ABDULLAH GÜL’ÜN „KAYSERİLİ“ ATASI ŞÊX ÎBRAHÎM HUSEYÎN SÎWASÎ KÜRD OLMASIN?
Aso Zagrosi · 2 yıl önce
Mehemedé Paloyé · 08.02.2010 · 1 görüntülenme
Bütün gün koştruduğumdan ancak gece geç saatlerde foruma girme olanağım oldu.
Benden önce neler yaşanmıştı bilmiyorum ama yurttan sesler programı misali
açık ve net şekilde bir Türkün kaleminden çıkan küfürleri okuma şerefine
eriştim ! Nöbetçiyi uyaracağım ama bakıyorum adam uyaranada küfür etmiş.
Cevap yazacağım ama nasıl ? Türk malı küfürlere nasıl yanıt vereyim ?
Küfürleride kendileri gibi seviyesiz ve kalitesiz ! Hani küfüründe bir kalitesi
olur veya olmalı diye düşünüyorum.Maalesef Made in Turkey olunca ordada kalite
aramak nafile !...
Aslında tuhafıma giden bu küfürler kalsın isteğiydi.
Neden kalsındı ?
Çokmu kaliteliydi ? Veya öğreticiydi ?
Yada meşhur X köy isimli ajan yakalandı diyemi ?
Şunu açık ve net söylüyeyim ; Bugüne kadar kuzeyli hiç bir hareket veya şahıs
ne bir ajanı yakaladı veya deşifre edebildi.
Sadece bol bol ajan dedi veya elinde fırsat varsa ajan dediğini sizlere ömür
yaptı.
Ajan tespiti bir marifettir.Buda gizlü örgütlülük ve gizlilik ister.
Biz hep illelegal olduk.Aslında öyle sandık !
Lakin en illegal örgütümüz bile İsviçre peyniri gibi delik deşik olmuştur.
Çok gizli hareket ederiz deriz ama aslında sağır sultan bile duymuştur.
Lafı uzatmıyayım ; Ben X köylünün Türk olduğuna inanmıyorum.Onun mesjlarında
veya yazılarında ise Kürd olduğunu hep hisettim.Lakin sanal alemde kefil
olacak durumda olmadığımı bilmenizide isterim.
Belki bir itirafçı olsa bile yine bir Kürd idi.
Tek suçu ise Öcalana küfür etmemesi idi.
Lakin tespiti ise onun korkak olduğu idi.
Ki bu benimde katıldığım bir tespit idi.
Neyse bir ajanı yakalayıp derdest ettik.
Birde şu xwendi derdest etsek iş bitti sayılır.
Bana gelince , benden ne yurtsever olur, nedeki ajan olsun....
Kendi halinde bir Gundi geldik ve Gundi gittik.Okuduğumuz bir kaç yıllık
Üniversiteden diploma alamadığımız için Gundilikde silinmedi...
Aslından benden iyi Tikkocu çıkardı ama nedense olmadı.
Çünkü işçi köylü kelimesi geçen bir örgüttü.
Eh hem işçi (şimdi işsiz) ve hemde Gundi idim.
Herhalde başında Türkiye işçi köylü yerine, Kürdistan işçi köylü demediği
için olsa gerek diye düşünüyorum.
Şimdi zevzekliği bir kenara bırakalım ve saadete gelelim.
Sanalda foruma küfür üzerine küfür yollayan bir Türk görevli veya sıradan
bir faşisti bir anda burdaki insanları nasıl birbirine saldı hayret ettim !
Ne oluyoruz ? Yani bu kadar rahatmı gaza geliyoruz ?
Evet ! Evet gerçekten rahat gaza geliyoruz.
Kendileri camiye bomba koyarlardı ve basarlardı yaygarayı " Koministler camiye
bomba koydular " ondan sonra Allah Allah nidaları arasında şehir birbirine
girerdi ve onlarca ölü ve derken Maraşta yüzlerce ölü ile biterdi.
Hadi onlar politik değil cahillerdi.
Ya bizler ?
Kendimize yazık etmiyormuyuz ?
Selametle kalın
Aso Zagrosi · 2 yıl önce
Aso Zagrosi · 3 yıl önce
Brahim Ziravav · 4 yıl önce
Brahim Ziravav · 6 yıl önce
Takipci · 16 yıl önce
Kek muhammed, herkesin herşeye inanma ve inanmama hakkı var. Şimdi anlatacaklarımıda inanmayabilirsin. Dün gece yaılıp çizilenleri bende takip ettim. Tartşma X Köy Sakini ve Remo arasında yaşandı. Tartışmalar kızışınca X Köy Sakini küfür etmeye başladı. Remo küfür etmedi. Küfür sahibinindir demekle yetindi. Nöbetçi küfürlü yazıları sildi. Bu, X Köy Sakinini zıvanadan çıkardı. Önce seni, Hek, Balyoz, Alan Lezan ve Xwend'ı ayırarak başta Remo olmak üzere, Forum çalışanlarını, katılımcıların ana, avrat ne aklına geldiyse sövdü saydı. Nçbetçi onlarıda sildi. Bu kez tüm Kürdlere akla gelebilecek küfürler etti. Ana, avrat, bacı, allah, kitap bırakmadı. Ben Türk ajanıyım. Jitemciyim. Akla gelmeyecek galiz küfürler eşliğinde erkekseniz türkiyeye gelinde ne yapabileceğini sıraladı. Remo, nöbetçiyi uyardı. Yazıların silinmemesini rica etti. O da o saaten sonra silmedi. X Köy Sakini bundan rahatsız olacak ki, bu kez aynı küfürler eşliğinden niye yazılarımı silmiyorsunuz diye küpürdü. Bir müddet sonra yatmaya gittim. Sabah kalktığımda yazılar kaldırılmıştı. Keşke hepinizin görmeleri için kaldırılmamış olsaydı. Ve bu mesele sorun olmaktan çıkardı. Yazıları kopyaladılar mı, ciddiye almayıp sildiler mi bilmiyorum. Forum Çalışanlarından ricam eğer yazılar kopyalanmışsa yeniden asmalarıdır. Gerisi kişinin iyetine bağlıdır. Mesele budur. Sana kardeşçe birde uyarım olsun. Yazdıklarının bir boyutu doğru, ama bir boyutu eksik. Biz Kürdlerde ajan iddiasının ne kadar alıcısı varsa, bir o kadarda gerçek ajanları hoş görme vardır. Bunu unutma. Daha önce yazmıştım. Burası sanal bir dünya. Biriki laf edeni ne sayın, ne de hain ilan edelim. Kısaca bunu söylemek istedim. Sağlıcakla kal
eskici · 16 yıl önce
sunu gonul rahatligiyla soyleyebilirimki,degildi.neden derseniz.bugune kadar bukadar seviyesiz,kufurbaz, devrimin ve devrimcinin dlinden uzak birisine rastlamadim.bunu su anlamda soyluyorum, t.c bu kadar kalitesiz bir adami "git su formu izle"gorevlendirecegini hic sanmiyorum. simdi bazi katilicilar soracak belki . hic ajan gordunmu diye. karsilastim, ama malesef goremedim.bir donem sorguda gozlerim bagliyken katilan biri vardi.konularaokadar hakim ve bag kurmakta o kadar usta idiki, eger sorgu sartlarinda degilde noemal bir ortamda olsa idi aklima gelecek ilk sey orgutun kalitrli eleman yetistirme ozelliginin cok yuksek olacagiydi.neyse x koy sakinine gelince bu kisilik kurt veya turk olmasi onemli degil sezgilerime ve kisinin yazdiklarindan izleye bildigim kadariyla bir sekilde ama gonullu ama zorla PKK dan uzaklasmis fakat orada hala bir sekilde bag kurabilen gecmisi ile bugunu arasinda bocalayan .belki pisman ama kurtlukle veya mucadele ile kendisi arasinda bocalayan .,fakat konusup kendisinin de dinlenmesi gerektigi,veyaonemli olduguna kendisini inandirdigi hasta bir kisilik. tehlikelimi? tabiki,bu kisilikler her an musait iklim bulduklarinda karaman veya tam tersi durumda ihanet icinde olabilirler.tarihimiz bunlarla doludur.ama sunu tekrar edeyim yetistirilmis bir ajan olduguna inanmiyorum.
Mehemedé Paloyé · 16 yıl önce
Sayın Takipçi merhaba Ben bahsini ettiğiniz tartışma başlangıcını kaçırdışım.Demek slinmesin denen yerden girdiğim için demek filim kopmuş.Bu nedenle yanılgım olabilir. Yalnız bana acayip gelen X köylünün bir bütün yazıları ve o küfürlerin stili hiç uymadığı için görüşlerimi belirttim.Yanılma durumum olamazmı ? Elbetteki olabilir.Hele benim gibi " Kürdüm " derse biri hemen sevgimi kazanıyor. Sevgide insanı gören kör edebiliyor. En çok merak ettiğimde sabah namazına kalkacak kadar dindar biri nasıl yaradana haşa küfür edebiliyor ? Bilmiyorum acaba bir yanıtı varmı ? Tüm Kürdlere küfür etme meselesine gelince ; Eşit paydaya bölersek benim anama ne düşmüşse kendisininde anasına o kadarı düşmüştür.Çünkü kendiside Kürdtür ! Bari benim anamın kendisinden abdesti kırılıyor.Yani nikahı düşüyor.Ya kendi anasına küfür etmesini hangi fetvaya sığdıracak ? Neyse bu ara aklıma herşeyi bilen geldi.Birden kayboldu hayırdır ? Selam ve saygılar
Anonymous · 16 yıl önce
yok yakalamadik,o kendisini ele verdi.yakalansaydi eger "rahmetliyi" nasil bilirdiniz diye size sorardik.simdi o ne hallerde orasida meshul.ama alcaktan süründügüde kesin.
aktarma · 16 yıl önce
ABDULLAH ÖCALAN İŞBİRLİKÇİ BİLE DEĞİLDİR! Nivîskar: rizgari Di: 31.10.2004 Sehet: 18:25 Ji aliyê rizgari Sait AYDOĞMUŞ Abdullah Öcalan'ın “statü“sü konusunda Mesud gibi düşünmesem de, dünkü Rızgari Sitesi'nde yayınladığı “Abdullah Öcalan'ın İhanetini Göremiyen Ya da Görmek istemiyenler İçin Bir Daha“ başlıklı yazısıyla çok yerinde bir iş yaptığını takdir ediyorum. Yaşını bilmesem de, değerli Mesud'un, tarihimizi, hele de yakın tarihimizi iyi bildiği yazısından anlaşılıyor . Bu nedenle Kuzey'in Kürt hareketi olarak, 1960'lı, 1970'li yıllarda, yeniden billurlaşıp ortaya çıkarken, şimdilerde, “mazide kalmış“ birçok mesele gibi, sömürge olup olmadığımız tartışmasının gündemimizi hayli meşgul ettiğini biliyordur. Sonra, değerli bilim ve dava adamı İsmail Beşikçi'nin şu meşhur özdeyişi “ilaç“ gibi gelmişti uzayan bu tartışmaya: “Kürdistan sömürge bile değildir!“... Diyeceğim şu ki, Abdullah Öcalan, işbirlikçi bile değildir; hele hele reformist hiç değildir! O, zaman zaman “sahip“ değiştirse de, daha başından beri, Kürt siyasal hareketini yok etmek ve ulusumuzun temel çıkarlarına karşı savaşmak göreviyle “kuyu“dan çıkarılan, Kürt siyasetinin örgütsel tarihi anlamında, “kök“ü olmayan bir örgütün baş ajanıdır! Bu nedenle bu örgüte, “Apo'nun PKK'si“ deyip devam edeceğim... Apo'nun PKK'sinin, daha ilk çıkışında, Apo'nun PKK'de ve PKK'nin Kürdistan'da, mutlak hakimiyeti için, oldukça profesyonel yöntemlerle sayısız cinayet işlediği biliniyor. O dönemin Kürt siyasal hareketinin oluşumunda yeralan, olayları yaşayan birisi olarak çok iyi biliyorum ki, Apo'nun, özellikle örgüt-içi hakimiyet mücadelesiyle ilgili olarak kullandığı profesyonel kural ve yöntemlerin “tecrübe“ kaynağı, genç ve deneyimsiz Kürt hareketi değildi, olamaz! Açıktır ki, bu “tecrübe“nin kaynağı, TC'nin Osmanlı'dan devraldığı, çeteci siyasi geleneğin engin ve zengin “tecrübe“sinden başkası değildir!.. Apo, bu anlamda profesyonellerden “ders“ alan ve artık kendisi de profesyonel olan birisidir. O'nun, durup dururken, bu işin “kitab“ını yazması, hem hedef şaşırtmayı hem risk azaltmayı hem de ajanlar tarafından yönetilmeyi ve oÂnlarla birlikte yönetmeyi kanıksatmayı amaçlayan profesyonel bir taktikti. “Kel göründüğü“ için, Kesire ve Pilot deyip kendisini hedeften çıkarmaya çalıştı. Eğer bu “ajanlık işi“nin kitabı ve konuyla ilgili sık sık yaptığı açıklamaları olmasaydı, bir zamanlar “mesai arkadaşı“ olan Gazeteci Avni Özgürel ile MİT yetkilisi Mehmet Eymür'ün açıklamaları, çok büyük şok ve gürültülere neden olabilirdi. Ama biliniyor ki, Apo'nun anılan profesyonel taktiği sayesinde, Türkiye'de ve Kürdistan'da, herkes durumu bildiği ve kanıksadığı için, anılan açıklamalar, neredeyse haber değeri bile taşımadılar. Bence, bu profesyonel taktiğin en kötü ve zararlı sonucu, ajanlar tarafından yönetilmeyi ve oÂnlarla birlikte yönetmeyi halk olarak, politikacılar olarak, kanıksamış olmamızdır. Bu kanıksama, Devlete, Kürt hareketinde sayısız ajan kullanma imkanı yaratıyor ve dolayısıyla “iş“lerini kolaylaştırıyor; bu “iş“i yaparken, gerek kişisel olarak ve gerekse de kurumsal olarak aldıkları riski minimize ediyor. DEHAP ve öncüllerinin başına veya yönetimine, -ajanlıkları üzerinde ittifak sağlayamıyacaklarımızı birtarafa bırakıyorum- kaçıncı defadır tescilli ajanlar öneriliyor, getiriliyor? Fehmi Işıklar ve Mehmet Metiner'den sonra şimdi de sadece tescilli ajan değil, tescilli bir kriminal olan Sarp Kuray'ı, hangi güven ve cesaretle önerebiliyor Apo? Hangi “güven“ ve cesaretle, “şıracının şahidi bozacı“ misali, saçma sapan iddia ve iftiralarına, Ercan Çitli, Avni Özgürel vb. tescilli ajanları “şahit“ gösteriyor? Açıktır ki, bu “güven“ ve cesaretin kaynağı, anılan kanıksamadır; Yalçın Küçüğ'ün ajanlığını bilip yazdıkları halde, O'nunla aynı “camiada“ bulunup/bulunmayı sindirip, aynı “atölye“de çalışıp ve fakat bize “aydın“lık dersi verenler, vermeye devam edenlerdir de... Anlaşılıyor ki, Apo bile, rezillik ve “düşürülmüş“lüğün bu kadarına şaşmış bulunmaktadır ve bu şaşkınlığını şöyle ifade etmektedir: “Zır delilik yapsam, halk, başkanımız peygamber oldu, devlete hizmet edeceğim desem başkanımızın bir bildiği var diyecekler.“ ( aktaran Mesud, anılan yazı) Apo ve “teşkilat şefleri“ çok iyi biliyorlar ki, kanıksama yoluyla düşürülüp müritleştirilen bir toplumu yönetmek, aldatmak çok kolaylaşıyor; ne yaparsanız yapın, yaptıklarınızda “keramet“ arar, oÂnları iyi niyete yorararlar. Tıpkı, bir zamanlar, bizim orada, kendisini ziyaret eden bazı kadın müridleriyle cinsel ilişkileri, hamilelik nedeniyle inkar edilmeyecek biçimde ortaya çıkan bir şeyhin müritlerinin, “ama o iyi niyetle yapıyor“ diyerek, şeyhlerini savunmaları gibi... Kanıksatma sadece ajanlık konusunda olmuyor; birçok alanda uygulanıyor; ve bırakalım halkı, biz politik kadrolar bile, olanları, önce, çoğunlukla yanlış yorumluyor ve kavrıyoruz. Dolayısıyla bu kanıksama meselesini bir kaç örnekle biraz uzatmak istiyorum. Mesela normal örgütlerde sır kabul edilen nitelikteki olayların,toplantıların gelişmelerin, soruşturmaların, cinayetlerin, işkencelerin, infazların, itirafların, iftiraların, dedikoduların, PKK'de, “çözümlemeler“le, bültenlerle, teyp ve video kasetleriyle belli düzeylerde özel olarak okutulup, dinletilip seyrettirilmesinin hikmeti nedir? Merkez komitesi üyeleri dahil, bellibaşlı herkesten hemen hemen aynı plan, jargon ve kelimelerle periyodik olarak “özeleştri“ alınarak parti yayınlarında yayınlanmasının anlamı da öyle... Bir arkadaşım, bana, Van Çatak'ta yayınlanan yöresel bir “Gerilla Bülteni“nden bir bölüm okumuştu: Bülten'de bir “işbirlikçi“nin nasıl nallandığı ve bu esanada nasıl kan-revan içinde kalındığı anlatılıyordu. Binlercesi dağıtılan Parmaksız Zeki'nin (Şemo), Apo ile adeta “halk mahkemesi“ne dönüştürülen ve bütün o suçlama ve aşağılamalardan sonra Şemo'nun eski görevinin başına gönderilmesinin görüşme kasetini izlediniz mi? Daha öncesinden oldukça sıkkı bir eğitimi verilen, provası yapılan Apo'nun “kabul törenleri“ne katıldınız mı? Veya böyle bir töreni izlediniz mi? Apo'nun tumturaklı küfür ve hakaret dolu yazılarını ve demeçlerini çok okuyup izlemişizdir. Bu listeyi uzatabililiriz... Eminim ki ezici çoğunluğumuz, bütün bunları, ilk anda, “kabalık“, “illkellik“, “acemilik“ vs. Olarak değerlendirmişizdir. Oysa, PKK'de başından beri ve sistematik olarak varolan/uygulanan bütün bunlar, insanların ve toplumun “düşürülme“si ve bunun kanıksanması için bilinçlice yapılmaktadır ve bu “modern bir anlayış ve tecrübe“ye dayanmaktadır. Bana bir çok politik insan sormuştur: PKK ve Apo için bu kadar olumsuz şeyleri içeren “Görüşme Notları“nı kim nasıl bulup yayınlatıyor diye? Hatta bunları bulup yayınlıyor diye Nasname'nin Editörü Şükrü Gülmüş'ün ajanlarla bağlantı içinde olduğuna bile “hüküm“ edenlere raslamışımdır. Insanlar sanıyor ki, bu “Notlar“ Devlet'e ve PKK'ye rağmen yayınlanıyor. Tam tersine, “Notlar“daki politikanın benimsenmesi ve kanıksanması için, Devlet ve Apo, bunları özellikle yayınlatıyorlar. Ve oÂnlar bakımından şimdilik bunların karı zararından çok çoktur. Yine Mesud'un yazısından bir aktarma yapıyorum. Amacım kanıksatma yoluyla “düşürülme“ye Derin Devlet'in ne kadar önem verdiğini kanıtlamaktır. Sözü Mesud'a bırakıyorum: “Öcalan 8 Temmuz 1999 tarihli görüşmede, kendisinin el yazısı ile yazdığı kimi soruları okumaları için avukatlara verir. Söz konusu sorular şöyledir: “1. Kürtlerle ilgili kültürel haklardan ne kastediliyor? 2. Kültürel haklar örgüte kabul ettirebilir misiniz? 3. Barış ve kardeşlik nasıl pratikleşir? 4. Demokratik çözüm ve Demokratik Cumhuriyetten ne kastediliyor? 5. Bu önerilerin ciddiyetini nasıl kabul edebiliriz? 6. Örgütle olan bağlantınız, uygulama gücünüz? Örgüt dinler mi? 7. Halen sakladığınıza dair kuşkular var? 8. Dağdakileri indirme planınız var mı? 9. Örgütle somut temas nasıl düşünüyorsunuz? 10. Ekonomik, sosyal, gelişme planınız? 11. İrtibat biçimleri, kimlerle hangi biçimde? 12. Uluslararası gözlemcilerden ne kastediyorsunuz? 13. Kemal Burkay, Hizbulkürd sizden sonra ne yapabilir? “(8.7.1999 Avukatlarla görüşme notundan, sayfa 418) “Bu soruları Öcalan 'dün' aldığını söylüyor. Sorularla ilgili ise şunları belirtiyor: 'İş ciddi, bu sorularla birlikte olursa bir döneme girebiliriz. Direkt bir diyalog değil, bana göre dolaylı diyalog. Komisyonu aşan bir durum. İşin ciddiyetini nasıl görüyorsunuz?... Ortama bomba gibi düşer. Örgüt tümüyle uyar ve başarılırsa tarihi olur.' (8.7.1999 tarihli Avukatlarla görüşme notundan, sayfa 418) “Aynı görüşmede Öcalan Başkanlık Konseyi'ne yazdığı bir yazıyı avukatlara verir. 'Mümkünse Pazartesi cevap gelsin. Bir günde okurlar. Bir çözüm adımdır, düğümleme değil. Şöyle bir adım, böyle bir adım demeyelim, önemlidir. Devletin olumlu adımları, bizim atacağımız adımlara bağlı, geciktik gibi' der. (aynı yerden) “Derin devlet“ Öcalan'a, yanıtlaması için bazı sorular verir, Öcalan soruları ciddi bulur. Başkanlık Konseyine yazı yazar. Kendisine sorulan soruları dolaylı diyalog olarak görür. Devletin atacağı adımların, kendilerinin atacağı adımlara bağlı olduğunu düşündüğü için geciktik tavrı takınır“. Bu alıntıdaki 5. 6. ve 7. sorular “Görüşme Notları'nın neden sistematik olarak ve özellikle harfiyen yayınladığıyla ilgilidir. Sözde Apo Devlete birtakım öneriler vermiş ve ilgili yetkililer, bu önerilerin Apo tarafından, PKK'den ve halktan saklandığı düşüncesindelermiş; bu nedenle de önerilerin ciddiyetinden kuşku duyuyorlarmış!... Aslında bu işin “tiyatro“ tarafıdır. “Derin Devlet“ kadrosu, Apo'yu da kapsamaktadır ve öneriler kendilerinindir. Ateşkes “görüşmeleri“nde olduğu gibi, bu öneriler bile, kabul edilip uygulanmak için değil, PKK'lileri ve halkı adım adım “düşürmek“ ve “düşürülme“yi oÂnlara kanıksatmaktır. Nitekim, Apo'nun ve Devletin “Demokratik Cumhuriyet“, “Kültürel haklar“, “barış ve kardeşlik“ için yaptıkları önerilerin PKK'den ve Halkımızdan gerekli desteği bulduğunu biliyoruz. Ama, yıllar geçtiği halde, ortada ne “Demokratik Cumhuriyet“ ne 'kültürel haklar“ ne de “barışve kardeşlik“ var! Şimdi sıra bunlar için mücadele edecek yeni bir parti kurmakta... Dedim ya tam bir tiyatro... Ve biz, bir “deli“ye peygamberlik, Devlete hizmet edene, “ulusal önderlik“ yakıştıran “düşürülmüş“ bir halkın politikacıları olarak bu trajediyi hüzün içinde seyrediyoruz... 28.10.2004
Xwend · 16 yıl önce
Sayin Mehemedé Paloyé, “ Neyse bir ajanı yakalayıp derdest ettik. Birde şu xwendi derdest etsek iş bitti sayılır. “ diyorsun. Ben burada Sayin Öcalan demek disinda bir “suc“ islemedim ki, X Köy Sakini rüyasinda Melle Mistefa Barzani´yi gördü diyelim, Ben öyle bir rüyada görmedim. üstelik senin gibi cesaret gösterip adamin rüyasina hayirli olsun da diyemedim. Hani bir gün olurda rüyamda Melle Mistefa Barzani´yi görsem, veya Sayin Öcalan´i görsem, veya Baskan Mesud Barzani´yi görsem kesinlikle burada anlatmam. Anlatip da X Köy Sakini gibi “Ajan“ diye yakayi ele verip, derdest mi olayim? Zaten Sayin Öcalan demekle“sucu dosyamizi“ yeteri kadar kabarmisiz. Selamlar Biji Kürdistan! Biji Gerilla! Biji Pesmerge!
Mehemedé Paloyé · 16 yıl önce
Sevgili Xwend Ben ironi yaptığımı sanmıştım. Demek başarılı olamamışım. Senden tekrar okumanı rica etsem anlayacağını sanıyorum. Yok anlatamadımsa , bir özür borcum kalıyor. Bunuda istediğin an kullanırım. Selamlar
Anonymous · 16 yıl önce
Re: Gönderen: IP Kaydedildi) Tarih: 17 January, 2010 11:53 Hain öyle sihirli ve kullanana o kadar avantaj sunan bir kelimedir ki, hainlikle damgalananlar artık her şeyi haketmişlerdir. Magdelena'yı taşlayan kalabalık büyür, hainlerin karşısında bir festival kalabalığına dönüşür. Ortada günahkarları taş atmaktan alıkoyacak bir Hz. İsa da yoktur. Mikrofonu eline geçiren ajitatör hipnoz olmuş kalabalığı coşturur. "Dün alkışladığınızı bugün taşlayın... Dün alkışladığınızı bugün taşlayın...." Yatağınızdan uyandığınızda birden bire karşınıza dikilen hain sıfatı sizi önce irkiltir. Sonra hem ağır bir şok yaşarsınız ve hemde dingin bir gönül rahatlığı. Elinizde geriye dönüp bakmaktan ve sayıları hızla artan " Hain" leri saymaktan başka bir şey kalmamıştır. Ve çaresiz sizde o çokça eleştirdiğiniz kendi gerekçelerinize sarılırsınız. Kim yazmış, ne zaman yazmış hatırlamıyorum. Ama söz şöyleydi: "Eğer gerekçeler olmasaydı insanlar çatlardı." Gerçektende tabularımız, korkularımız ve gerekçelerimiz bizzat kendimizin yarattığı, zaman içinde bize hükmetmeye başlayan, esir alan ve giderek hem rahatlatan ama hemde eğer kalmışsa kendimize olan saygımızı da götüren çaresizliklerimizdir. Güçlü görünme dürtümüzü bu çaresizliğimizin gerekçeleriyle bir ifadeye kavuştururuz. Çaresizlikten üretip çıkardığımız bu güçlülüğümüz çürümeye başladığında, çıplaklığımızı örten giysilerimizin seçiminde gösterdiğimiz titizlikle, tersyüz ettiğimiz gerekçelerimiz hemen imdadımıza yetişir. Anlaşılan siyasette bu paradoks çok daha keskindir. Mesela en fazla övdüğünüzü bir diğerinden çok daha fazla ve çok daha öfkeli karalayabilirsiniz. Çünkü belkide farkına varmadan yaptığınız her övgüde, gelecekteki karalamayı beslemişsinizdir. Yalan söylediğini bile bile haber okuyan veya soru soran spikeri düşünün. Yalanını "ihanete" karşı söylediği için, yalanı kişiliğinde gönül rahatlığı ile sindirebilir. Yalanın yarattığı etkiyi çevresine gururlanarak anlatabilir. Ve üstelik o gece yatağında hiçbir şey olmamış gibi rahat uyuyabilir. Örneğin; İdama karşı evrensel duyguları kalemi ile en iyi yansıtan kişi, aynı zamanda en acımasız idam kararını veren kişiye dönüşebilir. Üstelik "Acımasızlık sahte duygulardan döllenir." sözüde kendisine aittir. İnanın en fazla bağıran seyyar satıcı, en çok çürüğü altta gizleyendir. Yani gece koynunuzda çırılçıplak yatan ve yüreğinden gözyaşı döken kadınla, uyanıp konuşmaya başladığında akıl almaz yalanları peşi sıra sıralayan aynı kadındır. Öfkelerin ve acıların gizli nedenleri vardır, sözü bu yüzden boşuna söylenmemiştir. Yani Fuat'ın öfkesi ve "hain" sözcüğünü bu kadar kolay kullanması bağlılığından değildir. O sobada yanan cenini unutamadığı için öfkelidir. Belki de haklıdır. Bir kızla kaçan doğulu gencin niye öldüğünü ve bir kızla kaçan kendi yakınının niye yaşadığını bu ruh halinden ötürü anlayamamaktadır. Zaten anlasa, bugün o doğulu gençte yaşıyor olurdu. Düşmanın eline geçmesin diye, yaralı arkadaşını kurşuna dizen adam, toplantı kürsülerinin en büyük ahlakçısıdır. Olayı her hatırladığında ahlakçılığı hastalık düzeyine vardırır. Bu kısır döngü böylece sürüp gider. Ama yaptıklarının boşlukta sallanıp duran ilmeği onu mezara kadar yalnız bırakmaz, o da ahlakçılığa tutunur. Vicdanını rahatlatmanın en iyi yolu ise, "hain" bulmaktır. Bulurda. İlginci onunda kendini inandırdığı gerekçeleri vardır. Kürtler için "haini bol halk" derler bence bu söz doğru değildir. Kürtlerin hainide en çok başka halklar kadardır. Ama Kürtler kadar hain üreten bir toplum yoktur derseniz, işte bu doğrudur. Çünkü ürettiğimiz hainleri saymaya kalkarsak sayıları neredeyse hain "olmayandan" daha fazladır. Dün Esat Oktayı vurduğu için ulusal kahraman ilan ettiğinizi bugün "ulusal hain" ilan ederseniz, Dün mahkemede İngilizlerin suratına tükürüp Mazlum Doğan direnişi sergiledi dediğinize, "İngiliz ajanı" derseniz, 15 Ağustos'un ve savaşın en fedakar komutanı diye adlandırdığınıza, "en düşkün hain "sıfatını yakıştırırsanız, Aydınınıza, siyasetçinize "hainler" sıfatını layık görürseniz; Tarihinizde kirlenmedik sayfa bırakmazsınız. Ve o tarihe de, geleceğe de, kafasını allak bullak ettiğiniz halkada yazık edersiniz!... Faysal DUNLAYICI kani@pwdnerin.com