Siyaset

Ankara ve Tahran kontrolü ele almak istiyor

MUHAMMED HURUB · 28.04.2006 · 2 görüntülenme

 Türkiye ve İran'ın Kürt isyanlarını bastırmak için aynı anda operasyon düzenlemesi, iki ülkenin Irak'ın birliğine dair endişesini ve Kuzey Irak'ın bağımsızlığından korktuğunu gösteriyor Kuzey Irak'ta yaşananlar tesadüfi değil, aksine başta Ankara ve Tahran olmak üzere bölgenin etkin ve önemli başkentlerinin vaatleri ve hazırladıkları takvim çerçevesinde yaşanıyor. İran'ın, kuzeybatısındaki Kürt bölgelerine, Türk ordusunun da PKK sığınaklarının bulunduğu Kandil Dağı'na düzenlediği kapsamlı askeri harekâtların aynı zamana denk gelmesi başka nasıl açıklanabilir? Bu iki operasyonun zamanlamaları dikkat çekiciydi. Çünkü operasyonlar, Irak'taki parlamento seçimlerinden ancak dört ay sonra cumhurbaşkanı, başbakan ve parlamento başkanının, koalisyonun Şii, Kürt ve Sünniler arasında nasıl dağılacağına dair uzlaşmasından sadece birkaç saat sonra ilan edildi. Dolayısıyla da, hesapları Kürt sorununa son verilmesini aşan bölgesel bir gelişmeyle karşı karşıyayız. Türkiye'de Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, Avrupa'nın şartlarına ve baskısına boyun eğmesine rağmen Kürt sorununa karşı sertlik açısından ordununkinden aşağı kalmayan bir tutum takındı. Hem de Ankara'nın insan hakları ile azınlıkların sosyal ve kültürel değerlerine saygı duyulmasına dair Avrupa kriterlerine özellikle bağlı kalması gerekirken. İran ve Türkiye rekabet içinde Irak'taki son gelişmelerin de bu operasyonların hızlandırılmasında etkisi oldu. Yeni gelişmeler Türkiye'de, ordunun 1990'ların ortalarından itibaren bölgede yaşanan gelişmelerden ve ABD ile Britanya'nın Irak'ta 2003'ten beri devam eden işgalinden çıkardığı dersler kapsamında dikkate alınıyor. Türk ordusu bu süre içinde mütevazı başarılar kaydetti. Ama Irak işgali, özellikle de PKK lideri Abdullah Öcalan'ın 1999'da tutuklanmasından sonra, PKK'nın tek taraflı ateşkes ilan edip siyasi bir partiye dönüşmesinin güvencesi oldu. Fakat, ateşkes bir yıldır devam etmiyor. PKK silahlı eylemler, sivil hedeflerin vurulması, bina, pazar ve otobüslerin bombalanması gibi sert bir planı yeniden temel almaya başladı. AKP'nin çoğunlukla ülkenin güneydoğusunda yaşayan Kürtlere yönelik reform adımlarının başarısız olmasından sonra da, Kürt sorununu yeniden gündeme getirmek için bu ayın başlarında şiddetli gösteriler yapıldı. Tahran ve Ankara'nın askeri operasyonları aynı zamanda düzenlemesi, gerçekten dikkat çekiyor. Operasyonlar, iki ülkenin ilişkilerinin ne iyi ne de gerilimli olduğu bir zamanda gerçekleşiyor. Aynı zamanda, her iki ülke de gerek Orta Asya cumhuriyetlerindeki, gerekse Irak'taki etkilerini artırarak Ortadoğu'da daha fazla rol oynamak için rekabet halinde. İran'ın nükleer teknolojisini geliştirme konusundaki ısrarı da bu bölgesel rekabet çerçevesinde yorumlanabilir. Kürt isyanının tüm bölgeye yayılma ihtimaline son vermeyi ve Irak'ta hükümet kurma süreci yeniden başladıktan sonra Kürt sorununun çehresini değiştirmeyi amaçlayan İran ve Türkiye, bölge tarihinde yepyeni bir dönem başlatacak. Söz haklarını kullanıyorlar İran ve Türkiye'nin Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt devleti kurulmasından duyduğu kaygısı, yeni askeri operasyonların da yapılacağını işaret ediyor. Bu durum her iki ülkenin de, yeni hükümetin Irak'ı içinde bulunduğu karmaşa ve istikrarsızlıktan çıkarabileceğine inanmadığını gösteriyor. Irak'ın iç savaşa sürüklenmesi ihtimali gün geçtikçe artıyor; ülkenin geleceği belirsiz. Kürtler, Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile Kürt yönetimi lideri Mesud Barzani arasındaki siyasi uzlaşı, ekonomik gelişmeler, istikrar ve ABD'nin açık desteğiyle besleniyor. Irak'ın geleceğinin belirsizliği ise Kürtleri merkezi yönetimle ilişkilerini belirleyen federasyon formülünü, ayrılma yönünde geliştirmeye yönlendiriyor. Hatta, Kerkük'ün askeri güçle de olsa Kürt bölgesine katılması gibi bir ikinci durumu da ortaya çıkarıyor. Bu seçenek gerçekleşirse, bölge tümüyle yeniden şekillendirilecek. Ve böyle bir gelişme İran'ın nükleer dosyasıyla bağlamlandırılacak. Üstelik Washington ile Tahran arasında bir çeşit anlaşmaya varılması gibi de beklenmeyen ve dramatik sonuçlara yol açabilir. Peki bu gelişmeler karşısında Araplar nerede? Araplar, geçmişte hiç görülmediği kadar aciz. Hem kendilerini hem halklarını görevlerini yerine getirdiklerine kandırmaya çalışan Arap rejimlerine karşı büyük öfke var. Bu rejimler felç halde ve bu tutumları yüzünden şu an kendi topraklarında ve tüm bölgenin geleceği üzerinde dönen oyunda hiçbir önlem alamıyor. Rol ve etki sahibi üç büyük bölge ülkesi İsrail, İran ve Türkiye ise söz haklarını kullanıyor. (Ürdün gazetesi Rey, 24 Nisan 2006)

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.