Siyaset

AB iki adım ileri bir adım geri gitti

Rojhat · 26.06.2007 · 2 görüntülenme

AB iki adım ileri bir adım geri gitti

 AB liderlerinin çetin pazarlıklar sonrası anayasa yerine reform anlaşması üzerinde uzlaşabilmesi birlik adına yine de başarı sayılmalı. Fakat, Türkiye gibi aday ülkelere daha katı katılım koşulları getirilmesiyle geri adım atıldı Çıkmaza giren anayasa anlaşmasının yerine ne konulacağı konusunda Avrupa Birliği liderlerinin vardığı uzlaşma çok ahım şahım değil. Tek tek üye ülkelerin, hepsinden önce de Britanya'nın özel taleplerini karşılamayı amaçlayan deklarasyonlar ve protokollerle dolu. Nihai anlaşma 'basitleştirilmiş bir anlaşma' olmayacak, bununla birlikte bir anayasanın içermesi gereken 'süs'leri de bir kenara bırakacak. Fakat en azından Brüksel'de cumartesi sabaha karşı bir anlaşmaya varmayı başardılar ve birliğin kargaşaya sürüklenmesini engellediler. Dostlar kazanmaktan çok Almanya'nın oy gücünü sınırlamaya kafayı takan inatçı Polonyalılar bile kıran kırana pazarlıkların ardından ikna edildi. Şans da AB'nin yanında olursa, birliğin kurallarına dair çekişmenin aşılmasına ve 27 üye ülkenin tekrar işe koyulmasını sağlamaya bu kadarı yetecek. En büyük galip Sarkozy Almanya Başbakanı Angela Merkel, açık fikirli bir lider ve ikna edici bir müzakereci olarak namını pekiştirdi. Büyüklerin de küçüklerin de çıkarlarını gözetti, ki bu genişlemiş bir AB'nin olmazsa olmazı. Merkel beklenenin tam aksine, 'reform anlaşmasına' yönelik ayrıntılı bir yol haritası sundu; söz konusu haritayla anlaşmanın özü büyük ölçüde korunurken, Fransa, Hollanda ve Britanya'daki 'minimalistleri' tatmin edecek biçimde de sulandırıldı. Bu hükümetler kendilerini referanduma gitmek zorunda bırakmayacak ve bir başka 'hayır' sonucu riskini yaratmayacak bir anlaşma için ellerinden geleni yaptı. Merkel, 'maksimalistleri' ihtiraslarını rafa kaldırmaya ve en iyi ikinci anlaşmayı kabule ikna etti. En büyük galibin Fransa'nın yeni cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy olduğu söylenebilir. Çok fazla şey istemedi. İstediği değişiklikleri elde etmeyi başardı; en önemlisi, AB'nin 'hedefleri' arasından 'engelsiz rekabet' atfını kaldırdı. Fransa'nın kadim geleneği dahilinde güçlü ve etkili bir lider olacağını, yani Avrupa'ya inandığını, ama ülkesinin ulusal çıkarlarını da gözü gibi koruya-cağını gösterdi. Görevi bırakmaya hazırlanan Britanya Başbakanı Tony Blair de istediklerinin büyük kısmını aldı, fakat yeni nesille tezat oluşturan solgun bir görünüm sergiledi. AB zirvesinden müdafaadaki bir adam olarak ayrıldı, fakat en azından ülkesine referandum gerektirmeyen bir anlaşmayla dönmeyi becerdi. Anlaşmayı bu kadar kafa karıştırıcı kılan şey, ister Britanya, ister Hollanda, isterse Polonya olsun, sorun çıkaranların ülkelerin yola getirilebilmesiydi. AB bir dışişleri bakanı yerine 'dış ilişkiler ve güvenlik politikası yüksek temsilcisi'ne sahip olacak. Benzer bir görev olacak bu; zira, AB hukukunun ulusal hukuktan önce geldiğini telaffuz etmek yerine, sadece 'iyi çıkarılmış içtihatlara' göndermede bulunuluyor. Anlaşmaya anayasal bir anlaşma değil, 'reform anlaşması' denilecek. Can sıkıcı meseleler de yok değil. Sarkozy'nin elde ettiği rekabet değişikliği endişe verici. 'Engelsiz rekabet' ilkesi, anlaşmanın ruhunda varlığını hâlâ güçlü bir biçimde hissettiriyor. Fakat bunun bir hedef olmaktan çıkarılması, Avrupa hukukunu güçlendirmek zorunda olanlara bir işaret gönderiyor. Sarkozy'nin buna önem verdiği ortada. Sarkozy, "Koruma kelimesi artık bir tabu değil" dedi.  Adaylara dava yolu açıldı Bir diğer geri adım, Hollanda ve Avusturya'yı teskin etmek amacıyla müstakbel AB üyeleri için daha katı katılım koşulları getirilmesi. Bu, sözgelimi Türkiye gibi bir aday ülkenin demokratik standartları yeterince karşılayamaması halinde dava edilebilmesi anlamına geliyor; sanki bu tür siyasi meselelerin içinden en iyi çıkabilecek olanlar yargıçlarmış gibi. Blair temel hakların hukuken bağlayıcı olması maddesini engellemeye çalıştı, fakat başaramadı. Fakat bunun Britanya hukukuna karşı kullanılamayacağında ısrar eden uzun bir protokol de elde etti, yani fiiliyatta bir başka vazgeçiş. Bu hukuken uygulanabilir olmayabilir, zira temel hakların uygulanması konusunda ayrım getiriyor. Velhasıl Avrupa farklı hızlarda yol alınan bir kıta haline geldi. Ancak bütün kusurlarına rağmen bu anlaşma anayasal düğümü çözebilecek durumda. Bu yıl bitmeden de hükümetlerarası bir konferansta nihayete erdirilmeli. Bunun ardından AB, enerji güvenliği, iklim değişikliği ve Rusya'yla ilişkiler gibi gündemindeki daha zorlu meselelere odaklanabilir. Şimdi ilerleme vakti.  (Başyazı, 24 Haziran 2007) RadikalAkt:F.D

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.