BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Kemal Süphandað · 03.09.2007 · 1 görüntülenme
Sayın Newroz.Com yetkilileri, "Büyük Osmanlı Entrikası Hamidiye Alayları" kitabım, geçtiğimiz pazar günü Akşam gazetesi yazarı Rıza Zelyut tarafından deforma edilmiş, büyük çarpıtmalar yapılarak sanki kitabımdan Ermeni soykırımının Kürtler tarafından yapıldığı yönünde bir sonuç çıkıyormuş gibi gösterilmiştir. Aşağıdaki cevabi yazımı yayınlamanızı rica eder saygılarımı sunarım.Akşam gazetesinin 2 Ağustos 2007 tarihli Pazar ekinin 4. sayfasında Rıza Zelyut tarafından “Tarihin gizli sayfası” adlı köşesinde; ERMENİLERİ KÜRTLER KESTİ manşetiyle bir yazı yayımlandı. Gazetenin birinci sayfasında DTP Genel başkanı sayın Ahmet Türk kast edilerek “Türk’ün dedesi de katliam alayındaydı” başlığıyla yayınlanan bu yazıda Ermenilerin Kürtler tarafından kesildiği tespitinin dayandırıldığı kaynaklardan birisi de benim (Kemal Süphandağı’ın) Büyük Osmanlı Entrikası Hamidiye Alayları adlı kitabımdır. Rıza Zelyut, yazısında:“ Hamidiye Alayları `nın kuruluş gerekçelerini M.S. Lazarev, `Kürdistan ve Kürt Sorunu ` isimli kitabında açıklarken diyor ki: `Hamidiye Alayları , Hıristiyan ulusal azınlıkların, özellikle de Ermenilerin yükselen özgürlük hareketlerine karşı kullanmak amacıyla kuruldu.` Tarihçi Yılmaz Öztuna da Büyük Türkiye Tarihi `nde `Kürtlerin kendilerini Ermenilere karşı silahlandırılması yönündeki bitip tükenmek bilmeyen talepleri yerine getirilmiş oldu` demektedir. Bu olaya ayrılıkçı Kürtlerin gözüyle bakan, HADEP ve DEHAP gibi PKK bağlantılı partilerde çalışmış bulunan Kemal Süphandağ, `Büyük Osmanlı Entrikası Hamidiye Alayları ` adlı kitabında yukarıda anlatılanları doğruluyor.” diye de eklemektedir. Oysa tamamı Osmanlı arşiv belgelerinden oluşan kitabım bir bütün olarak ele alındığında ve incelendiğinde Ermenileri Kürtler kesti gibi bir sonuca asla ulaşılamaz. Çünkü bu iddia yalan bir iddiadır. Bu nedenle de ne kitaptaki bilgi ve belgelerle ne de o süreçte yapılmak istenen ve yapılanlarla örtüşmeyen bir iddiadır. Kitabımdan yaptığı alıntıları bile, ortaya atacağı iddiasına göre tahrif ederek, eksik aktararak böyle ahlaksızca bir iddiaya mesnet teşkil etmeye çalışmıştır Rıza Zelyut.. Kitabın önsözünden yaptığı alıntının bölünmemiş şekli şu şekildedir: “Yazarken bile insanı dehşete düşüren tam bir vahşet sürecidir bu süreç. Yüzyıllarca sorunsuz bir şeklide birlikte yaşayan Kürtlerle Ermeniler bu teşkilatın oluşturulmasıyla birbirlerine düşürülmüştür.Teşkilatta yer alan aşiret reisleri ile mensuplarına büyük imkanlar ve imtiyazlar sağlayan bu oluşum, diğer inanç grupları ve halklar için tam anlamıyla bir zulüm mekanizmasına dönüşmüştür. Özellikle bu Teşkilatın asıl hedefi olan Ermenilere yapılanlar, daha doğrusu yaptırılanlar tüyler ürperticidir.”Rıza Zelyut bir anlam bütünlüğü olan kitabın önsözünden cımbızla aldığı bir bölümün içinden de:“Yüzyıllarca sorunsuz bir şeklide birlikte yaşayan Kürtlerle Ermeniler bu teşkilatın oluşturulmasıyla birbirlerine düşürülmüştür.”Cümlesini çıkararak uyduruk faşizan ve bildiğimiz Türk resmi tarihçileri gibi tarihi kafasındaki ideolojiye sığdırmaya ve o yalan yanlış tespitine mesnet teşkil etmeye çalışmıştır.Rıza Zelyut devam ediyor ve kendisi gibi, tarihi, kafasındaki şablona ve senaryoya göre yazan bir sözde tarihçiden de tarihi gerçeklerden soyut bir alıntı yaparak Osmanlının Ermenileri yok etme amacını masumlaştırma çabasına giriyor: “Tarihçi Yılmaz Öztuna da Büyük Türkiye Tarihi `nde `Kürtlerin kendilerini Ermenilere karşı silahlandırılması yönündeki bitip tükenmek bilmeyen talepleri yerine getirilmiş oldu” demektedir. Yani “Hamidiye Alayları Kürtlerin Ermenilere karşı silahlanma taleplerinden dolayı oluşturulmuş.” diyor Öztüna. Bu kadar basit, neresinden bakarsan bak suçlu Kürtler. Eh böyle bir beynin bu kadar ciddi bir kurumun oluşturulmasına bakışı bu olur.Öncelikle Şunu belirtmeliyim ki, kitabın önsözünde belirtildiği gibi;“Kitap, Osmanlı arşiv belgelerine dayanmaktadır. Tamamen objektif, hiç kimseyi kayırmadan konuya ilişkin ulaşılabilen tüm belgeler derlenerek, teşkilattın oluşumundan önceki süreç, teşkilatın oluşturulduğu süreç, teşkilatta yer alan aşiretler ve komutanları ile tüm faaliyetleri ve bu faaliyetlere ilişkin devlet yetkililerinin yaklaşımı, kararları, yerli ve yabancı tepkiler eksiksiz aktarılmaya çalışılmıştır.”Yani bu kitap; Ayrılıkçı çizgiye mensup olduğumu özellikle vurgulayan Rıza Zelyut’un ırkçı, Kürt düşmanı, tarafgir tutumuna benzer bir tutumla değil, tamamen objektif, belgelerin içeriğine bağlı kalınarak yazıldı. Tarihe ve tarihi gerçeklere bağlı kalmak bir tarih yazarı için edep ölçüsüdür. Ve Yine kendisi gibi tarihe ve tarihi olaylara bir Kürt yada Türk gözüyle değil, yani yaşanan vahşeti Türk’e yada Kürt’e yükleme çabasıyla değil, bir tarihçi yaklaşımıyla yazdık. Ne Türklüğü ne de Kürtlüğü yüceltmek amacındaydık. Onun yaptığı gibi, tarihi ideolojimize sığdırma çabasında olmadık. Ama gerçeği kitaptan alıntılarla anlatalım;HAMİDİYE ALAYLARI NEDEN KURULDU VE KANUNUHamidiye teşkilatından önce aşiretler askerlik yapmazlardı. Yaşamları göçebe olduğu için bunları kayıt altına almakta mümkün değildi, denetime almakta. Dolayısıyla, askerlik ve vergi gibi konularda kendilerinden istifade edilemediği gibi;Sınır ihlalleriyle, yerleşik ahaliye yönelik baskı ve tahakkümleriyle ilgili devletler için hep sorun teşkil ederlerdi. Sorun, önceleri İran ve Osmanlı ülkelerinin sorunuyken, 1800’lü yılların başında Rusya’nın da bu ülkelerle komşu olması ile Kürt aşiretlerinin sorunlarıyla birlikte, önemi de arttı. Çünkü gerek Rusya’nın bu bölgede işgal ettiği yerler, gerekse Osmanlı ile İran ve Rusya’nın birbiriyle komşu olan bölgeleri, büyük ölçüde Kürtlerden oluşmaktaydı. Bu nedenle Kürtlerin desteği her üç devlet içinde hayati önemdeydi. Hatta Ruslarla savaşan Osmanlı ve özellikle de, İran’ın güçlerinin büyük çoğunluğu Kürtlerden oluşmaktaydı. Ruslar her iki ülkenin nizami güçlerinden çok, Kürt aşiretlerinin baskın ve talanlarıyla da uğraştılar. Daha çok Yezidi Kürtlerden olmak üzere, onlarda bazı Kürtlerden askeri açıdan faydalandılar. Ama Osmanlı ahalisi içinde dindaşlık nedeniyle, en çok ilgilendikleri doğal olarak Ermeniler oldu. Osmanlı yönetimi yeniçeri ocağının lağvıyla, asker ve vergi için Kürdistan’a yöneldi. O tarihe kadar Kürtlerle Osmanlı yönetimi müttefik yaşıyorlardı. Kürt aşiretleri vergi vermez, askerlikte yapmazlardı. Osmanlı, çok çaba göstermesine ve çok kan dökülmesine rağmen bunu başaramadı. 1834 yılında çok kuvvetli ordularla Kürdistan’a yaptıkları saldırılarda, rastladıkları bütün Kürtleri öldürüp, mallarını ve hanelerini ateşe vermelerine rağmen sorun çözülemedi. Kürtler, Osmanlının bu dayatmacı uygulamalarına yani askere alma ve çıkardıkları toprak kanunuyla, yerleşik hayata geçirme siyasetlerine isyanlarla karşılık verdiler. Babanlar ve Bedirxanilerin isyanını Şeyh Ubeydullah Nehri’nin daha çok İran Kürdistanı’nı hedef alan isyanları izledi. Osmanlı, bu siyasetinden bir fayda sağlayamadı, sağlaması da mümkün değildi. Çünkü askeri önlemler için her zaman büyük ordular gerekiyordu. İki milyonluk halka küçük askeri kuvvetlerin baskısıyla boyun eğdiremeyeceklerini anladıktan ve Osmanlı Rus savaşlarından sonra, Ermenilerin bağımsızlık hareketlerini de görünce, Kürtlerle olan ilişkilerinin şeklini değiştirmeye karar verdi. Bu kararla; aşiret Kürtlerini nizamiye askeri kuvvetlere almaktan vazgeçerek, onları kendilerine özel şartlar altında ve kendi aşiret reisleri komutasında, teşkil edilecek askeri birliklerde askerlik yapmalarını amaçlayan Hamidiye Süvari Alaylarını oluşturdu. 19. yüzyılın başından son çeyreğine kadar Osmanlının baskıcı politikalarına pek çok isyanla karşılık veren Kürtler; Abdulhamid’in, ümmetçi devlet anlayışıyla diğer gayri Müslim halklara karşı imtiyazlı bir konum kazanmışlardır. Abdulhamid, suni Kürt aşiret reislerini, verdiği bu imtiyazlarla , kendilerinden güçsüzlere ve özellikle de her türlü kötülüğü reva gördükleri Ermenilerin mallarını talan ve yağma imkanıyla donatarak, hem Kürtlerin yaygın olan ulusal kurtuluş mücadelelerinden etkilenmesini engellemiş ve hem de kendisi için tehdit gördüğü Ermenilerin bağımsızlık emellerine karşı, Kürtlerden bir set oluşturmuştur. Oldukça ucuz maliyetlerle oluşturulan bu süvari güç Rus tehdidine karşı da Osmanlı askeri gücüne kan vermiştir. Hamidiye Alaylarının oluşumu konusunda Osmanlı yönetiminin niyetine ilişkin birkaç belge;İşte hamidiye alaylarının kuruluş amacı ve o teşkilattan beklenileni gösteren bir belge,“Adı geçen vilayetlerin mevcut olan genel teftişlerinden ve yazışmalardan anlaşıldığı kadarıyla, ahalinin üçte ikisi Müslüman ve üçte biri Hıristiyan görülüyor ise de, bu oran kâtiplerin Müslüman olmaları nedeniyle nüfusun doğru yazılmamasından kaynaklanmaktadır. Doğru bir yazımın yazılması halinde, hali hazır nüfusun yüzde sekseni Müslüman ancak yüzde 20’si Ermeniyle başka milletlerin cemaatlerinden ibaret olduğu görülecektir ki; mutlak çoğunluk İslam’dadır. Kürtlerin umumiyetle secaetli, cesur, askerlikte meşhur, silahşor ve hilafet makamının mukaddes makam olduğuna gayet sadık oldukları muhakkaktır. Gerçi daha önce cahillikleri nedeniyle birbirleriyle savaşlarsa da, aralarındaki mücadelenin bertaraf edilmesi aşiret reislerinin ve aşiret bireylerinin tehdit edilmesi ve kontrol altında tutulmalarıyla mümkün olduğu Reşkotan, Sasoni ve Hesenanlı gibi meşhur aşiretlerin padişah hazretlerinin sayesinde emir ve ıslahatına kolaylıkla vaki olan âcizane çabalarımın tecrübesiyle ispatlanmıştır. Ve bu da Kürtler ve aşiretlerin sadakat ve ıslahat emirlerine bağlılıklarının derecesine hakikat ölçüsü olmuştur. (…)Arz edilen hususlar nedeniyle Kürtlerin reis ve bireyleri nurlu bilgilerden nasiplenmemiş iseler de, devlete olan bağılık ve doğrulukları ve İslamiyet’e bağılılıkları ile gayret ve hamiyetleri yüksek derecededir. Ve nüfus sicillerinde Ermenilerden dört kat fazla oldukları açıktır. Bu nedenle, Allah korusun bir gün padişahın rızasına aykırı bir durum meydana gelirse, iradeleri kırılmış Ermenilerin, Kürtlere karşı bir saat bile direnemeyecekleri şüphesizdir. Y,PRK… AZJ.17.116.30.RA.1308,13 Emekli vali Muhammed sadık ” “Y.PRK. ASK.81/61.1309.N.21–19.4.1892Yıldız Sarayı Hümayunu 4. Ordu Komutanlığından ŞifreOrdu merkezinden hareketle 6. günü Arapkir’e vardım. Bu gün de, Arapkir’den Harput’ta gideceğim.Gerek Arapkir’den evvel geldiğim; Ağın ve Arapkir Hıristiyanları, İslam ahalisinden daha çok ve daha zengin oldukları ve fesatlık teşebbüsüne çok fazla yatkın ve hazır bulundukları halde, padişahımız hazretlerinin tedbirleri sayesinde askerin yüksek kuvveti ve devamlı dikkati ve zapturaptına karşı cüzi bir teşebbüste bulunamayacaklarını katiyen anlamış bulunduklarından dolayı olmalıdır ki, Ağın’dan Arapkir’e kadar yol üzerinde bulunan köylerden bile, papazları, okul ve öğrencilerle beraber, büyük-küçük bütün Hıristiyanlar karşılamaya çıkmışlar. Öğrencilerin ellerinde çiçekler, padişahı metih eden şiirlerle, “Padişahım Sultan Hamit çok yaşa” haykırışları vadileri dolduracak kadar yüksek avazlarla haykırıp, nutuklarını okudular. Bu hürmetlerine karşı gereği şekilde memnuniyet beyan edildi. Vakıa olarak bunların ne fikirde bulundukları malumdur. Bu gibi muamelelerle kendilerine güvenilemeyeceği açıktır. Ancak; bir fesat çıkarılması beklenilen şu sırada, fesat ocağı olan bu yerlerde, bu şekilde sükünet ve itaat görülmesi, bunların maksatlarına hizmet yolunda ne derecelerde korku ve ihtiyat içinde bulunduklarını ispat eder. Bu da, sade padişahımız hazretlerinin başarıları cümlesinden olmakla arzı hakikati hal olunur. Ferman: 7 Nisan 1308 Yaveri Ekrem Şehriyari 4. Ordu Müşiri Zeki”Zavallı Ermeniler ne yaparlarsa yapsınlar Osmanlı yetkilisine yararlanamamaktadırlar. Karışlamaya gelmezlerse de suçludurlar, gelirlerse de kötü niyetlerini gizleme gayreti olarak değerlendirilmektedir.“Y.PRK. MYD.11/66.1310.M.10–3.8.1892Hamidiye Alayları teşkilatının, Ermeni fesatlarının ve orada fesat uyandırmak isteyen bazı ecnebilerin melun niyetlerine çelikten bir set olduğunu ilk önce yüksek zatınız takdir buyurursunuz.(…) 4 Ağustos 1892 Yaveri Ekrem kulları Şakir”“Y.PRK.MYD.72/36.1310.B.10-28.1.1893(…)Aşiret ve Kürtlerin çokluğuyla beraber, bir hayli de Ermeni ahali bulunmaktadır. Bu hususta en mühim olan Bitlis vilayetinde; Kürt aşiretleri ve hatta iyi ve kötüyü fark eden bazı fikir ve terbiye sahipleri her ne gayeye matuf ise; Ermeniler tarafından pek çok defalar kendilerine isnat edilen kusur ve şekavette hedef olmaktadırlar. Bu husustaki şikâyetler sırf abartıdan ve ara sıra, aralarına gidip gelen ecnebi seyyahlar veya bazı Ermeni mektep öğretmenlerinin tahriki eserinden başka bir şey değildir. Aralık’da bir kere görülmüş olan Ermeni karışıklığı, sadece Ecnebilerin bazı kötü fikirlerinden kaynaklanmıştı. Ve bu karışıklığı bertaraf etmek mahalli hükümetlerin gece gündüz ayık ve tedbirli olmaları ve asker sevkiyle mümkün olabilmişti. Bundan sonra ise, imparatorluğun her tarafında gücünü gösterecek olan Hamidiye Alayları, bu büyük kargaşayı tamamen bertaraf edeceği gibi, padişahın sayesinde bundan böyle de, asayişi ihlal ve tehdit edecek bu gibi durumların meydana gelmemesi sağlanacaktır.Şarkın ve garbın gıpta edeceği böyle muntazam bir askere sahip olmaktan dolayı padişahımızı kemali ihlâsla koruyacağımızı beyan etmeyi vazife bilirim. O hususta ve diğer bütün hususlarda emir ve ferman, lütfü inayet ve ihsan padişah hazretlerinindir.10 Recep 1310Yaveri Hazreti Şehriyarlarından Kulunuz Vehbi “Görüldüğü gibi hamidiye alaylarının kuruluş safhasında ve sonrasında tüm resmi açıklamalarda hamidiye alaylarının kuruluşuyla Ermenilerin hedeflendiği açıktır.Durum böyleyken “Ermenileri Kürtler kesti” demek ve bu düşünceyi de, durumun böyle olmadığını gösteren yüzlerce belgeden oluşan bir kitabı dayanak olarak göstererek iddia etmek ahlaksızlık değil de nedir. Osmanlı suni teokratik bir rejimdi, dolayısıyla kendi tebaasına yaklaşımında da bu belirleyiciydi. Bu nedenle Hemidiye teşkilatına alevi, durzi, ezidi ve Ermeni gibi farklı etnik yapı ve inançlara mensup kimse alınmadı. Ve zaten bu teşkilatın amacında da bu unsurlara karşıtlık vardı. Rıza Zelyut, bu konuda Osmanlılının bu kesimlere karşıtlığını vurgulayacağına, bu ayırımcı yaklaşımı görmezden gelerek, Hamidiye alayları; Alevileri de katletti demektedir. Oysa suni Kürtlerle, alevi Kürtler arasında, hatta suni aşiretler arasında bile çok sayıda feodal anlayıştan kaynaklı çıkar çatışmaları olagelmiştir. Suni Kürtlerle alevi Kürtler arasındaki çatışmalar da lokal düzeyde kalmış ve hep olmuştur. Ama bunların kapsamı Yavuz Sultan Selim ile İdris-i bitlisi dönemi haricinde (ki onu da Osmanlı yönetimi yapmıştır), hiçbir zaman bir mezhep çatışması düzeyinde olmamıştır. Sözünü ettiği Mehmet Şerif Fırat ile Tekin İleri Dikmen de kendisi gibi Kemalist yazar veya kişiliklerdir. Onlarda kendisi gibi tarihi resmi ideolojiye göre yazmaya çalışanlardır.Yine Rıza Zelyut;“İşin düşündürücü yanı şudur: Kürt aşiretleri Ermeni köylerini basıyor, mallarını yağmalayıp direnenleri öldürüyor iken, Osmanlı Devleti normal askeri kuvvetleri ile Ermenileri korumaya çabalıyordu. Bunun için Kemal Süphandağ`ın sunduğu belgelere bakılabilir. (Sayfa: 342, 345 vb.)” Rıza Zelyut, kendi iddiasına mesnet teşkil edecek belgelerin öncesine ve sonrasına bakmadan kafasındaki iddiaya göre hareket etmektedir. Bir diğer husus da Hamidiye Alayları içinde yer alan Karapapağlar’ın faaliyetlerini de nedense hiç görmemektedir. Oysa kitapta onların Ermenilere yönelmelerinde devlet yetkililerini bile rehin alacak kadar gözü kara olduklarına dair belgeler de var. Rıza Zelyut 340. sayfada verilen bir belgeyle sözü edilen olayların Osmanlının bir talimatıyla başladığını da görmezlikten gelmektedir.“Y.PRK. ZB.16.66.1313.CA.13.31.10.1895.PERŞEMBE“Zabtiye Bakanlığı Erzurum ve Van dolaylarındaki, aşiret reislerine, Ermeniler aleyhine der saadet’ten meçhul imzalarla mektup gönderildiğinin haber alınması üzerine; posta hanece ve zabıtaca tahkikatlar yapılarak, adı geçen mektupların kimler tarafından gönderildiğinin anlaşılması ve dikkat edilmesi Hazreti Padişahın iradesinin gereğidir. Bu konuda, posta ve telgraf nezaretine her sene tebligatlar yapıldığı ve bakanlıkça da bu usul üzerine emir ve fermanı hümayun tetkikat icrasıyla elde edilecek malumatın bildirilmesi 10 Teşrini Evvel 1311 tarihli ve 360 numaralı müzakere ile bildirilmiştir. Ve bu idarelerce de, derhal icap edenlere lüzumlu talimatlar verildiği gibi, Van ve Erzurum vilayetleri Polis Komiserliğine şifre ile icrai tebligat edilmişti. Be sefer Van vilayeti komiserliğinden alınan cevabi şifreli telgrafta;“özel bir şekilde ve gizlice yapılan tahkikata göre yakın vakitlerde aşiret reislerine öyle mektuplar gelmeyip, ancak tahminen 4–5 ay önce der saadetteki aşiret mektepleri çırakları vasıtasıyla, aşiret reislerine Ermeniler aleyhine tahrik içerikli mektuplar gelmiş ve o vakit günlük fenalıkların oluşmasına sebep olmamış ise de, şu birkaç gün zarfında Van’ın Erciş ve Adilcevaz kazaları hududunda bulunan Kürtlerin, Ermeni köylerine taarruz ile bir takım gasp ve hücumlar yapmalarının, adı geçen mektuplardan kaynaklandığı düşünülmüştür. Tahkikatlar devam etmektedir.” Durumlara cevaben yüksek sadarete yazılmış olmakla o hususta ki emir ve ferman padişahındır.20 Teşrini Evvel 1311, Zaptiye Nazırı”Yukarıdaki belge Ermenilere yönelmeyi tetikleyecek önemdedir. İnkar ise, bu coğrafyada yaşayanların aşina oldukları bir durumdur. Görüldüğü gibi sözünü ettiği Ermenilere saldırılar Hamidiye Alaylarına gönderilen bir yazıyla teşvik edilmiş, ama daha sonra, İngiltere’nin verdiği notayla tutuşan Osmanlı yönetimi göstermelik bazı tedbirlere yönelmiş, fakat olayın sorumluları ile ilgili hiçbir işlem yapmamıştır. Zaten olayların asıl sorumluları da kendileridir. Ermenilere yönelik pek çok olay gerçekleşmiş ve bu olayların failleri devletçe korunmuşlardır. Örneğin; Xoyti aşireti lideri Musa beyin yaptıkları günlerce Avrupa parlamentolarında ve basınında konuşulduğu halde, yıllarca, yargılanıyor denilerek geçiştirilmiş ve en nihayetinde hapis yerine yalnızca Medine’ye sürgüne gönderilmiştir. Çünkü yaptıkları Osmanlı siyasetine uygundur ve Osmanlı tarafından o nedenle korunmaktadır. Oysa yaptıklarını, o günün valisinin dediği gibi: ” Kal ve kaleme almak mümkün değildir.” İşler çığırından çıkınca Şakir Paşa kitapta anlatılan bazı düzenlemelerin yapılmasını önerir ama, tabir yerindeyse fırçayı yer. Çünkü Hamidiye teşkilatının oluşumuyla bu vahşetlerin yapılması hedeflenmiştir. İşte belgesi;“A.MKT. MHM.722/19.29.r.1315–26.9.18976 Vilayetin Umum Müfetişi Şakir Paşa Hazretlerine Şifre Telgraf 17 Teşrini Evvel 1313Hamidiye süvari Alaylarının tesis ve teşkilinden, ne gibi maddi ve manevi faydalar beklenildiği tüm detaylarıyla devletin malumudur. Bu alayların korunup, yükseltilmesi ve intizamlarıyla hizmetlerinden şu an ve gelecekte istifade olunması, devlet heyetice gerekli bulunduğundan, bazı istihbaratlara göre; adı geçen alaylar hakkında elde emiş olduğunuz fikir ve mülahazalar zikr olunan çeşitli konularla uyuşmamaktadır. Bu husustaki aleyhte fikirler, dedikodudan ibaret olduğu için devletin rızasına muhalif olan malumatlardan sakınılması gerektiği ve meskur alaylar hususunda ıslahatı gerektiren konuların tespiti halinde, Ordu müşiriyetiyle müzakere edilerek gereğinin yapılması lüzumuyla iradeyi seniyece tevcih ve tebliğ olunur.”Padişah, konuşma diyor. Konuşma, yapılanlar siyasetimize uygundur.Rıza Zelyut, bu süreçte olanlarla 1915 Ermeni katliamını karıştırıyor. Çünkü Hamidiye Alayları 1908 de lağv edildi. Dolayısıyla büyük Ermeni katliamında Hamidiye Alayları yok. Ama amaç başka, bu insanlık ayıbını Kültelere yükleyecek. Bu nedenle de ahlaksızlıkta ve iftirada sınır tanımıyor. Dedem Mirliva Kör Hüseyin Paşa Hamidiye Alayları komutanıydı. 1915 Ermeni kıyamına karışmadığı için bakın itaat ve terakki yönetimi onunla ilgili neler düşünüyor.DH. EUM. KLM.4.7.1336.B.29.11.5.1918.CUMARTESİBABI ALİ DÂHİLİYE NEZARETİ EMNİYET UMUM MÜDÜRLÜĞÜ Kör Hüseyin Paşa, Erzurum’a tabi Tutak kazasıyla Van’a bağlı Erciş kazaları arasındaki yine Tutak kazasının bir nahiye merkezi olan Patnos köyünde ikamet ederdi. Aşiret livasıdır. Biraderi Emin Paşa da Adilcevaz’da bulunurdu. Aşiret mülazımı olan oğlu Abdullah Bey de Patnos’tadır. Erciş’e kadar olan kısımla Tutak mıntıkasının Karapapağ Terekeme Mirali denilen Türklerden başka, Zilanlı şubesinde olan Heyderanlı Aşiretinin en nüfuzlu reisidir. Yetmiş yaşından fazla ve tamamıyla cahil olan bu adam, her şeyden evvel gayet zengin, müstebit, son derece hilekâr, fırsatçı bir zattır. Bütün Kürt reisleri gibi, kuvvet önünde her zaman baş eğer, icabında hükümete igfalkarane, riyakârane bir sadakat çehresi gösterir. Bununla beraber vakti gelince durumu müsait görünce, her fenalığı yapar. Kardeşi Emin Paşa da, aynı cibilliyettedir. Oğlu Abdullah Bey de bu kabilden ise de, bu sıra biraz iş gördüğü zayıf surette rivayet olunuyor. Meşrutiyet ilanından önce bu adam ve çevresi yukarıda arz olunan mıntıkanın mutlak hükümranı idi. Patnos’ta yolculardan bac alınır, kervanlar soyulur ve her gün çok cinayetler işlenirdi.Patnos ve Erciş ve Adilcevaz ve Tutak civarındaki Heyderanlı köylerinde bir karış toprak bile köylünün değildir. Bütün aşiret halkı, bu adam için çalışır. Hükümete şikâyet imkânı yoktur. İnkılâp sonrasında nüfuzlarının biraz kırıldığını artık valileri, ordu komutanlarını körü körüne elde edemeyeceğini his eden bu adam 1325’de Celal Beyin Erzurum valiliği zamanında İran’a Mako hâkiminin yanına firar etti. Mektupların açılması meselesinde, Beyazıt mebuslarının zan edersem Süleyman Suudi isminde birisi tarafından bu adamın firarı da meclisi mebusanın açılmasına neden oldu.İran’dan dönüşünü müteakip, yine eskisi gibi hayatını sürdürmeye başladı ise de, tabii ki eski şiddet ve istipdadı yoktu. Bununla beraber Erciş, Adilcevaz, Tutak hükümetlerinin, adı geçenin aleyhinde verilen şikâyet arzuhalleriyle dolu olduğu ve bunun yetkili olduğu, kimsenin ne hayat hakkına, ne mülkiyet ve tasarrufa sahip olmadığı Van da bulunduğum zaman işitmiş, kaymakamlarla mülakatta öğrenmiş idim. Gerek adı geçen ile ve gerek oğlu Abdullah Bey’le görüştüm. Meşrutiyetten evvel devlet namına fedayı can etmek için aşiretiyle beraber yemene gönderilmesini mabeyinde istirham etmek gibi riyakârane müracaatlarda bulunan Kör Hüseyin Paşa, harbi umumiden evvel Abdurrezak vasıtasıyla de, tesisi münasebet etmiş idi. Kendisi güya Abdulrezak’ın bütün Kürt reislerine hitaben ittifak için gönderdiği beyannameden memnun kalmadığını yaymaya çalışmış ise de, durum tamamıyla aksinedir. Bundan başka, Van Taşnakiyan komitesiyle bile bir anlaşma yapmağa çalışmış buna muvaffak olmuş ve Abdurrezak’ın en samimi propagandacısı olarak tanınmıştır. Harbi Umumiden sonra, Tutak ve civarının müdafaası ona kalmıştı. Hemen yirmi otuz bin süvari çıkaracak kuvvette bulunan Heyderanlı Aşiretleriyle hiçbir şey yapmamış. Bilhassa kılıç gediğinde, bir tek kurşun atmadan aşiretiyle beraber firar etmiştir. Aşiret namı altındaki yağmalıkları ise, firarlarını müteakip; Tutak ve Erciş civarında Adilcevaz’a, Ahlât ve Bitlis’e kadar gelerek Ermeni köylerinde mukabele görecekleri için, oralara yanaşamadıklarından, İslam köylerine saldırmışlar ve İslamiyet mensuplarıyla, memurların ailelerinin kulaklarındaki küpelere ve üstlerindeki elbiselere kadar yağma gibi, çeşitli nahoş hareketler gerçekleştirmişlerdir. Her zaman hükümetin başına bela olmaktan başka bir faydası olmayan bu kabil kimseler kendilerine güvenerek korku ve diğer sebeplerle irsi bir zorluk dolayısıyla, kendilerine bağlılık ve itaat eden Kürtlerin başında bulundukça, iskân ve temeddünleri pek kolay olmayan bu unsura haklarını, vazifelerini tanıttırmak hükümetin mevcudiyet ve nüfuzunu göstermenin katiyen imkânı olamaz. Çünkü ilk emirde hükümetin karşısında duracak nüfuzlarının muhafazası ve menfaatleri için gerek açık ve gerek el altından her türlü bozgunculuğu, melaneti yapacak bu adamlardır. Hüseyin Paşanın daha önceki dilekçelerine göre, pek fena bir mazisi olduğu gibi harbi umumide de aldığımız malumata göre, hiçbir hizmeti yoktur. Kendisini aşiretinin başından ayırarak divani harbe tevdi etmek veyahut aile ve mahiyetiyle beraber o muhitten çekerek İzmir, Konya gibi yerlerden birisinde ikamet ettirmek pek uygun olur. Bu suretle hem maiyetine dayanarak bozgunculuk yaymak ve hem de bu adamdan o mıntıka kurtulur. Ve hem de ki Kürtler fena, zalim, menfaatperest, hükümetin teşebbüslerine engel olan bir şahıstan kurtulmuş olurlar. Adı geçen hakkında malumat ve kanaati acizanem budur. 23 Mart 1333Emniyeti Umumiye Kısmi Siyasi Müdür MuaviniAhmet Sait Dikkat edilirse Hüseyin Paşa’nın adamlarının Müslüman ahaliye saldırdıkları onların mallarını talan ettikleri gibi bir iftira ileri sürülmektedir. Talan yapılacaksa neden Ermenilere yapılmasın da Müslümanlara yapılsın, Ermenilerden mukabele göreceğinden Müslümanlara yöneldiği belirtilmekte oysa mukavemet edemeyecek Ermenilerdir. Tamamen iftira. Hüseyin Paşa’nın Ermeni tehciri ve kıyamında rol almaması devlet yetkililerini kızdırmıştır. Zaten Ermenilere karşı savaşmadığı da beyan edilmektedir. Çağ değişti, dünya değişti, ama bu beyinler değişmedi. Bilimdışı, inkar, çamur, ırkçı ve faşist anlayışta ısrar sürüyor. Örnek, Rıza ZelyutKemal Süphandağ
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.