BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Kenan Fani Doðan · 10.12.2006 · 2 görüntülenme
Ulusal kurtuluşculuğun militan olduğu kadar mütefekkir simalarından Amilcar Cabral sömürgeciliği irdeleyen yazılarından birinde işbirlikçilik eğiliminin temelinde "sömürge katibi" tiplemesinin yattığına işaret ediyor. Cabral'ın belirlemesine bakarak "sömürge katibi" olgusunun her zaman olumsuz karşılanması gerektiği düşünülmemelidir. Sömürgeci eğitim kurumlarının becerisiyle düşüncelerine ilaveten ruhiyatı da kolonyalizme mutlak bağımlılık ve kendine güvensizlik motüvasyonuna uğratılmış sömürge katiplerinin sömürge mekteplerinden çıktığı, daha doğru deyimle milyonlarcasının seri üretimle aynı tornadan çıkmışcasına imal edildiği bir vakıa olmasına karşın, kolonyalizmin mezar kazıcıları sayılan ulusal kurtuluşcuların da aynı mekteplerden geldiği gerçeğine bakarak okumuşlarımızın mektep menşeinden ziyade sosyal ilişkileriyle içiçe seyreden ideolojik biçimlenmelerinin sömürgecilikle uzlaşı yada sömürgeciliğe karşı çıkışın ayıracı olarak alınması daha doğru değerlendirmelere eşlik eder. Sömürgelerde sıkça rastlanan ve tek-tek her sömürgede yaygınlık arzeden bağımlılığa tapınma eğilimi sömürgeci mekteplerin yada tahribe güdümlü sömürgecilerin suçu sayılmak kadar kendi milletinin ızdıraplarını algılamakta zorluğu bulunan, kendi kişiliğini milletinin özlem ve talepleriyle bütünleştirme yeteneği gösteremeyen, insanlıktan ve umdelerinden kopuk sömürge katiplerinin vebali olarak sorgulanmalıdır. Kürdistan'ın son 30 yıllık döneminde siyasi yapılarına bir illet gibi bulaştırılan siyasi anlayışlarla beraber mahut anlayışların ortaya çıkardığı liderlerin beceriksiz ve Kürdistan'dan habersiz nitelikleri dikkatle incelendiğinde hem örgütlerin hem de şeflerinin sömürgeciliğin mezar kazıcısı olmaktan çok kendi milletinin kuyusunu kazmakta mahir yeni bir sömürge katibi tipinin yaratıcıları oldukları görülür. Özellikle Kuzeyli örgütlerde bugün tanık olduğumuz milleti yokoluşa sürükleyen tüm benliğiyle teslim olmuşluğun kökleri kendi ulusal gerçeğinden kopuk siyaset bezirganlarından ve onların vazederek tabu haline getirdikleri at gözlüğünü çağrıştırır ideolojilerden beslenmektedir. Kürdistan mücadeleciliği, sömürgecilik okulunun etkisini kırmak başarısı göstermiştir ama bağnaz siyasi yapıların marifetiyle tekrar aynı eğilimin etki alanına çekilmiş, sömürgeci tedrisatın başaramadığı kraldan çok royalist olan örgüt şefleri ve yardakçılarından oluşan lanetli güruh tarafından başarılarak kürtlerin kendine güveni adeta yokedilmiştir. Kısa başlıklara değinecek olursak, bir dönemler Sovyetlere tapınmayı dini fanatizmi aratır bir bağnazlık türüyle çevrelerine zor kullanımı içeren yöntemler de dahil olmak üzere ceberrutca empoze ederek neredeyse eline bir RPG verilse Batı Avrupa'nın başkentlerinde kapitalist avına çıkmaya hazır "aydın" tipinin mucitleri her ne hikmetse bugün ceketin tersine evrilmesi gibi Batı hayranlıklarını o denli ileri düzeye vardırmış durumdalar ki Avrupa Birliği Türkiye'yi bünyesine kabul etmezken Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınması için en çok efor sarfeden, en çok lügat üreten, daha yerinde deyimle en kişiliksiz ve kabına sığmaz düşünceleri sergileyenler de dünün bu anti-emperyalistliğine toz kondurulsa silaha sarılmakta tereddüt göstermeyecek Don Kişot'larıdır. Türkiye'nin, kürt milletinin konumuna kasıtlı olarak gözlerini kapamış Avrupa Birliği muktesebatı ve pazarlıkları bağlamında birliğe kabulünün Lozan'ın kürtler adına ağırlaştırılmış versiyonu olduğunu bu çevreler bilmezler mi? Soruya, bahse konu örgütlerin ve şeflerinin ülke-ülke dolaşmış, dolaştığı her ülkede ceketinin bir cebini değilse bile muhakkak yakasının bir tarafını teşriki mesaide bulunduğu ülkelerin istihbarat teşkilatlarına kaptırmış oldukları olgusu hatırlanarak farklı cevaplar verilebilir. Ancak ben daha çok bu siyaset pazarcılarının Kürdistan'ı bilmedikleri, kürtlükle ilgilerinin lafzi olduğu konusunda ısrarlıyım. Görünen çarpıklık, daha çok sömürgeci şekillendirmenin başarılı ve sadık öğrencileri olmalarıyla birlikte düşünülmeli ve bu bezirganların ideolojik motüvasyonu ile açıklanmalıdır. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne kabulüne kürtlere hiç bir hukuki statü tanınmaksızın razı geldiklerini İsveç'ten giderek Diyarbakır'da kölece deklare eden Sovyetik malüllerin İmralı işbirlikçisi ile dirsek teması kesbetmiş çığırtkanlıkları Türkiye'ye Avrupa Birliği yolunu açmadı. Zaten açamazdı da oyunda kürtlerin temsilcisi olarak yutturulmaya çalışılan Şerif Paşa müseveddesi figuranların büyük devletlerce dikkate alınacağı beklentisi olsa-olsa mizaha konu olurdu. Güney Kürdistan'ın da Türkiye'nin Avrupa Birliğine alınmasına olumlu yaklaştığını resmi turneyle açıklamasına rağmen ortada Avrupa'nın Kürdistan'ı ebediyyen gömme planına karşı fiili bir Kürdistan mevcudiyeti vardı. Güney'in fiili varlığı Avrupa'nın oldu-bittisini engeller nitelikteydi. Türkiye ile pazarlıklar, insan hakları ama özünde kürtlerin kullanamadıkları milli ve demokratik hakları hatta en basitinden insan hakları nedeniyle değil, başka gerekçeler ileri sürülerek bir nevi askıya alındı. Bu sonuçta Kürdistan korkusunun rolü büyüktü. Amerika geri adım atmadığı sürece Avrupa'nın Kürdistan korkusu sürecek dolayısıyla Tükiye'nin AB üyeliği muallakta kalacaktır. Avrupa Birliği, gelecekte kendi bünyesinde büyük kargaşaya neden olacağını tecrübelerinden bildiği için kürtlerin Irak'ta kanıksanmış statünün üzerinde haklar kullanıyor olmalarına imkan sağlayan de facto durumun izalesi için Amerika'ya var olan muhalefetini gittikçe artırdı ve sonuçta Baker Planı olarak lanse edilen pazarlık basamağı oluştu. Baker planı bir yanıyla ABD demokratlarında egemen olan Ortadoğu'ya ilişkin statünün muhafazası eğiliminin ABD yönetimine taşınarak Avrupa ile ilişkilerin yine statükoyu zorlayan ABD'nin tavrından taviz vermesi suretiyle pazarlıklara kapı açma denemesidir. Birçok siyasetçi bu durumu Irak'ta durdurulamayan ama ABD'nin varlığını da ciddi bir şekilde tehdit etmekten uzak olan saldırılarla açıklayabilir. Oysa işin gerçeği, ABD'nin sadece saldırılar nedeniyle değil, özellikle Avrupa'nın saldırılara seyirci kalarak zımnen onaylayan ve ABD kayıplarının çetelesini tutmakta dahil olmak üzere menfi propagandayı süreklileştirmiş tavrından dolayı bezginlik belirtileri göstermekte olduğudur. ABD için başlangıçta ciddi bir destek unusuru olarak hesabedilen Avrupa ülkelerinin belirleyici önemde büyüklerinden olan Almanya-Fransa ikilisinin yemleyerek arkalarına taktığı irili ufaklı birtakım Avrupa ülkelerine ilaveten Rusya-Çin ikilisiyle oluşturduğu ABD karşıtı tavır birliği son seçimlerde görüldüğü kadarıyla ABD kamuoyunu etkileyecek tarzda propagandif başarı sağlamış bulunuyor. Avrupa'nın, Rusya-Çin ikilisinin, bunlara ilaveten Kürdistan Sorununa muhatap yerel sömürgeci devletlerin ABD ile artık aleniyet kazanmış karşıtlıklarında başlıca rolü Kürdistan Sorunu oynuyor, hatta çekişmenin özünü Kürdistan'ın bağımsızlığını kazanması ihtimali oluşturuyor demek abartıdan uzak gerçekçi bir belirlemedir. Dünyanın BAAS'ın yeniden gelmesi diye bir derdi yok, Saddam'ın asılması dahil kimse ABD'yi yargılamıyor ve yargılamayacak. Şiilerin otonom yada fedaratif bir yapıya kavuşmalarına da etkili itirazlar yükselmiyor. Ancak Irak'ın arap kalması, sade açıklanışıyla kürtlerin arap boyunduruğunda kalması ve gelecekte hükümran olmalarına imkan sunacak kazanımları sağlamalarına imkan verilmemesi ABD karşıtı tarafların Irak'a ilişkin en önemli ortaklığını oluşturuyor. Kürdistan'ın bağımsızlığından en çok rahatsızlık duyan ülkelerin başında Avrupa Birliği bünyesinde olup ekonomileri Türkiye, İran ve Suriye pazarına büyük ölçüde muhtaç ülkeler geliyor. Diğer bir yandan da bu yerel sömürgeci ülkelerin coğrafi ve siyasi konumlarını kullanmak suretiyle öteki ülkelerle geliştirecekleri ekonomik ilişkilerinin sağlayacağı yararları gözönünde bulunduruyorlar. Zaten Avrupa Birliğinin kendisi de ekonomik amaçlı, önce rekabet şansını artırmayı hedefleyen bir planın ürünü. Hal böyle olunca Kürdistan'la birlikte hak, hukuk, hürriyet, insanlık, ahlaki ve vicdani normlar görmezlikten geliniyor. Kürtlerin bugün Avrupacı kesilmiş eski tüfek Sovyetçileri işte tam bu noktada Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınmasını istiyorlar. Yerel sömürgeci devletlerin hamisi olan, terör örgütlerinin uzantılarına bizzat kendi ülkelerinde yer vermek suretiyle Irak'ı icra alanı seçmiş bulunan terörizmi tırmandıran-cüretlendiren, Rusya ve Çin ile Ortadoğu'da mevcut statükonun muhafazası tahtında anlaşan, ABD'yi özellikle Kürdistan karşısında görece daha iyi tutumu nedeniyle zora sokan Avrupa'ya müteşekkir olanların ve hayranlık sergileyenlerin başında İran, Türkiye ve Suriye yönetimlerinden önce kürt siyaset bezirganlarının gelmesi ve Avrupa Birliği çığırtkanlığını Genelkurmay güdümlü Öcalan ile ağız birliği halinde tek koro olarak seslendirmeleri milletin ibretle izlemesi ve dersler çıkarması gereken bir sömürge katipliği türüdür. Çağrımız, ruhunu kolonyalizme teslim etmemiş, ağzı kürt beyni-türk olmayan, nerede bir kürt girişimi zuhretse kapı beslemesi haline geldikleri batının truva atları olarak katılmayı vazife addedip saptırıcı ahkamlar kesmekten kaçınan, yüreği insanca ve onurluca yaşamak için çarpan, insanca ve onurlu yaşamı milletine hak sayanlaradır.. Sömürgeci mekteplerin katmerli versiyonu konumuna düşmüş köhne ideolojilerin siyaset bezirganlarına keramet izafe ederek izlemek yerine Güney Kürdistan Yönetimi'nin etrafında kenetlenme zamanımızdır. Orada, Güney'de düşmanın rahle-i tedrisi geçerek bağımlılık saplantısına tutulmuş pazarlamacıların yerine kendi kökleri üzerinde yeşermeyi sınayan Başkan Barzani yalnız ve mahzun bir fidan misali bizlerin desteğimizi bekliyor. Fidanımız serpilmeyi ve hepimizi gölgesinde sitar edecek büyüklükte bağımsızlık ağacına dönüşmeyi özlüyor. Kürdistan'ın bağımsızlığını ilan etmek için bugün koşullar her zamankinden daha elverişlidir. Artık sömürgeci tam-tamların tokmağını tutanları, sömürge katiplerini es geçmenin zamanıdır. Kendine güvensizliği vazedenleri, bağımlılığı yüceltenleri başımızdan defetmenin zamanıdır. Hepimiz için bağımsızlık zamanıdır. Bağımsızlık talebimizi yükseltelim ve kararlılıkla sahiplenelim. 10 Aralık 2006 Kenan Fani Doğan
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.