BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
bahoz þavata · 09.05.2006 · 1 görüntülenme
Amacımızı hiç belirtmek istemiyorum. O hedefe bu günden de kilitlenmedi. Yüz yıldır kilitlendi. Bu tarih, dünya tarihine de damgasını vurmuştur. Onun uğruna onlarca siyaset, dünya insanının tanıdığı ideolojiler, ülkemize has çeşitli saç ayağı olan örgütlülükler, bu uğurda canlarını verenler, sakat kalanlar, evsiz-yurtsuz sürgün olan milyonlar hareket etti, ettirildi ve kervan hala aynı yolda.Hepimizin derdi, bu katlanılması zor tarihi nasıl çözeriz sorusunda. Kafamızdaki yanıtlar ve o yanıtlarla aynı paralelliğe düşmeyenlerle olan çekişmeler ise en can sıkıntıcı olanı. Bu çekişmeler bu günün de gündemi değil, eskiden beri hep ola geldi. Dün olduğu gibi bu günde olacak. Bu işin kaçınılmazlığı.Ne var ki, cebelleşme nitelikleri dönemsel farklılıklar taşıyordu. 1900-1958 yılları arasında öne çıkan nitelikler, Milletlerarası güçler ile ilişkilerde taraftarlık ayrılıkları, parçacılık, iç hesaplaşmada dinci-laik kanat (Osmanlıcı-Bağımsızlıkçı) ve yeni milliyetçiler-yerel otoriteler arasında cebelleşmeler olarak devam eder. 1958-1992 Sosyalistlerin kendi aralarındaki kamplaşmaları: İdeolojik kamplaşma; Sovyetçi-Anti Sovyetçi vs, politik kamplaşma; reformist-devrimci, ve Yurtsever-Sovyetçi ve 1992 sonrası politik kamplaşmalar: Parçacılık, reformist-devrimci, Soran-Bahdinan, demokratik-antidemokratik.Dikkat edilirse çekişmelerimiz daha çok küresel niteliklerinden ülkesel niteliklere bir evrim sürecinde hareket etmiş. Diğer bir sonuç, son yüz yılın dünya tarihi ile de at başı gitmiş. Bazı çekişmelerimizi de dünya bizim yerimize halletmiş. Ellerine sağlık. Bizim kendi cebelleşmelerimize gelince, her ne kadar reformist-devrimci söylemleri ile şekillenen ve parça-bütün ilişkisinden kaynaklanan cebelleşmelerimiz bu gün öne çıksa da, tarihten gelen sosyal farklılıklarımız üzerine kurulu çatışmalardan kaynaklanan sorunlar zamanla birincil cebelleşme sorunu olacak gözüküyor. Hatta bu sorun, güncel milli duyarlılıklarımıza her parçada aleyhimize işleği olan çok önemli bir rolü var. Kuzeyde; Alevi-Sünni, dinci-laik, beyaz-siyah, Güneyde; Soran-Bahtinan, Laik-Dinci, Doğuda; Şii-Sünni, vs. Diğer yandan güncel olan ile örtük ve gelecekte esas olacak olan cebelleşmelerimiz bu gün bir yerde iç içedir. Amaca kilitlendik fakat amca uzanmak hiçte kolay değil. Lakin nerede, nasıl ve hangi koşullarda bulunduğumuzu iyi bilmek zorundayız. Kaldı ki bu sürece bu gün bizden daha egemen olan, çekip çeviren ve müdahalede bulunan sömürgeciler ve bir dünya var.Geriye dönüp baktığımızda, A=A dır, formel mantığı ile biçimsel olarak bu sorunları ele alamayacağımız artık görülmüştür. Yaşanan tecrübelerin ışığında, nesnelleştirebileceğimiz mücadele biçimleri ve hedefler ile yola devam etmek kaçınılmazdır. Milli potaya giren ile girmeyen arasında doğru tasnifler yapmak zorundayız. Bu iş bitmeli. Parça-bütün ilişkisinde kurtulanı esas alan, diğerini özgürleşmeye yaklaştıran esnek politikaların içinde olmak ve bu mücadelenin üç ayağı olduğunu; milletler arası güçler, sömürgeciler ve halkımız olduğunu akıldan çıkarmamak gibi dikkat etmemiz gereken bir meseleye sahip olduğumuzu bilince çıkarmalıyız. Siyasal taleplerimizi ve mücadele biçimlerini güçler dengesini dikkate alarak oluşturmalıyız. Hiçbir zaman demokratik ve yasal mücadeleyi şu ya da bu şekilde suçlamamalı ve ret etmemeliyiz. Her parçanın özgül sorunlarını görebilmeli ve bunu bilince çıkarmalıyız. Amaçlar kimi alanda uzak kimi alanda yakındır. Bu durum her kesin esnek davranması gerektiğini ortaya çıkarır. İnsanlar, Partiler, örgütler kendisi için gerçekleştirebilir olduğu mücadelenin içinde olmalıdır. Kendilerine olmadık, içine sığmayacağı misyonlar biçmemelidir. Milli potaya hizmet sunan bütün yakınlaşmalar alkışlanmalı, subjektif düşünceler politika yapılmamalıdır. Geçmişin kaygıları ile değil günün kaygıları ile yaşanmalıdır.Sevgilerimle..
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.