sahip olduğu ve  kendini yeniden tanımlaya çalışabileceği bir köyü olması   ne güzel.Bazen köy şehirleşir, şehir  ülkeleşir  yada  tersine bir süreç olur.. Ama  sonuç olarak insanın  kendisini   bir parçası olarak  gördüğü ve  ondan  itibaren  tanımladığı  bir yere  yada alana  sahip  olması  güzel bir duygu...Duygularında  kanatları  var,  kimse onları  hapsedemez...

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.