Siyaset

AVRUPA, LOZAN ANTLASMASI´NI YENIDEN GÜNDEMLESTIRIP ONAYLADI

Erda · 08.10.2005 · 2 görüntülenme

AVRUPA, LOZAN ANTLASMASI´NI YENIDEN GÜNDEMLESTIRIP ONAYLADI

AB, 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye icin tam üyelik müzakere sürecini baslatma karari aldi ve Türkiye´nin önüne „Cerceve Belgesi“ konuldu. Müzakere sürecinin ucu acik oldugu, üyelik garantisi olmadigi ortaya cikan tüm belgelerde vurgu yapilmaktadir.AB´nin Türkiye´ye tam üyelik müzakere sürecini baslatmasi Türkiye´nin kesinlikle üye olacagi anlamina gelmiyor. Bu uzun bir sürec alacaktir. Otoritelerin iddiasina göre bu sürec 10-15 sene gibi bir zaman alacaktir. Bu süre icinde AB´nin kaderinin bile tartisma konusu iken Türkiye´nin tam üye olmasina kesin gözüyle bakmak gercegi ifade etmedigi söylenmektedir.Fakat AB ile Türkiye arasindaki iliski su veya bu düzey de devam edecektir. Mesele bu iliski baglaminda üretilecek politikalarin Kürd millet cikarlari acisinda ne ifade edecegi konusunda Kürd politik önderligin tavri önemlidir. Bagimsizlikci güclerin disinda kalan malum cevrelerin kirintintilar karsiliginda Kürd millet egemenligini satisa cikardigi son gelismelerle bir kez daha ortaya cikarmistir. Bagimsizlikci gücler, eger örgütlenmez, Kürd millet cikarini programlamaz ve düsmana karsi kendini iradilestirmese düsman ve ihanet elele verip Kürd milletine her türlü yaptirimi uygulayacaklardir. AB´de bu politikaya destek vermeye devam edecektir. Ihanete Brüksel´de „Kürt Konferansi“ tertiplemek bu politikanin sonucudur.Bildigimiz bir gercek var ki, Avrupa-Türkiye ittifaki dünden bugüne Kürd egemenlik gaspi temelinde sürüyor olmasidir. Sorun, Kürd önderligin buna uygun bir politika olusturmasidir. Yoksa AB-Türkiye arasindaki iliski bizim irademiz disinda sürecek ve kendi cikarlari geregi bu iliskiyi sürdüreceklerdir.Sürec AB ile Türkiye arasinda danisikli-dögüslü bir mücadeleye tanik olacaktir. Türkiye´nin yerine getirecegi kosullar var. Bunu yerine getirip getiremeyecegi tartisma konusudur. Bu konu da disardaki zorlamadan ziyade Türkiye´deki AB´ci gücler ile AB karsiti gücler arasindaki odaklarin iktidar mücadelesi belirleyici olacaktir.Bu mücadelede son karari Türk toplumunu rehin almis Ordu agirlikli MGK verecektir. MGK, AB girme yanlisidir. Ama bir sartla. Türk egemenlik sisteminin hasassiyet ve kirmizi cizgilerine helal getirilmeme sartiyla. 3 Ekim 2005 tarihindeki kararin bu hasassiyet ve kirmizi cizgilere helal getirilmedigi bize göstermektedir. Türk yönetim sisteminde Anayasa dahil tüm temel belgelerde öngörülen cogulculuk degil tekcidir. Bu tekcilik kendini “tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek dil, tek...” vs. “hasassiyet”, “kirmizi cizgiler” listesi ile sürer. Bu tekcilik, irkci, soven, miliyetci ve ilhakcidir.AB ile uyum yasa paketlerinde de bu tekcilik özenle korunmustur. Bu durum AB tarafindan da onay görmüstür. En son 3 Ekim 2005 karariyla bu durum bir kez daha onaylanmistir. Onaylanan TC devletinin irkci, soven, milliyetciligi ve ilhakciligidir. Lozan Antlasmasinin gündemlestirilip yeniden onaylanmasidir.AB, 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye´ye tam üyelik müzakere sürecinin baslatilmasi karari ile  “Türkiye devleti, ülkesi ve milliyetiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkcedir.” “Türkceden baska hic bir dil, egitim ve ögretim kurumlarinda Türk vatandaslarina anadilleri olarak okutulamaz ve ögretilemez.” “Türk devletine vatandaslik bagi ile bagli olan herkes Türktür.” tekciliginin onaylanmasidir.Türk yönetim sisteminin temel bir yaklasimi, kendi tezlerini biktirircasina tekrarlamasi ve karsisindakilerin bilinc altina kazimasidir. Bunu cogu cevre psikolojik savasin vazgecilmezi olarak degerlendirmektedir.Bu politikasi sonucu Türkler kendilerini bugüne kadar yasatabildiler. Bu politikalarini su an AB´nede kabullendirdikleri 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye´ye müzakere sürecinin baslatilmasiylada ortaya cikti. Daha evel AB yetkililerinin Türkiye´deki anti-demokratik uygulamalari konusunda söyledikleri unutuldu. Avrupanin güvenligi ve cikari adina Türk yönetimine teslim olundu.Bir asirdir hep ayni minval üzeri herkesin gözüne baka baka „misak-i milli“ dedikleri devlet sinirlari icinde zorla hapsetikleri ulus ve ulusal azinliklari yok saydilar. Yok saydiklarini katliam ve asimilasyondan gecirdiler. Bunu kendilerine bir hak bildilar.Dünyanin yani sira Avrupa bunlari görmemezlikten geldi. Dahasi Türk yönetiminin her türlü insanlikdisi yaklasim ve uygulamalari her alanda desteklendi. Cikarlari bunu öngördü. Bugün de bundan farkli bir tutum ortalikta gözükmemektedir. Sözde demokrasi ve insan haklari söylemi ise ikiyüzlülüklerinin ifadesi olsa gerek.Göcmen muhacir topluluklardan bir „ulus yaratmak“la övünenler, herkesi kendileri gibi sandiklari icin Türkiye´de „azinliklar yaratilmak isteniliyor“, „Türkiye Yoguslavyalastirilmak isteniliyor“ yaygarasini temek politika edinmislerdir.  Bu politikalari sonucu „tek devlet, tek millet, tek bayrak“ teranesini AB´ni kabul ettirdiler.Avrupa´nin güvenligi ve cikari geregi bu karar alindi. Bu nedenle bu karar, AB icin bir önemi olabilir. Peki bu karar Kürdler acisinda ne ifade eder? 3 Ekim 2005 kararinin Lozan Antlasmasinin gündemlestirip onaylanmasi demektir. Türk devleti tarafindan Kürd millet iradesinin gaspinin AB tarafindan yeniden onaylanmasi demektir.Isin tuhaf tarafi bilinen malum Kürd cevreleride bunu olumlu bir gelisme olarak degerlendirmektedir.Ne demek. “AB, Kürdleri taraf olarak kabul etmesede, Kürdlerin temel ulusal haklarini görmemezlikten gelsede, Türkiye´nin üyelik müzakere sürecini olumlu bir gelisme olarak görüyoruz” tavri.Kendini düsmanin kapisina baglamanin, düsman cikarini savunmanin binbir yolu var. Insan kendine ve milletine yabancilasmaya durmasin. Nerde durulacagi kestirilemez. Sonuc sömürgeci esikte kemik kovalamaya kadar varir.“Bizi af edin, destegimizi alin, eliniz daha güclenir” tavri Kürd yurtseverligiyle bir alakasi yoktur. Bu olsa olsa Türk devletine yalvarmanin vardigi cukurlasmanin seviyesini ele verir.„Türkiye’nin elini güçlendireceği“ yaklsimi ne demek? Türk´ün elinin güclenmesi, Kürtlerin elinin zayiflamasi demektir. Türklerin elini güclendiren politikalarin savunuculugunu kendine is edinmis Kürd cevreleri sömürgeci esikte kemik kovalayanlar ve aday adaylaridir.Kendilerine AKP hükümetine destek gücü ilan edenlerin Kürd-Kürdistan yurtseverligiyle uzaktan yakindan bir alakasi yoktur/olamaz.Türkiye´nin AB üyelik sürecinin 3 Ekim 2005 tarihinde baslamasiyla cok önemli olanaklara kevusacagi kesindir. Bu anlamiylada elinin güclenecegide kesindir. Bunu Kürd milletine karsi kullanacagi da bir o kadar kesindir. Bu durumda Türkiye´nin elinin güclenmesini destekliyoruz diyen Kürd malum cevrelerin büyük bir ihanet icinde oldugununda belgesidir.AB´nin Türkiye´ye tam üyelik müzakere sürecini baslatmasini „önemli bir gelisme“ olarak degerlendiren malum cevreler, Kürd millet cikari acisinda hangi kriterlere göre böyle bir sonuc cikarmistir? Dahasi Kürd cikari diye bir dertleri var midir? Eger var diyorlarsa bu „önemli gelisme“ kime ne kazandiracaktir? Kimin elini güclendirecektir?Elinin güclenecegi Türk tarafi olacagina göre bu güclü el Kürd milletine ne yapacaktir? Bugüne dek yaptiklarinin disinda olumlu seyler yapacak diyen aklievel poltikacilarimiz neyin pesindedir? Niye Türk elinin güclenmesi icin caba sarfetmekteler? Karsiliginda ne beklemekteler?Dogru ya bu malum cevre cok „akili“ takilir. Kürd yurtseverlerinin mesru silahli mücadelesini „terörizm“ olarak Türk tarafa deklere edip, „biz silaha bas vurmadik, bizi muhatap alin“ diyenlerin neyin pesinde kostugunuda aciga vurmaktadir. Legal zeminde politika yapmayi dileyip TBMM´de vekil olmak hesaplari vardir. Türk egemenlik sistem kapisinda kendilerini siki siki baglanmayi „akili“ politika olarak ifade edenler bilsin ki, bu yapilan ihanetir. Onlar, bunu yapabilirler, ama halkimizi bu ihanete sürükleyemezler. Onlarin yaptigini baskalari da denedi, ama hic kimse bu ugursuz isi beceremedi. Onlar da bunu beceremezler. Ama ihanetiyle yüzyüze kalacaginida biz söyleyelim.Bulanik su da balik avlamayi politika eden bu malum cevre, kafayi „Kopenhag Kriterleri“ ile bozmustur. Kürdistan sorununu bu kriterlerin yerine getirilmesine baglamistir. Peki cözülebilindi mi? 3 Ekim 2005 tarihinde tam üyelik müzakere sürecinin baslamasi ayni zaman da Türkiye´nin „Kopenhagen Kriterleri“ni yerine getirildigi inancinin sonucudur.Dahasi AB´nin Kürdistan sorunu diye bir sorunu kendine dert ettigide yok. Onlar icin önemli olan Avrupa´nin güvenligi ve cikaridir. Bununda Türkiye ile iliskilerin siki bir sekilde sürdürülmesinde bulmaktadir.3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye´ye tam üyelik sürecinin baslatilmasi, Kürd milleti nezdinde mesru olmayan Türk egemenlik sisteminin AB tarafindan mesrulugunun teyit edilmesidir. Lozan Antlasmasinin yeniden onaylanmasidir. Malum cevrenin „önemli bir gelisme“ olarak degerlemdirdigi olay bu olsa gerek.Kürd yurtsever hareketi, bu oyunu bozacaktir. AB-Türkiye arasinda alinan kararlar Kürd milletini baglamamaktadir. Kürd milleti, taraf olmadigi hic bir anlasmayi tanimiyacaktir. Herkes hesabini buna göre yapmalidir.08 Ekim 2005  

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.