Bağlar-Ofis ve Suriçi yolculuğundan Bir Kesit
Rojhat Badikî
·
23.03.2011 · 2 görüntülenme
Dünü hayal etmeden bu günü yaşayamazsın. 12.13 yaşlarındayken, Bağlardan Ofise oradan da Suriçine giderken zorunlu olarak yolum ’’ Zafer Anıtından’’ geçerdi. Benim için bu yolgüzergahı, en ideal yol güzergahıydı. Diyarbakır Bağlar Semti çocukluk dönemimin en güzel ve unutulmaz dönemiydi. Her taraf şireli yeşil üzüm bağları ve Badem ağaçları ile örülüydü. Kışın geçit vermez kırmızı topraklar, bahar ise buram burak kokan binbir çeşit gül ve çiçekler. Şimdi Bağlar üzümlerinden eser kalmadı, kurudu-kurutuldu! O dönemin Bağlarını anlatmak zor, Bağları bir film şeridi gibi gözlerimin önüne getirdiğimde, her zaman boğazım yutkunup döğümlenir!
Bir şeyler boğazımda kilitlenir!
Nasıl döğümlenmesin, şireli üzüm bağları yok oldu. Koşuyolunda yapılan at yarışları, yapılmaz oldu. Çiftlikler-Mandıralar kayıplara karıştı. Kırmızı topraklar, yağmur yağdığında yürümesi zor kırmızı topraklar betonlarla mezara gömüldü! Baharda, Bağları nazlı bir gelin gibi süsleyen çiçekler açmaz oldu, Direkxane’ den ofise akan küçük dere kurudu. Nasıl boğazım döğümlenmesin
Bağlar Diyarbakır’ ın en güzel semti olması gerekirken, taş yığınına döndü alın yazısı Kurdistan’ la özdeşleşti. Bağlar benim için bir millattı. Bağlardan 10 gözlü köprü ve Hewsel bağçelerini gezmek , karahübürleri, delibardağanları yemek, Seyrantepe- 7 gözlü köprüsü aldında Diclede yüzmek, devegeçidi barajına gitmek nasıl unutulsun.
Ofis semti ise bizim için yabancıydı, özellikle Subay lojmanlarının bulunduğu semt. Her nedense, bu semti bir türlü sevmiyorduk,burayı asker-subay semti olarak bellemiştik.
Bağlar özgür Ofis İşgal altındaydı
Suriçine gitmek için, kısa ve kestirme yol Ofisti. Ofiste işgal altındaydı en güzle yerler, işgalcı-militarist güçlerin denetimindeydi. Mit binasından, Jandarma komutanlığı, İnzibat Alay komutanlığı, Valilik Seyrantepeye ve oradan Dicleye bakan yamaç, Türk askerinin işgalı altındaydi. Bağlar çocuğu olarak gruplar halinde ofise inmemizin tek nedeni subay çocuklarını dövmek içindi. Birbirimizi hiç sevmezdik onlar bizim için yabancı bizlerde onlar için vahşi-serserilerdik!
Ofis, suriçi semti için geçiş yoluydu. Hafta sonları, Cuma günü Teyzemlere gitmek için genellikle bu güzergahı kullanırdım. Mit binası ve İnzibat komutanlığı arasından Zafer anıtından geçerken bazen, İstiklal Marşı dalgasına tutulurdum. Zafer anıtında her Cuma akşamı Türk bayrağı asılırdı. Bayrağı asan bando korusunun sesi çınlamaya başladığından insanlar sağa sola kaçışırdı. Bayrak indirilip asılırken hazırolda durmak işkence ve zülmdü bizim için.
Evden çıkarken, kendi kendime bu kez yakalanmayacağım diyordum. Jandarmadan yediğim tokat, kulaklarımda köpeydi. Bazen unutuyordum. Zafer anıtına yaklaşırken, Bando sesiyle birden irkilip, yakalanmadan nasıl nereye kaçacağımın hesaplarını yapıyordum. Ne olursa olsun o bayrağın karşısında İstiklal marşı eşliğinde hazırolda durmayacaktım. Benim için bir inat olmuştu.
Türk milli marşı eşliğinde, Türk Bayrağı indirilip-kaldırılırken, Türk milli marşı bando eşliğinde çalınmaya başlanıldığı anda itibaren, herkes kaç metre uzaklıkta olursa olsun esas duruşa-hazırola geçmek zorundaydı. Herkes durmak mecburiyetindeydi, İnzibatlardan hariç. Onların bir görevi , Türk milli marşı çalınırken, gelen ve geçenlerin saygı duruşunda bulunup bulunmadıklarını kontrol etmekti. Diğer görevleri ise insanlara gözdağı vermek, dövmek, İnzibat alayına yada Mit binasına götürüp işkence etmekti.
Onlar bize yabancı biz onlara yabancıydık. Ortak hiç bir özelliğimiz yoktu! Onlar bizi düşman-biz onları düşman görüyorduk. Dayak ve işkenceler biz küçük çocuklara dayatılan sömürgeci devletin sembolleri, şimdiki siyasi abillerimizin, büyüklerimizin çatısı altında gönüllü yaşamaya, dünden razı oldukları kutsal semboller oldu!
Nereden Nereye…!
Bizi biz yapan değerler birer birer yok oluyor!