Siyaset

ABD ve İsrail'e karşı AB hâlâ bir umut

Alixan Aras · 22.07.2005 · 2 görüntülenme

Önce Fransızlar, ardından Hollandalılar AB Anayasası 'nı reddetti. Özellikle Fransa bağlamında, hem önerilen anayasanın kendisiyle hem de Chirac\'ın istifa ettirdiği Fransız hükümetinin siyasi ve ekonomik icraatıyla alakalı birçok neden var. Bu nedenlerin irdelenmesi zaruri ve faydalı olabilir. Fakat şu aşamada, sürecin biz Arapları direkt ilgilendiren yönü üzerinde duracağım.

Anayasada şu minvalde bir madde yer almakta: AB 'ye üye bir Avrupa ülkesi ile dünyadaki herhangi başka bir ülke arasında bir çekişme veya anlaşmazlık çıkarsa Birlik ülkelerinin hepsinin Avrupa ülkesine destek olması ve yanında durması gerekir.

Magrip etrafında İspanya ile Fas arasında bir anlaşmazlık olduğu biliniyor. İspanya 1000 yıla yakın süredir bu bölgedeki işgalini sürdürmekte: Akdeniz 'in güneyinde bulunan bazı kayalık adalarda öyle. Anlaşmazlık az kalsın iki devleti, İspanya 'nın bu yerlerdeki egemenliğini savunmak gerekçesiyle askeri filosunu harekete geçirmesiyle askeri çatışmaya sürüklüyordu. Bu durumda AB Anayasası gereği Avrupa, aracılık yapmak için değil sanki Fas 'a karşı İspanya 'nın yanında yer almaya çağrılacak.

Sonra Irak 'taki savaşta ABD 'ye katılan Avrupa ülkeleri, bu savaş nedeniyle herhangi bir Arap ülkesiyle bir sorun yaşadığında diğer AB üyesi ülkeleri kendisine destek çıkmak zorunda kalacak. Örneğin Irak 'taki savaşa karşı çıkan Almanya ve Fransa, Irak 'a askeri güç gönderen İtalya 'nın savaşa katılması nedeniyle bir Arap veya İslam ülkesiyle sorun yaşadığı vakit AB Anayasası gereği İtalya 'yı desteklemekten geri duramayacak.

Anayasa, AB 'ye üye ülkelerin hepsini ortak politika izlemeye zorunlu kılmakta. Ne var ki AB ortak para birimine geçti ama siyaseti ortak hale getiremedi. Siyaseti birleştirmeden ve bütün üyelerin yükümlü olacağı dış politika kararlarını almadan anayasanın onaylanması, arabayı atın önüne koymak gibi bir şey.

Sonra bu metin bir bütün olarak ortak çıkarların zemini olma konumunda. Oysa gerçekler bundan çok uzakta ve en azından şu ana kadar öyle.. Zira ortada halen ABD yörüngesinde dönen ve özellikle de Ortadoğu ile ilgili olarak AB 'nin çıkarları ve hedefleriyle bazen çelişen dış politikalar izleyen Avrupa ülkeleri var.

Arap dünyasında Avrupa 'nın ABD 'ye karşı duracak uluslararası bir güç oluşturmak için birleştiğini ifade eden basit bir düşünce var. Bu düşünce ne doğru ne de gerçekçi. Zira AB, Avrupalılar arasındaki kanlı çekişmeler sayfasını dürmek ve yeni bir ortak işbirliği sayfası açmak için çizilmiş bir formülden ibaret. Ne ABD Avrupa 'nın düşmanıdır ve ne de Avrupa ABD 'nin hasmı hatta rakibi. Bunun tersi bir saplantı, Soğuk Savaş sonrası dünyaya hükmeden yeni uluslararası dengelerin içyüzünü anlamaktan aciz kimselerin temennileri üzerine kurulu basit bir saplantıdır. Çünkü Avrupa şu ana kadar bile bazı kalıtsal anlaşmazlıklarını (örneğin Balkanlar) Amerikan yardımı olmaksızın çözmekten aciz.

Avrupa 'nın uzantılardaki durumu daha karmaşık. Londra 'nın, Britanyalı yerleşimcilerin sahip olduğu çiftlikleri millileştirme konusu etrafında Zimbabve ile sorunu var. Britanya 'nın bu sorunu Avrupa sorunu halini alır mı? Fransa 'nın Fildişi Sahilleri 'yle sorunu var. Acaba bu Fransız sorunu da Avrupa sorunu halini alır mı? Şu an Kıbrıs AB 'nin bir parçası. Acaba Kıbrıs 'ın Türkiye ile sorunu AB sorunu olur mu?

Sonra her Avrupa ülkesindeki iç sorunlara ne demeli: Fransızların Korsikalarla, İspanya 'nın Bask bölgesiyle, Britanya 'nın Kuzey İrlanda 'yla sorunları var.

AB, kendilerine isyan eden bu yerel güçlerle çatışma içindeki ilgili ülkelerle birlik olmak anlamına gelmiyor mu?

Bütün bunlara rağmen Arap dünyasının anayasanın reddinin sonucu olarak Avrupa 'da şu an yaşananlara önem vermesi gayet doğal. Çünkü manevi ve askeri boyutu, aralarındaki ortak ilişkilerin yapısı ne boyutta olursa olsun bizler bu büyük uluslararası gruba komşuyuz. Arapların Avrupa ile ilişkilerinin tıpkı İsrail-ABD ilişkilerinde olduğu gibi ortaklık düzeyine çıkmadığı doğru, ancak Avrupa 'nın siyasi açıdan elinin bağlı olduğu da bir gerçek. Yalnız acz içindeki Arap dünyasının da AB 'ye Amerikan hegemonyası ve İsrail küstahlığına karşı bir umut olarak baktığı da ortada.

Avrupa\'nın, anayasa depremini ve artçı şokları aşacağını düşünebiliriz. Zira demokratik rejimler doğaları gereği karşılaştıkları sorunlara içeriden çözüm bulma ehliyetine sahiptir. Ancak Avrupa\'ya ve şu an içinden geçtiği sürece önem veren Arap dünyasının şansızlığı, AB sürecinden ve Avrupa rejimlerinin demokratlığından ders almamaları.

(Lübnan gazetesi Müstakbel, eski milletvekili, 10 Haziran 2005)

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.