BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ehmedê Gûlîstanê · 26.04.2006 · 2 görüntülenme
Öncelikle aydın yaşamı; bilinçli ve düzeylidir. Dil, kültür, siyasal analize vakıftır. Düzeylidir. Geçmiş ve geleceğe kafa yoran, siyasal tarafgirliğini değişimden yana koruyandır. İnandığı fikirsel doğruyu ifşa etme kaygısı olmayandır. Kendini ve toplumu daha mutlu, özgür ve murafaa düzeye çıkarma projesi olan ve değiştirme eylemi içindeki bağımsız bireydir. Aydınlanma hareketi, esasta geleceği arayan insanların birbirlerine tahammül eden ve bağımsız düşünen, fikir üretme becerisini gösteren insanların duyarlı ve kendiliğinden “ortak aklın” refleksidir. Zira bu refleks öylesine ciddidir ki her olay karşısında tahlilci ve eyleme geçiş ya da tenakuz durumunda olduğu için de örgütlü ve iradidir. Aydın, her olayın ortasında duran ve durumu kurtarmaya çalışan değil, tam tersine değişim için kriz yaratandır. Kiriz fikrini geliştirip, derinleştirendir. Bunu da ileriye dönük değiştirmek ve halkı kazanmak esaslı değilse, statükoculuğa yarayacağını hesaplar. Bu kiriz ortamında halkın davranışını çıkarlarına uygun yönlendirirken, ancak halkın bir erk olabilmesi durumunda değiştirme gücüne erişebileceğini gizlemez. Hiçbir koşulda düşüncesini vurgulamaktan geri durmaz. Bu tutumuyla rejim karşısında itaatsizlik içindedir. Haksızlık karşısında asla sessizliği ve eylemsizliği tercih etmez. Aydın aynı zamanda etkili bir toplumsal eylemin mimarıdır. Sürekli bir arayış içindedir. Bu nedenle zamanını en doğru kullanmak üzere ajandasında boşluk bırakmaz/yoktur. Okuyan, yazan, saha çalışması yapan, envanter hazırlayan/tutan, toplum ve kendi eyleminin doğru olup olmadığını çok yünlü sınayan, kritik eden ve yeniden eylem içindedir.. Aydın fikir militanıdır. Bu nedenle ruhundaki miskinliği ölüdür. Aydın kimliğini “Yurtseverim!” diye tanımlarken yurdun ve sevginin; ne, neresi, nasıl olduğunu, Dünya’daki jeo- politik konjonktürünün aktüel kılınması ve adeta bir laboratuar çalışmasına tabi tutulması gerekir. Zira aydın, aydınlatıcıdır. Bunun için kullandığı her kavramı tüm boyutlarıyla yeniden ve yeniden öncelikle kendisi doğru kavramak durumundadır. Aydın kendisini ve toplumu kandırmaz. İkiyüzlü değildir. Ancak; “Kürtçe güzel, şirin, eski, zengin, dil yapısı melodiktir vs.” deyip öğrenmezlik yaparsa, aymazlık ve ikiyüzlülük yapmış olur.. Çocuklarına Kürtçe isim verir Kürtçe öğrenmeleri için çaba sarfetmeyen anne ve baba da iki yüzlüdür. Dergisine, gazetesine Kürtçe isim verip, içini Kürtçe yazılarla doldurmamak da ikiyüzlülük ve aymazlıktır. Kendini kandırmaktır. Tatmin etmektir. Atalarımızın deyimiyle “Aş cihiştiye xwe bi şeqşeq dixapîne! (Değirmeni bırakmış kendisini şekşekok ile kandırıyor.” Bundan çıkmaksızın örnek/aydın olmak zor! Aydın araştırma, sergileme, yayma, etkileme, değiştirme, birlikte davranma hususlarında profesyoneldir. Doğru bildiği ile birleşir ya da kaynaşır. Yanlış bildiği ile mücadele eder değiştirmek üzere tereddütsüz çatışır. Karmaşık halk çıkışlarını olumlu/olumsuz yanlarını ayırtır/ayıklar. Olumsuzu bertaraf eder. Bunun için de eylemin içindedir. Aydın kuşkucudur. Olasılıkları hesaplar. Görür ve uyarır. Aydın ezilenlerin vicdanıdır. Onları ezilmişlikten kurtaran her eylemin yanında, içinde ve önünde olur. Tabi aydın karakteristiğine daha çok özelik eklemek olasıdır. Kürdistan’da pek çok aydın bu özelikleri yerine getirme çabası içinde oldu/ oluyor. Ancak içine düşürüldüğü ağır kuşatılmışlığı henüz aşabilmiş değildir. Buna en büyük engel; toplumsal köylü düşünüş tarzından kendimizi kurtaramayışımızdır. Zira köylülük ortaçağ zihniyetinin ürünüdür. Hem biz, hem de bizi ezen ulusların efendisi köylü olmuştur. Aydınlarımız; ortaçağ sisteminden bu güne kadar ağır bedeller ödetilmiştir. Bu mücadele adeta kan ve gözyaşı ile bugüne vardırılabilinmiştir. Tüm bedellere rağmen toplumsal özgürlüğe erişememiştir. Toplumsal özgürlük için verilen mücadelenin dinamosu, nitel bir değişiklik yaratmaya yetmemiştir. Bunun tabi bir de iç olduğu kadar diş güce ilişkin politikadaki eksiklikler ve erk olma hususundaki mimari fukaralığın da etkisi büyüktür. Halen de içinde düştüğümüz “Biz 40 milyon bir halk olarak kendimizi idare edelim mi? Etmeyelim mi?”, sömürge bir halk olarak; “Devlet bize zararlıdır/zarar getirir!..” “Getirmez!” trajedi- komik tartışmalarının içinde olmayacaktık. Şimdiye kadar Kürtler kendilerini idare edemiyorlarsa, sömürge ülkenin “aydınları” kendilerini “egemen /ülke ve ulus/ın hizmetinde görmekte rahatsızlık duymuyorsa bu bir eksiklikten de öte, kürdün deyimiyle tam bir “rûreşî (rezillik)” olarak orta yerde henüz tezahür ediyor. “Aydınım!” diyenlerin de topyekûn kendi ülkeleri adına bu anlayışa isyan etmediğini genişçe tahlil etmediğimiz müddetçe zoru aşmamız zorlaşacaktır.Aydın; sömürgeci devletten değil, halktan kopuşundan korkmalıdır. Halkla bir olurken ona benzeşmek ve geriye düşmek değil, halkı değiştirmek ve ileriye götürmek esas kaygısıdır.Bizim sömürgeci metropollere doğru itildikçe eridiğimiz ve ülkemizden uzak kaldıkça kültürümüz, dilimiz ve en önemlisi siyaset ve bilincimizden uzak kaldığımız gerçekliğini görmememiz de aydın körlüğü olsa gerek. Evet, artı doğru teorik tespitler yapmak önemli ama yeterli olmadığı görülmeyecek mi?O zaman geçmiş olsun! Ancak birileri görmezse de gören azınlığın çoğalmaya başladığını görmek ne umut verici şey…Bu genel aydın tespitlerinden sonra, gelecek Türkçe yazımın devamını Kürdistan aydınının da somutlayarak açmaya çalışaçağımı ve Kürt Ulusal Demokratik Çözüm Grubu’nun çalışmalarına anlam biçtiğimi belirtmeliyim!
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.