Akıl Tutulması ve Basit Bir Sorgulama: PKK’nın stratejik hedef anlamında geldiği yer olağan bir durum mu? (1) İ. Güçlü
05.10.2011 · 2 görüntülenme
Türk Devleti, 12 Mart 1971 Darbesiyle Kürt ulusal hareketini tümden tasfiye edeceğinin hesaplarını yaptı. Ama kısa bir dönem içinde ve özellikle de Diyarbakır-Siirt illeri Sıkı Yönetim Cezaevlerinde ve Mahkemelerindeki direnişler, kapsamlı bir şekilde hazırlanan savunma metinleriyle resmi devleti siyasetini sorgulamalar, Kürt ulusunun haklarını kararlılıkla savunmalarla, devletin hesapları boşa çıktı.
Bu nedenle 1974 yılının ortalarından itibaren Kürt ulusal hareketi daha gürbüz, daha güçlü, daha sağlıklı ve çoğulcu örgütsel bir düzlemde gelişmeye başladı.
12 Mart Darbesinin, siyasal niteliği ağır basmayan ve ana özellikleri itibariyle sivil nitelikli olan Devrimci Doğu Kültür Ocaklarını (DDKO) kapatıp yargılaması; Türkiye’de Kürdistan Demokrat Partisi ve Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi üyeleri ve yöneticilerini yargılamasına karşılık; Kürt ulusal Hareketi örgütsel anlamda çoğulcu ve güçlü siyasal bir karakter kazandı.
Kürdistan demokrat Partileri güçlenip kitlesel karakter kazanmaya başladıkları gibi, Rizgarî, Özgürlük Yolu, Kawa, Têkoşîn gibi Kürt ulusal örgütlenmeleri de hızla örgütlenmeye, gelişmeye ve kitlesel bir yapı kazanmaya başladılar.
Denilebilir ki, 12 Mart 1971 Darbesi öncesi olan Kürt ulusal potansiyeli, 10 kat daha fazla bir enerji, güç, destek, moral kazandı; niteliksel yeni bir karakter kazandı; uluslararası standartlara tam anlamıyla ulaşma olanağı bulmazsa bile, bunun parametrelerini belirledi. Dünyadaki ulusal kurtuluş hareketlerinin genel reflekslerini göstermeye başladı. Geçmişle kökten bir farklılaşma sürecine girdi. Alabildiğince ideolojileşti; kitleselleşmesi tek boyutlu oldu; geleneksel sınıf ve tabakaları dışlayan bir kitleselleşme istidadı gösterdi.
*****
Türk Devleti, 12 Mart Darbesi’nin Kürt ulusal hareketine yönelik başarısızlığını, genel anlamda tarihsel ve geleneksel katliam, tutuklama, Kürtleri inkâr ve Türkleştirme stratejisinin başarısız olduğunu saptadıktan sonra; Kürt ulusal hareketini hedefinden uzaklaştırmak ve Kürt ulusal hareketini içerden kuşatmak için, kendisi için Kürdistan sahasında Öcalan’ın etrafında toplanan grup eliyle örgütlenmeye başladı.
Bu örgütlenme 1978 yılından itibaren PKK olarak şekillenmeye ve tanımlanmaya başladı.
PKK’nın bu konumuna ilişkin teze itiraz edenler var. Bu ikili düşünceyi not ederek, başka bir akıl yoluyla ve yeni enstrümanlarla sorunu değerlendirmenin, tespitlerde ortaklaşmaya yardımcı olacağını düşünüyorum.
Bunun için ana ve temel halka sorunda bir analiz yapmaya başlıyorum.
*****
12 Mart Darbesi sonrasında ana eksen olarak aynı ideoloji, sol ve sosyalist ideoloji temelinde çoğulculaşan Kürdistan’daki örgütlenme: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sömürgeci bir devlet, Türk ulusunun egemen ve yöneten bir ulus, Kürdistan’ın sömürge bir ülke, Kürt ulusunun bir ulus hem de sömürge ve bağımlı bir ulus olduğu konusunda genel anlamda bir uzlaşma sağlamışlardı.
Bu görüşlerin benimsenmesinden sonra, Kürt ulusunun diğer dünya ulusları gibi kendi kaderlerini kendi elleriyle tayin etmesi ilkesini hayat geçirmek gerektiği tartışmasızdı. Bu ilkenin hayata geçirilmesi halinde, somut şartların somut tahlilinin yapılması gerekirdi. Kürdistanlı örgütler de bunu yaptılar.
Kürdistan’daki örgütler bu teorik ve sosyolojik uzlaşma üzerinde hareket ettiler. Kürdistan’ın kuzeyinde Özgürlük Yolu hariç tüm örgütler Kürdistan’ın bağısızlığı ve özgürlüğü, Kürt ulusunun da bağımsız devlet olması konusunda bir stratejiyi benimsediler. Bağımsız Kürdistan Devleti’ni Kürdistan’ın kuzeyiyle sınırlı tutmayıp, bütün Kürdistan parçalarını bütünleştiren bir “Birleşik Kürdistan” stratejisiyle sorunu ele alanlar da oldu.
Kürdistanlı siyasal örgütler bu stratejiye ulaşmak için, akıl ve bilim yolunu seçtiler, kısa zamanda çok yoğun tartışmalar yaparak, yeni stratejilerini net hale getirip benimsediler.
PKK de, “Bağımsız Birleşik Kürdistan Devleti’ni” stratejik hedef olarak benimsemişti. Bu stratejiyi benimsemeyen tüm Kürdistanlı örgütleri de düşman, işbirlikçi, oportünist ilan ediyordu.
Bu tespitlerini sözde de bırakmıyor, fiilen hayata geçiriyordu. Bu nedenle de bütün Kürdistanlı örgütlere karşı savaş ilan etmişti. Bu savaşın sonucunda yüzlerce Kürt yurtseverini, Kürt siyasi kadrosunu, Kürt ulusal hareketini destekleyen sıradan insanları katletti.
PKK’nın bu katliamları Kürdistan’ın kuzeyi ile sınırlı kalmadı. Kürdistan’ın diğer parçalarında da yaygın bir hal aldı.
PKK’nın asıl niyeti Kürdistan’ın Güneyindeki özgür Kürdistan alanını bölge sömürgeci devletleriyle yok etmek olmasına rağmen; bu stratejiye sığınarak ya da bu stratejisini hayata geçirme babında ”Botan-Behdinan Hükümetini”, “Zap Cumhuriyeti’ni” ilân etti.
PKK’nın “Bağımsız Birleşik Kürdistan Devleti” stratejisi, bir aşamaya kadar devam etti.
PKK, Öcalan eliyle ve açıklamalarıyla bu stratejiyi sulandırmak için büyük çaba gösterirken, 1999 yılında Öcalan’ın Türkiye’ye gelmesi ya da getirilmesinden sonra, köklü bir değişikliğe uğradı.
Öcalan, sorgusunda ve özellikle de mahkemedeki açıklamalarında PKK’nın bu stratejisinden vazgeçmekle kalmadı, Kürtlerin hiçbir hal ve şartta, herhangi bir parçada devlet olma, federal olma, otonom olma haklarının da olmadığını açıkça ilân etti. “Demokratik Türkiye Cumhuriyeti” tezini benimsedi.
Kürdistan’daki federe yapıyı da düşman, İkinci İsrail, ABD’nin uydusu bir yapılanma olarak ilân etti.
Öcalan orada da durmadı, kendisinin yeni stratejisine karşılık Kürtlerden yükselen eleştiriler karşısında bir dönem sonra aciz ve çaresiz duruma düşünce; bu sefer de Kürtlerin devlet olmayacakları, Arapların, Türklerin, Farsların devlet oldukları, siyasal bilim literatüründe hiçbir yeri olmayan “toplumsal konfederalizm” stratejisini benimsedi.
“Toplumsal Konfederalizm” tezi de Kürtler içinde tutmayınca ve bu tezin deli saçması bir tez olduğu açığa çıkınca, bu sefer de “Demokratik Özerklik” tezini savunmaya başladı.
Öcalan bu yeni stratejileri benimserken, kendi örgütüne ve arkadaşlarına sorma gereğini de görmüyordu. Buna rağmen, PKK ve yöneticileri de kayıtsız şartsız Bremen Mızakıcıları gibi Öcalan’ı takip ediyor, o stratejileri benimsiyorlardı.
*****
Bir kişinin, bir siyasi örgüt ve partinin, bir devletin, bir siyasal sistemin zaman içinde yeni gelişmeler ve ortaya çıkan yeni veriler karşısında kendi stratejilerini, hedeflerin değiştirmeleri; stratejili ve hedeflerini, yeniden realize etmeleri doğaldır.
Bu tutum ve yaklaşım, değişim, dönüşüm ve ilerleme yasasının bir gereğidir. Ayrıca eleştiri ve özeleştiri mekanizmasının da olmazsa olmaz şartlarından biridir.
Ama özellikle de siyasi örgütler ve partiler bunu yaparken, kendi organlarında, kurumlarında öncelikle ve yoğunca tartışırlar. Ondan sonra yapılacak değişikliklere karar veriler.
PKK ve Öcalan’ın yaptığı bu değişiklik, tartışma yapılmadan, parti organlarına ve üyelere danışılmadan yapılıyor.
PKK ve Öcalan bir gecede değişiyor, bir gecede yeni bir strateji benimsiyor. PKK aparatı da bir bütün olarak bu değişen stratejiyi benimsiyor.
PKK/Öcalan bu değişikliğe giderken tartışma ihtiyacı duymadıklarına göre, bu stratejileri dışarıdan birileri mi onlara dikte ettiriyor?
En önemlisi de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin stratejisi gereği PKK’yı kurdurmasındaki amaca ulaşıldığının bir verisi ile mi karşı karşıyayız?
Devlet de, Kürt Ulusunun “Bağımsız Kürdistan Devleti” hedefinden uzaklaşmasını istemiyor muydu? Bu olanlar bu siyasetin sonuçları ve tezahürleri değil mi?
PKK/Öcalan’ın stratejik anlamda bu kadar hızlı değişmesi, değişken olması siyaset bilimi ve diğer toplumsal disiplinler açısından olağan bir durum mudur?
Bu soruları yeniden soralım ve tartışalım diyorum. Gelecek yazılarımda da başka sorular sormaya devam edeceğim.
Sorduğum sorulara ortak yanıtlar bulabilirsek, karşı karşıya olduğumuz beladan kurtulmak için ortak bir akıl yaratma, en önemlisi de akıl tutulmasından kurtulma, basiretsizliği üzerimizden atma, yeniden çağdaş, demokratik, ulusal, Kürt ve evrensel değerlerle barışık örgütlenme şansını bulabiliriz diye düşünüyorum.
İbrahim GÜÇLÜ
(ibrahimguclu21@gmail.com)
Amed, 30. 09. 2011