BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ahmet Altan · 28.07.2006 · 2 görüntülenme
AKP’yi siyasi bir mezbahaya götürürlerken... İktidarı iyice sıkıştırıyorlar... Milliyetçi söylem yoğunlaşırken PKK saldırıları da hızlanıyor. İki uçtan gergin bir hava yaratılıyor. Milliyetçiler, “sınır ötesi harekat” için hükümeti zorlarken, PKK da saldırılarıyla onlara yardımcı oluyor. Türkiye AB yolunda yürürken genç askerleri orada burada pusuya düşürüp öldürmenin “Kürt halkının geleceğine” nasıl yardımcı olacağı anlaşılmaz bir esrar olarak önümüzde dururken, askerlere kurulan pusulara “korucuların parmak izlerinin” karışması bu esrarı iyiden iyiye koyu bir karanlığa çeviriyor. Sanki birbirlerine “düşman gözüken” güçler ortak bir amaç için elele vermişler. O ortak amaç da, Türkiye’de “askeri bir baskı” dönemini başlatacak bir yolu açarak Türkiye’yi Avrupa Birliği’nden, hukuktan, demokrasiden, özgürlükten koparmak gibi gözüküyor. Dünyadan kopmuş, Avrupa’dan uzaklaşmış, içine kapanmış bir Türkiye’de tam da Ortadoğu’da korkunç sarsıntılar yaşanırken ortaya çıkacak bir “baskı döneminin” Kürt halkına nasıl bir mutluluk getireceğini doğrusu ya ben pek anlayamıyorum. 12 Eylül’de yaşananları ben unutmadım. Bilmem Kürtler unuttu mu? Ben, yeniden öyle bir dönem yaşamamız için ortak eylem yapanları Kürtlerin de Türklerin de düşmanı olarak görürüm. Bu ülkenin tarihinin, kendi iktidar hevesleri için kendi halklarını satan adamlarla dolu olduğunu biliyorum çünkü. Darbenin, cuntanın, kanın, kıyımın bugüne dek kimseye bir faydası olmadı, bundan sonra da olmaz. Garip bir ittifak “asker ölümlerinin” üzerinden Türkiye’ye karanlık bir rota çizmeye uğraşıyor. PKK askerleri öldürüyor, milliyetçiler de “hadi Kandil Dağı’na saldırın, Amerika’yla çatışın” diye sivil iktidarı zorluyor. Türkiye’nin ne Kandil Dağı’na doğru bir harekat yapması, ne Amerika’yla ve Barzani kuvvetleriyle Kürdistan’da çatışması ne de böyle bir macerayı göze alırsa bundan olumlu bir sonuç çıkarması mümkün. Bunu, sivil iktidarı sıkıştıranlar da biliyor. Onların amacı, kendini baskı altında hisseden iktidarın “vatanseverliğini ve yiğitliğini” kanıtlamak için içerde baskıcı önlemler alıp iktidarı kendi elleriyle askere teslim ederek Türkiye’yi dünyadan kopartacak yolu açması. Dünyadan kopacak bir Türkiye’de AKP’nin en küçük bir iktidar şansı yok. Bırakın iktidarını, varlığını bile koruyamaz. Öyle bir Türkiye’de dindarlar, Kürtler, liberaller, demokratlar, solcular hatta bu cehennemin kapısının açılması için ellerinden geleni yapan “milliyetçiler” daha önce misline rastlanmamış korkunç acılar yaşarlar. Sivil iktidarı ve Türkiye’yi rezil bir tuzağa doğru sürükleyen bu oyunu bozabilecek tek güç gene sivil iktidarın kendisi. Bir yandan öldürülen askerlerin nasıl bu kadar kolay tuzağa düşebildiğini soruşturup, onları sınırlardaki bütün o termal kameralara, istihbaratlara, uydulara rağmen koruyamayan sorumluların hatalarını araştırırken, bir yandan da bu “kışkırtıcı milliyetçiliği” geriletecek bir söylem bulmaları gerekiyor. Son zamanlarda yaptıkları gibi “milliyetçilik yarışına” girmeleri ne onlara ne de Türkiye’ye fayda sağlar. Bu ülkede, son tahlilde silaha ve güce dayanan “milliyetçilik yarışını” ordudan başka kazanacak kimse yoktur. Hele AKP hiç kazanamaz. Eğer kızıştırılan bu “milliyetçilik yarışına” kendi demeçleri ve tavırlarıyla hizmet ederlerse, kendilerini siyasi bir mezbahaya götürecek yolu da açarlar. Milliyetçilikte yarışmaktan vazgeçip dünyalaşmanın Türkiye’ye ve bu ülkede yaşayan Türk, Kürt herkese neler getireceğini anlatmaları, sanırım herkes için daha yararlı olur. Herkesi bekleyen mutluluk, özgürlük, zenginlik hedefleri varken milliyetçilik tarikiyle “bir mezbahaya” doğru koşmanın ne anlamı var? Bence bu soruyu dindarlar da, Kürtler de kendilerine bir sormalılar. Mezbaha dedikleri oyun yeri değil çünkü... Orada canlıları kesiyorlar. Gazetem. netAkt: C.Aliki
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.