ANFAL-ENFAL
Rojhat Badikî
·
18.09.2011 · 2 görüntülenme
Anfal, Müslümanların Kutsal kitabı Kuran’da ismi geçen bir ayet-süren’ in adıdır. Anfal süresi, Hz, Muhamed’ in Kureyş kabilesi ile yaptığı savaş ( Bedir savaşı) sonrası ilan ettiği sürenin ismidır. Hz Muhamed önderliğindeki Müslümanlar ile Kureyş kabilesi arasındaki savaşta, müslümanların savaşı kazanması ardında, Müslümanların savaş talanı-ganimeti için kendileri arasında çelişkiye düşüp savaşmaları karşısında, Hz Muhammed duruma elkoymak için Tanrının kendisine Anfal süresini gönderdiğini belirterek: Senden Enfal suresini soruyorlar, onlara de ki Anfal Tanrının ve onun peygamberinindır. Eğer inanıyorsanız Tanrıdan korkun, aranızı düzeltin tanrının buyruklarını dinleyin. Ve Hz Muhammed bu konuşmadan sonra savaşta yendikleri Kureyş kabilesine ait tüm ganimetleri Müslümanlar arasında paylaştı.
Yakın dönemimizde Kurdistan halkı arasında Anfal süresinin doruğa çıktığı, Kurdistan halkı için korku, zülm, talan, katliam...vs’ le özdeşleştiği dönem, Saddam Hüseyin’ ın liderliğindeki Baas rejimidır.
Kurdistan’ ın Güneyinde, Kurdistan ulusal bağımsızlık mücadelsi karşısında çaresiz kalan Baas rejimi, çareyi Anfal süresinde buldu. Saddam Hüseyin Anfal süresinden hareketle, Kurdistan halkını kafir ilan ederek jenosid programını yürürlüğü koydu. Saddam Hüseyin’ in Anfal süresi adı altında Kurdistan halkına uyguladığı jenosid harekatında 200 bin Kürt çoluk-çocuk-kadın yaşlı demeden katledildi, mallarına el konuldu, Kürt genç kızları savaş ganimeti olarak Arap ülklerinin saraylarına köle olarak satıldı.
Keza, Kurdistan’ ın doğusunda da halkımız benzeri bir şekilde, ayni uygulama ile karşı karşıya kaldı. Bu kez mezhepler farklıydı. Kurdistan’ ın güneyinde Kurdistan halkına cihad ilan edenler Müslümanların sunii kesimi olurken, Kurdistan’ ın doğusunda da Şii iktidarı Kurdistan halkına cihad ilan etti.
Kurdistan’ ın güneyi ve doğusu, Arap-Farıs, Şii-Sunii iktidarlarının jenosidleri ile yüzyüze kalırken, Kurdistan’ ın kuzeyi bundan kurtulması mümkün müydü. Nitekim Türk-Hanifi mezhebine ait Sunii iktidar, Kurdistan halkını Zerdüştlükle suçlayarak, Kurdistan halkınına karşı cihad ilan etti.
Kurdistan halkı özgürlük ve bağımsızlık mücadelesine ivme kazandırdığı her dönem, sömürgeci Türk-Arap-Farıs iktidarları tarafından gayri-müslüm ilan edilerek, cihad açıldı. Bu bir meske idi. Yıllardır, bu maske, sömürgeci güçler tarafından usta bir şekilde kullanılarak, Kurdistan halkının sömürge statüsünün korunması, bu statünün bozulmaması için kullanıldı. Yeri geldiğinde sırtı sıvazlanarak, yayılmacı amaçları için en ön saflara, kurbanlık koyunlar gibi sürüldü. İşgal ettikleri topraklarda koloniler kurup kolonileri için özgürlük-bağımsızlık isterken, Kürt’ lerin bu tür talepleri karşısında, kılıç ve napalmlarla karşı durdular.
Hiç devlet, hiç halk Arap-Farıs ve Türk devleti kadar islamiyeti kendi milli çıkarları doğrultusunda kullanamadı. Bu devletler için her zaman esas olan kendi milli çıkarları idi, önce kendi çıkaları sonrada ayıp olmasın; İslamiyet! Hiç bir halkta Kürt halkı ( Daha doğrusu önderlik )gibi, kendini Sömürgeci devlet ve İslamiyetin yayılmacı amaçları doğrultusunda kullandırtmadı.
Bu, büyük bir çelişkiydi.
Yüzyıllar, süregelen, Kürt halkının irade ve istemini kıran, kendisini düşünmekten ziyade, düşmanlarının çıkarları için didişen ve bu amaç doğrultusunda kendini feda etmeye hazır bir psikoloji ile yoğunlaştıran ruh hali ile donatan bir tablo-büyük bir çelişki-tezat.
Yüzyıllardır, ruh ve bedenimize giren, beyinlerimizi esir alıp köleleştiren büyük çelişki, kendimizi düşünmekten ziyade, düşmanlarımızın çıkarlarını düşünen ve onun için feda olmaya hazır bir travma.
Bunun içindir ki, Erdoğan’ ın, Arınç’ ın filistinli çocuklar için döktüğü gözyaşlarına tav olunurken, Kurdistan’ da parçalanan Kürt çocukları için hak ettiler nutukları karşısında sus-pus kesiliyor. Peygamber ocağı diye lanse edilen TSK-Jandarma-polis Kurdistan’ da yaptıkları vahşet karşısında nefret duyulmuyor.
Kurdistan halkının yaşadığı bir trajedi ve bellek yitimidır. Hiç bir halk, bu denli düşmanlarının hedef ve amaçları için heder olmadı. Kesintisiz olarak, İslamiyeti bir maske olarak kullanan Türk-Farıs ve Arap devlerinin çıkarları için hep kurban oldular. Ve halen kurban olmaya devam ediyorlar. Sömürgeci devletlerin beka ve çıkarları için, kendileri olmaktan çıkıp, efendilerinin çıkarları, topraklarında özgür olmayı büyük bedellere rağmen başaramadılar.
Nasıl olsunlar ki, Kurdistan’ ın kuzeyindeki tabloya bakılınca, uzun bir dönem daha olamıyacakları açık. Olabilmeleri için bu lanetli, düşünceyi terk etmeleri, kendi özlerine dönmeleri gerekir. Kurdistanî, sömürge bir halkın bireyleri gibi düşünüp hereket etmeleri, Sömürgeci devletlerin çıkarları doğrultusunda soruna bakmamaları gerekir. Ve en önemlisi de, Kurd ve Kurdistan sorunun, Ankara, Tahran, Bağdat ve Şam’ ın bir iç sorunu olmadığı uluslararası evrensel bir sorun olarak görmeleri gerekir.
Böyle görüldüğü, Vatanın din-iman olarak görüldüğü an; bağımsızlık ve özgürlüğün kilometre taşları döşenebilir.
Diyarbakır’ da doğan, Kurdistan halkının ölümsüz önderi Şêx Abdusselam’ ın katili devşirme Süleyman Nazifin bir şiirindeki mısralar kulaklara küpe olunduğunda bir daha Kurdistan halkı ENFAL-ANFALLERİ yaşamaz.
Devşirme-İttihakı Terraki artığı Süleyman Nazifin Batarya ile ateş kitabında: “Benim dinim kinimdir… Irkına, vatanına, tarihine ihanet etmiş olan insanların ve milletlerin hiçbirini unutma Türkoğlu! Unutma ve affetme.
Sözün kısası, Anfalleri unutmak ihanettir.