Ayrı Yumurta İkizleri: Hizbullah ve PKK…
ÎBRAHÎM GUÇLU
·
13.01.2011 · 2 görüntülenme
Türkiye’de hızla gündem değişmektedir. Çoğu zaman da gündem, yazılı ve görsel basın tarafından oluşturulmakta. Siyasetçiler, aydınlar, yazarlar da bu gündemlerin arkasına takılmaktadır. Bu nedenler, gündemler çoğu zaman da suni niteliktedir. Bu gündemler, gerçek ve yaşama ilişkin gündemlerin önüne geçmektedir. Son günlerde yoğun bir şekilde “İki Dilli Hayat”, “Demokratik Özerklik” siyasi gündemin ön sıralarında yer alırken, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Diyarbakır çıkarması ve Diyarbakır kalesini “fethetmesi”; Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Özerklik” Projesine ayar vermesi, BDP milletvekilleri olan koca adamların da Öcalan’ın söyledikleri karşısında günah çıkarmaya başlamaları ve özeleştiri yapmaları sonucunda, bu konular gündemden düştü. Bunun yerini, Hizbullah ve PKK’nın siyasallaşması, eskisi gibi iki örgüt arasında çatışmanın söz konusu olup-olmaması, almaya başladı. Unutmamak gerekir ki, PKK ve Gülen Hareketi ilişkileri de gündemde olmasına rağmen, ötelenen bir konu oldu.
*****
CMUK’nın 102. maddesinin tutukluluk süresine getirdiği sınırlama sonucunda, Hizbullah Örgütü’nün cinayetlerden sorumlu görülen, ağırlaştırılmış müebbet cezasından yargılanan üye ve yöneticilerinin tahliye edilmesinden sonra, birkaç sonuç ortaya çıktı. Bu sonuçlardan biri, bu yargılamaların bir hukuksuzluk yarattıkları. Türkiye yargısındaki zaaflar. İkinci sonuç, Hizbullah Örgütü’nden zarar görenlerin tepkileri, isyanları. Üçüncü sonuç, Hizbullah Örgütünün niteliği, eski yapısına dönüp dönmeyeceği, siyasallaşıp siyasallaşmaması konusu. Dördüncü sonuç, Hizbullah’la PKK arasında silahlı çatışmaların olup olmayacağı.
Bu konuların her biri hem ayrı-ayrı hem de birlikte görsel ve yazılı basında yoğunca tartışılmaktadır. Hizbullah’la PKK ilişkileri ve çatışması konuları ele alınırken, Hizbullah ve PKK’nın nitelik ve yapısallığı konularında tartışmalar yapılmaktadır. Bu konularda görüşler dile getirilirken de, bu iki örgüt, birbirinden niteliksel ve yapısal olarak çok uzak iki örgüt gibi ele alınmaktırlar.
Bu bağlamda, iki örgüte bağlı yapısal ve niteliksel özellikler üzerinde bir uzlaşma ve çerçeve anlayış ortaya çıkarılmadığı için, bu iki örgüte bağlı diğer yan konuları tartışmakta büyük sapmalara yol açmaktadır. Bu nedenle, her iki örgütün yapısal ve niteliksel özellikleri hakkında bir yaklaşım göstermeyi öncelikle doğru buluyorum.
Yazımın başlığına bakıldığı zaman da, Hizbullah ve PKK’yı, yapısal olarak aynı, niteliksel özellikleri itibariyle örtüşen yapılar/örgütler gördüğümden, onları “Ayrı Yumurtların İkizleri” olarak tanımlıyor ve kavramlaştırıyorum. Hizbullah ve PKK hakkındaki bu tanım bazıları tarafından ilk plânda kabulü zor, bazılarınca da kabulü hiç mümkün olmayan bir tanımlamadır. Ama şunu bilmek gerekir ki, düşünce düşüncedir. Bir düşünce, sarsıcı, şok edici, tabuları yıkıcı, resmi katı, totaliter ve otoriter düşüncelere karşı olduğu zaman, düşüncedir.
Elbette Hizbullah ve PKK’yı ayrı yumurtların ikizi yapan, öyle tanımlanmasına yol açan özellikleri açarak ifade etmem gerekir. Bu özellikleri sayıları başa alarak yapmam, konunun anlaşılmasını kolaylaştıracaktır.
1- PKK ve Hizbullah, devletlerin Kürdistan’da kurduğu, ya da en iyimse haliyle devletlerin ele geçirdiği örgütlerdir. Bu örgütler, öncelikle Türk Devleti tarafından kuruldular. Daha sonra, Türk devleti ile ilişkilerini de korumaya çalışarak, rotalarını bölge devletlerine doğrultular. Bu nedenle PKK, zamanla Irak, İran, Suriye Devletlerinin desteğini alan, onlardan tarafından yönetilen, yönlendirilen bir örgüt oldu. Yine bölge ve uluslararası ekonomik-siyasi çıkarlar çerçevesinde Ermenistan, Rusya, Yunanistan’ın da desteğini aldı. Hizbullah da suni Kürtlere dayanmasına rağmen, İran Şii teokratik yönetiminin desteğini alan, Suudi Arabistan’a kadar uzanan, bizzat onlar tarafından yönlendirilen de bir örgüt oldu.
PKK ile Hizbullah arasındaki çatışmayı ve savaşı durduran gücün de İran Devleti’nin olması, PKK ve Hizbullah’ın tanımı açısından, devletler tarafında kurulan ya da teslim alınan örgütler olması bakımından güçlü bir ipucu sunmaktadır.
2- PKK ve Hizbullah’ın Kürdistan’da devlet tarafından kurulmalarının ya da ele geçirilmelerinin nedeni, en genel plânda Kürt ulusunun özgürlük mücadelesini ve Kürdistan’daki egemenlik ve siyasi iktidar olmasını engellemekti. Özel olarak, PKK, seküler, demokrat, çağdaş Kürt ulusal hareketinin, Hizbullah da ulusal ılımlı dini Kürt Hareketinin engellenmesi için kuruldu.
Bu ana stratejiye bağlı olarak da, iç iktidar mücadelesinde de kullanılan örgütler oldular. Son tarihsel kesitte, PKK’nın AK Parti İktidarına karşı derin devlet iktidarının yanında yer alması, sivil iktidarın başarısız olması için eylemler yapması; anayasa referandumunda boykot-hayır demesi bütün bunların delili. Ayrıca Öcalan’ın, “Devlet Kürt sorununu çözümden yana, AK Parti İktidarı çözüme karşı” demesi iç iktidar mücadelesinde nasıl kullanıldıklarının en somut örneği.
3- PKK, solun otoriter, Stalinist, Kemalist, totaliter, faşizan eğilimini referans aldı. Hizbullah da İslam’ın otoriter, totaliter, teokratik, faşizan eğilimini referans aldı. PKK ve Hizbullah bu ideolojik referanslarla örgütlendi.
4- PKK de, Hizbullah da, Kürdistan’da örgütlenmeyi temel alan örgütlerdir. Her iki örgütün de kurucuları ve üyeleri ağırlıkla Kürtlerdir. Az sayıda Türk yönetici ve üyelere sahiptirler.
5- PKK, Kürdistan’da üretim dışı, lumpen proleter, şiddet yandaşı, ölüm sevicisi unsurlardan oluşmuştur. Hizbullah da aynı kesimlerin İslamcı öğelerine dayanarak örgütlenmiştir.
6- PKK, seküler, aristokrat Kürtlere, sınıf ve tabakalara (beylere, ağalara, şeyhlere, aşiret reislerine) karşı ve düşmandır. Hizbullah da dini aristokrasiye karşı ve düşmandır.
7- PKK, demokrat, çağdaş, ulusal Kürt aydınlarına karşı ve düşmandır. Hizbullah da Seydalara, derinlikli bilgi sahibi din adamlarına, şeyhlere karşı ve düşmandır.
8- PKK de, Hizbullah da hukuka, açıklığa, açık örgütlenmelere, demokratlığa ve sivilizasyona karşıdırlar. Legal tüm örgütleri işbirlikçi ve kendisinden saymayan bir özelliğe sahiptirler. Günümüz bu enstrümanları savunmaları, siyasallaşmaları, demokratikleşmeleri anlamına gelmiyor. Kendi hegemonik yapıları için kullanılır ve yaralanılır enstrümanlar olarak ele almaktadırlar. Bu alanda yararcı, umarcı ve pragmatistler.
9- PKK de, Hizbullah da demokrasiye düşmandırlar. İnsani değerlere düşmandırlar. Bu nedenle, her iki örgütte kendi dışındaki muhalefet örgütlerine ve içlerindeki muhalefete karşı ve düşmandırlar. PKK de, kendi dışındaki ve içindeki binlerce yurtseveri katletmiştir. Hizbullah da kendi dışındaki ve içindeki binlerce İslamcıyı ve Kürt yurtseverini katletmiştir.
10- KKK de Hizbullah da, tek lider, tek ideoloji, tek parti, otoriter, totaliter, faşizan rejim paradigmasına sahiptir. PKK ve Hizbullah’ta liderleri peygamber ve hatta Allah mertebesindedir.
11- PKK ve Hizbullah da kendi dışındaki fikirleri ve ideolojileri gayrı meşru saymaktadırlar.
10- PKK ve Hizbullah, hegemonik, otoriter, totaliter, faşizan, teokratik yapılardır; tekçi toplum senaryolarından dolayı, kendi dışındaki güçlere olduğu kadar, fazlasıyla birbirlerine karşı da düşman güçlerdir. PKK ve Hizbullah arasındaki çatışmanın bir asıl nedeni bu olmasına rağmen; her ikisi ayrı-ayrı ve birlikte de Kürt ulusal güçlerine, sivil demokratik güçlere karşı kullanılmışlardır.
PKK ve Hizbullah arasındaki çatışmada ölenlerin çoğunluğu da PKK’lı ve Hizbullahçı olmayan Kürt yurtseverleri ve İslamcılardır.
11- PKK ve Hizbullah’ın öldürme olaylarında kullandıkları yöntemler de aynıdır ve canicedir. İşkence sonrası öldürme, insanların vücutlarına sıcak yağ dökme, kadınların uzuvlarına mum söndürme v.b.
*****
PKK ve Hizbullah’ın, siyasallaşması ve demokratikleşmesinin, yukarıda sıraladığım özellikleri göz önüne alındığı zaman olanaklı değildir. Bu konuda yapılan tartışmaları ve ileri sürülen görüşleri, iyi niyetli, ama acı gerçekleri de görmemekten kaynaklandığını düşünüyorum.
*****
Yine ileri sürüldüğü gibi, Hizbullah ve PKK’nın hegemonik savaşının başlaması halinde taraftarlarının karşı çıkacağı konusundaki görüşler, hayalci görüşlerdir. Ayrıca Kürt halkının da bu çatışmayı engelleyebileceği konusundaki yaklaşımlar da ütopiktir.
PKK ve Hizbullah, kendi iradeleriyle hareket eden örgütler değildir. Onları yöneten devletin güç odakları çatışmayı istediği zaman, yapılacak hiçbir şey yoktur. Onlar arasındaki çatışmalar başlayacak, bu çatışmaların başlamasının nedeni de demokratikleşmeyi ve Kürt ulusal gelişmesini engellemek; derin devlet iktidarının sürdürülmesini sağlamaktır. Kendi varlıklarını devam ettirmektir. Öyle söylendiği gibi, PKK, silahlı güçleri, Hizbullah kendi hegemonik yapısını terk etmek niyetinde değiller.
Hizbullah yöneticilerinin serbest bırakılmasından sonra Öcalan’ın ilan ettiği savaş, buna karşılık Hizbullah’ın verdiği cevap, aynı çatışmacı kültürü devam ettirdiklerinin ve aynı çatışmacı reflekslere sahip olduklarının da en büyük delilidir.
Öcalan’ın kitlesel katliama yol açacak ve kitlesel terörü içeren dediklerine bakalım: “Diyarbakır’da kimin nerde oturduğunu gösteren adresler elbette vardır, bunlar bulunabilir. Bunların yerini tespit etmek zor olmaz. Diyarbakırlılar bunları (Hizbullahçıları-İG) tek- tek tespit edip, onbinlerce kişiyle gidip evlerini kuşatmalı, nefes aldırmamalı.”
Öbür yandan, Hizbullah’la ilişkiye geçilmesinin de önerilmesinin de farklı bir “şaşkın ördek misali” olduğu açık.
Hizbullah, Öcalan’a hızla yanıt verdi. Hizbullah’ın internet sitesi olan “hüseynisevda.com” da şunlar ifade edildi: “Herkesin bildiği gibi Ergenekoncu ‘Derin Dayılarının’ gaz vermesiyle, birkaç sofiktir, bir tehditle dağılıp giderler) diyerek, Hizbullah camiasına çatışmayı dayatan Öcalan, hızını alamamış olacak ki adeta yeniden çatışma emri verdi. Kışkırtmalara rağmen yeni çatışmanın yaşanılmaması için sürekli itidalli davranan ve 2003’ten beri tüm kışkırtma ve hakaretlere rağmen bu çizgisini koruyan Hizbullah’ın, yeni çatışmaya niyeti olmadığı bilinmesine ve kendisini toplumda cehalet, fakirlik ve ahlakî yozlaşmanın ortadan –kaldırılmasına adadığını deklere etmesine rağmen, yine de itidal çizgisini koruyan kesim olması tüm kesimler için en hayırlı sonuç olacaktır.”
Amed, 12. 01. 2011