Siyaset

Ateşkes sessizliği!

Metin Þen · 03.11.2006 · 1 görüntülenme

 Ateşkese en çok gerilla ve asker aileleri sevindi. İkinci sırada AKP var. Üçüncü sırada ABD.Sevinmeyenler direniş yanlıları ve Türkiye’de “ulusalcı cephe”.Nötr kalanlar AB’den umduğunu bu dönem pek de bulamayacağını sezen demokrasi cephesi; “Kürt reformistleri” ve “ikinci cumhuriyetçiler”.PKK Ateşkesi, adını ne koyarsak koyalım politik tutumların şekillendiği bir olay oldu.En önemlisi de her ateşkes ile birlikte şekillenen; ister bilinçli isterse politik yönlendirme olarak ateşkes sessizliği..Nedense Kürt meselesi Güney Kürdistan ve “Kerkük Sorunu” olmasa bu sessizlik, daha da derin ve sıcak hissedilecek.Fakat bu sessizliğin beraberinde yeni olarak neler getireceğini iyice düşünmek gerekir. Türkler çok defa ateşkeslerin üzerine yatarak, Kürdistan sorununu görmezden geldiler. Fakat bu defa farklı bir duruş içindeler. Milletler arası kuşatma ile imhalarla yola devam edecekler. Savaşan taraflar birbirlerinin oyunlarını kıran planlar yaparlar. “Şemdinli Olayı” sonrası TC yeni stratejisini devreye koydu. Dışarıda “Lübnan Tezkeresi” ile ABD’ye ödünler verildi, karşılığında PKK ateşkesi koparıldı. Türk milliyetçi cephesi içerde de sağlandı. Sırada PKK’nın imhası var.Her politik mücadeleyi sıcak tutan ana damarlar vardır. PKK ateşkesinin oluşumunda söz sahibi kesimlerin milletler arası arenada ABD, AB ve içerde; G. Kürdistan Bölge Hükümeti ve DTP oluşu anlamlı bir müdahaledir. PKK yaptığı silahlı mücadeleyi bırakmakla karşı karşıya bırakılmıştır. Yaptığı silahlı politik mücadelenin damarlarına tıkaç konmuştur.A. Öcalan’ın sürece dahil oluşu, bu durum üzerinedir. Açıklamasının ateşkes öncesine gelmesi de sembolik liderliğinin korunması için yine önceden düşünülmüş bir yaklaşım olacağını bu gelişmelerden hareket ile kestirmek mümkün. (Fakat neden hala onun sembolik liderliği korunmaktadır? Bu sorunun yanıtını PKK’lılar vermelidir. Son beş yıldır PKK’yı şu yada bu politik mücadelede ayakta tutanlara neden birincil görevler ya da liderlik sembolleri yakıştırılmamaktadır? Oldukça kuşku ve şüphe uyandıran bu durumu herhalde açıklarlar...) Ateşkes sonrası yapılan açıklamalara gelince; subjektif yorumlarda bulunmak istemiyorum, lakin “barış için mücadele etmek”, “barış içinde barışçıl politikalar geliştirmek”* (A. Öcalan’nın son açıklamaları) bir yerde teslimiyeti beraberinde getirebilir. “Gelişmeleri ve yaklaşımları takip edeceğiz.” demek ile TC’nin değişmeyeceğini bildiğiniz halde, TC’nin askeri operasyonlarının devam ettiği ve AKP Hükümetin kendini seçim yılına adadığı ayrıca DTP’nin gelecek seçimde hiçbir şekilde mecliste yer almaması için seçim yasasında gerekli önlemlerin alındığı şu günlerde neyin takipçisi oluyorsunuz, bu bir muamma!Eğer ABD, AB, G. Kürdistan Bölge Hükümetinin ve TC’nin artan askeri baskıları ile geri çekilmek babından ateşkese baş vurduysanız, bunu da açık yüreklilikle söylemeniz gerekir. Hiçbir alanda siyasal temsiliniz kabul edilmediği halde, ve yine Koordinatörlükte de siyasal bir muhatap olarak öngörülmediğiniz yapılan Koordinatörlük açıklamalarından zaten anlaşılıyor. Kürt Hükümet sözcüleri ve ABD’nin ya da başka devletlerin istihbarat ajanlarının ajandası ile yola koyulmanın sakıncalarına da zaten tecrübeleriniz ile bilgisine sahipsiniz. Yıllardır yapılan mücadele karşısında diplomasinizin geldiği yer bu mu olmalıydı?Türkiye’nin iç siyasal dengelerine oynamak eğer bu planın parçası ise; içerde gelişen ırkçı ulusalcı Türk cephesini geriletmek ve AB ve İkinci cumhuriyetçiler ile gelişebilecek demokrasiyi sağlamak bu türden bir politika ile mümkün mü? Böylesi bir sorunun olumlu cevabını ne Türk siyasal demokrasisinin gelişim tarihinde ne de silahlı mücadele tarihinde görebilirsiniz. Ne İttihatçı gelenek, ne Hürriyet Fıkrası, ne İslamcıların, ne komünistler ve ne de ikinci cumhuriyetçilerin kimliği bu türden bir demokrasinin gelişmesine müsait bir yapılanmadır. Kaldı ki bu güçlerin tamamı denenmiştir. Bu bölgenin tarihi, asimilasyonlar ve soykırımlar demokrasilerinden başka bir şey üretmemiştir. Bu bölgelerde kurulan devletler, belli amaçlar uğruna kurulan yasalar devletleridir, hukukun üstünlüğünün olmadığı devletlerdir. Her milletin belli bir coğrafyada son yüzyılda milli vatanlarını, milli devletlerini kurdukları devletlerdir. Demokratik mücadeleler denenmiştir. Tekrar denenmez demiyorum. Fakat bu gün gelinen yerde Türkiye’de seçim atmosferinde dahi demokratik bir zeminin gelişebileceğini zannetmiyorum. Bu durumu, “ateşkes yetmez, silah bırakılmalı,” yeni kafalar teslim edilmeli vs. serzenişlerinde ve  askeri operasyonlarından görebilirsiniz. Evet, neyin takipçisiniz? Erimenin mi?Clevetiz’in değerli ve tartışılmaz askeri bilgilerinden hareketle; “mutlak savaşımın askeri duruşu ve sivil duruşu birbirine yaslanarak yol alınır” tezine göre PKK ateşkesinin bir intihar olduğu ortaya çıkıyor. PKK bu duruma sürüklenmiştir. Buradan çıkmak ancak siyasal bir kırılmanın yaratılması ile gerçekleşebilir.Bence PKK, öncelikle 1980 öncesi siyasal hedeflerine geri dönmelidir. Güncel direniş savaşımını örnek alarak baskı altında aldığı bu ateşkes kararını bozmalıdır. Bu siyasetin  gereği olan konumlanmanın hazırlıklarını yapmalıdır. K. Kürdistan’da ABD, AB eksenli politika işe yaramaz. Artık bazı alışkanlıklardan da kurtulmak lazım. Türkleri bilinçlendirmeden de vaz geçilmeli. “Büyük Türkiye!” taktikleri boş, Milli vatan oluşturan politikalara yönelmeli. İstanbul’dan yada İzmir’den zaten bir gün bizleri kovacaklar. Tarihsel olarak Ermenistan’ın oluşum modeli bu duruma en güzel örnek. Yeni silahlı çatışmalarda bunu yaşayacağımızı şimdiden öngörebilmelisiniz.G. Kürdistan Bölge Hükümetinin geleceği dahi kuzeyde geliştirilecek bu direnişe bağlı. Bu ateşkes aralığında her şey yeniden ele alınmalı. Burası Hindistan değil, Gandicilik, peygamberlik yapılarak yol alınamaz.. Bizlere direnişçi Barzani geleneği yeter...Ateşkes sessizliğinin yaratacağı olumsuzluklardan sakınmak gerekir. Mevzilerinizi koruyun fakat yeni alanlarda, daha derin Zagroslarda..Biraz daha Kuzeyde..Sevgilerimle..   

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.