Siyaset

Ağar’ı Ağartmak, Veya ?

Ahmet ALÝM · 02.11.2006 · 1 görüntülenme

Öncelikle Cumhurbaşkanlığı başta olmak üzere seçim sürecine giren Türkiye’de 1 ekimden itibaren yürürlüğe giren tek yanlı ateşkes, Türk siyasi partileri ve devlet yöneticileri arasında tartışma konusu haline getirilmiş ve Kürt sorunun tartışılmasını boyutlandırmıştır. Bu konuda en çok tartışılan kişi ise Kürdistan’da 9 ekimde yaptığı açıklamalar ile Mehmet Ağar olmuştur. Ağar’ın yaptığı açıklamalar Kürtler veTürkler arasında siyasi ve askeri çevreler tarafından olumlu ve olumsuz değerlendirmelere neden olarak, bu çevrelerde polarizasyon yaratmıştır. Ağar’ın yaptığı açıklamaları Ağar’ın kişiliğinden arındırdığımızda olumlu bir açıklama olarak değerlendirmek gerekmektedir. Ama açıklama Ağar tarafından yapılınca, içerikten çok Ağar’ın kendisi tartışılmış ve TC rejiminde seçilmişlerle atanmışlar arasındaki ilişki ile demokrasinin sınırlarını göstermiştir. Yapay demokrasiDerinlikten uzak geliştirilen tartışmalar TC rejiminin ne kadar demokrasiden uzak olduğunun göstergesidir. Zaten savaş halinin yaşandığı toplumlarda demokratik siyasi tartışmaların yapılmasının olanağı yoktur. Kürt halkının inkarı temelinde kurulan TC bölünme korkusu içinde otorıter ve diktatoryal bir yapılanmayı sürekli olarak tahkim edereken, sosyal ve etnik barışı sağlayamamıştır. Ama kendisini gelişen dünya koşullarına uyarlamaya çalışarak, kendisini hep “muassır  medeniyetler” düzeyinde göstermeye çalışmıştır. Bu konuda, işgal ettiği coğrafyanın konumunada kullanarak geçici de olsa bazı başarılar elde etmiştir. Ama uluslararası konjonktürü ilk defa kısmı olarak arkasına almasını başaran Kürtler karşısında, TC’nin oynadığı demokrasicilik oyunun sınırları açıkça ortaya çıkmış ve uluslararası destek bulmakta zorlanmaya başlamıştır. Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu siyasetin esas olması ile seçilmişlerin atanmışlar karşısındaki tartışılmaz üstünlüğü ve belirleyiciliğidir. Ama TC rejiminde sistem tersten kurulmuştur, yani seçilmiş askerler sözde bir Kurtuluş savaşı vererek imtiyazlı konumlarını sürdürmek için, ulus devlet temelinde TC’yi örgütlemişlerdir. Toplumsal gelişmenin yaratabileceği muhalefeti susturmak ve imtiyazlı konumlarını garanti altına almak için ise empoze ettikleri anayasalarda Ordu’ya müdahale hakkı tanıyarak, bunu anayasal bir hak haline getirmişlerdir. Her ne kadar kamuoyunu yüzeysel bir tartışmayla meşgul etme amacıda taşısa Ağar Büyükanıt tartışması, atanmışların seçilmişler karşısındaki konumunu gözler önüne seren iyi bir örnektir. Araların esasta bir fark olmamamasına rağmen, seçilmiş biri olan Ağar karşısında Büyükanıt’ın konuşmaya hakkı yoktur. Büyükanıt’ın Ağar karşısında yaptığı açıklama, seçilmişlere bir uyarı niteliği taşımaktadır. Böylece, Ordu iktidarını ilgilendiren konularda tartışmaların önünü kapatarak, bu alanda tek söz sahibi olarak seçilmişlerin hareket alanını kendisinin belirlediğini bir daha açıklamış ve TC rejiminin yapay demokratik yüzünü ortaya çıkartmıştır.Rejimin Özel Savaş üstadıGelecek yıl yapılacak seçimlerde % 10 barajını aşamayı garanti ederek önümüzdeki dönemde söz sahibi olmak isteyen Ağar bunun Kürdistan’dan geçtiğini görmüştür. Dolayısıyla, seçim sürecine girilen bu dönemde ateşkes ilan edilmiş olmasından da faydalanarak o malum açıklamayı yapmıştır. Tabi i bunu yaparken Kürt siyasetinin dağınıklığı ve Kürtlerin kısa hafızalı olmalarınıda hesaba katmıştır. Ağar açıklamalarının Kürt siyasetçileri tarafından olumlanması, Ağar’ın bu konuda yanılmadığını göstermektedir. Savaşta Ağar ile doğrudan mücadele edenler, Ağar’ın bir Özel savaş uzmanı olarak ne tür taktik adımlar atabileceğini hesaplayarak değerlendirmeler yapması gerekmektedir. Ayrıca, halen muhalefette olan ve % 10 seçim barajını aşma hesabı içindeki bir siyasi parti başkanın şişirilmiş açıklamalarına olduğundan fazla değer verilmesi, Türkiye’deki Ordu-devletin iktidarını güçlendirmesine katkı sağlayabilecektir. Yaptığı taktik açıklamaların yarattığı olumlu havayı sürdürebilen Ağar, 2007 seçimlerinde  Kürdistan’da alınacak ek oylar sayesinde %10  barajını DYP’ye aşırtırarak önemli sayıda milletvekiliyle TBMM’ye girebilecektir. Bunu başardığı takdirde, Türk siyasetinde devlet partisinin yeni liderlerinden biri haline geleceğinden önümüzdeki dönemde Kürt sorunununda Ordunun siyasi alandaki temsilcisi haline gelebilecektir. Zaten 9 ekimde yaptığı açıklamaları, Büyükanıt’ın uyarılarından sonra bir adım ileri iki adım geri taktiğiyle rektife etmiş ve bu konudaki samimiyetinin sınırlarınıda göstermiştir.Kürdistan’daki Özel Savaşın mimarı ve uygulaycısı olan Ağar, günümüzde Ordu’nun üst kadamelerini tamamen ele geçiren Büyükanıt yönetimindeki özel savaş ekibinin yolunu açan kişidir. Bundan dolayı, Ağar’ın bu ekible çelişki içinde olması eşyanın  doğasına aykırıdır. Zira özel savaşın Emniyet Genel müdürü, Adalet Bakanı ve İçişleri bakanlığını yapan Ağar Başbakanlığa geldiğinde Özel savaşta uzmanlaşmış bir Orduyla Kürdistan’ı açık bir cezaevi haline getirerek Kürt sorununa bilinen kendi çözümlerini dayatarak Kürdistan’da büyük katliam ve acılara imza atabilecektir. Kürtleri bekleyen tehlike büyük olduğundan, buna verilecek cevapta buna uygun olmalıdır. Yani Kürtler öncelikle Türk devlet aygıtı içindeki çelişkiyi Ağar ve benzerlerini güçlendirmeden derinleştirmelidir. Yani Kürt sorunu şiddet ve yok etme politikalarıyla çözmeyi amaçlayan ulus devleti savunan Kemalist kanadı zayıflatacak politikalar üretilmelidir. Aynı zamanda, 1 içinde yapılacak seçimlere güçlerini konsolide ederek ve ortak siyasetler çerçevesinde hazırlanarak Kürtlerin devlet partilerine oy vermemelerini sağlamalıdır. Bunun yanı sıra Kürtlerin oylarını bir siyasi partide yoğunlaştırarak baraj silahını TC rejimine yöneltmelidirler. Kürtler arasında birliği sağlayan bir parti % 10 barajını aştığı takdirde 100 civarında Milletvekili elde edilecektir. Bu durumda, birlik sorununu çözen Kürtler, tarihi bir sıçrama sağlayarak 100 dolayındaki milletvekiliyle Kuzey Kürdistan’da çözüm sürecini başlatabilecektir.Ahmet ALİMFransa, 1 kasım 2006

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.