BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
bahoz þavata · 24.06.2006 · 1 görüntülenme
A. Öcalan’ın reformist talepleri stratejik hale getiren; “Demokratik Cumhuriyet”, "Çoklu demokrasi", "Komala", "Konfederalizm" “Ben milliyetçi değilim.” Vs. tarzında siyasal önermeleri sadece orijinallik kokan, kafa karıştıran bulanık söylemlerdir.Bu önermeler, “soyut özgür insana” yönelmenin teorileri olarak düşünülmüş ve planlanmış olmasına rağmen, bilinçli yada bilinçsiz bir hata yapılmaktadır. Günümüz dünyasında, insan oğlunun gelişimi bakımından bu teoriler, bir tür faraziyedir (varsayım). Ütopik bu düşüncelerin, daha milli meselesini aşamamış Kürtlere yada demokrasi kültüründen hiç nasibini almamış orta doğunun milletleri (Arap, Fars,Türk) için öngörülmüş olması abesle iştigaldir. Bir yerde Don Kişot’luktur. Geleneksel milli duruştan kopuş, bir bilinmeze savruluştur. Böylesi projelerler ancak ütopik toplum modellerinde ve insan hakları evrenselliğini içeren hukuki bildirgelerde karşılaşmak olasıdır.O halde niçin bu teoriler üretilmekte? Diye bir soru aklımıza gelebilir. Bu durumu, düşünce sahibinin ideolojik ve siyasi düşünce alanındaki zorlamalarının bir sonucu olarak doğduğuna hükmedebiliriz. Bunalım koşullarında üretildiği için bu önermeleri: “Beni kimse anlayamıyor.” söylemi ile; hiçleşmenin içerlenmeleri olarak ta ifadelendirebiliriz. A. Öcalan’ın, karizmasını kullanarak, yaratığı halüsilasyondan olsa gerek, bu farazilerinin belli bir milli kitleye bayrak yapılmaya çalışılması nedeniyle konu ile ilgilenmek zorunda kalıyoruz. Onun farazilerinde; her ne kadar tüm bölge insanının özgürlük sorununu kucaklama anlayışı oldukça cazip bir fikir gibi görünmesine rağmen, gerçekte ise, “konfederalizm” gibi önermeler ile hareket edildiğinde sonuç; Kürt kimliği üzerinden yapılan siyasi milli devrimci taleplerden uzaklaşmak ve kendine hayali bir siyasi misyon biçmekle karşı karşıya kalınır.. Her ütopya, siyasal proje olamaz. Çünkü siyasi projelerin öznesi olur. Özne, bu fikirleri benimseyen ve gerçekleştiren insanlardır. Nesnelliğe yada gerçekliğe yakın ütopyalar, öznelerin düşüncelerindeki cennete hitap eder. Kendi talepleri için özgürleşme savaşımı verenlerin kafalarındaki cennet, hayallerini süsleyen düşüncelerine en yakın nesnel yaşam tarzını örnek alırlar ve onu amaçlarlar. Aynı zamanda amaçlarına ulaşmanın vasıtalarını yaratırlar. Lakin düşüncelerin ve araçların gelişmişliği, uygunluğu pratik sahada sınırlıdır. Her toplum içinde geçmekte olduğu tarihi koşullarda kendini yeniden üretir. İktisadi, siyasi ve sosyal gelişimine konu olan ütopik fikirleri insanların benimsemesi ve onu pratik sahada sınaması kaçınılmazdır. Ütopik olandan nesnel olana geçiş doğrudan insanın, toplumların nesnel ihtiyaçları ile doğrudan alakalıdır. Öyle her ütopya insanların cennetine hitap etmez. Hele Kürtleri boyunduruk altında tutan Türkler, Araplar, ve Farslılar için hiçbir cennet fikrinin herhangi bir kırıntısı Kürtlerin cennetlerinde yer almaz. Bunun tersini de bu milletlerde göremezsiniz. Yine nesnel olanın gelişimi belirli bir tarihi mantık üzerinde şekillenir ve bu yapı, siyasal konumlanışlarla sınırlıdır. Dünyanın tarihi siyasal konjüktürü milli devlet ve milli vatan yapılarını aşan bir konumda değildir. Günümüzde süre duran siyasi rejim, demokratikleşme ve demokrasi gibi sorunlar da milli, sınıfsal ya da insani vb. sorunlar olarak mantıki olarak ele alınır.Toplumların temel motivasyonunu belirleyen; üretim ilişkileridir. Maddi hayatın üretiminde, insan neslinin üretiminde ve kültürel hayatın üretiminde karşılaştıkları engeller nedeni ile insanoğlu mücadele verir. Kürtlerin tüm üretim alanlarında kendilerinin gelişimini engelleyen sömürgeci sistemdir. Onların nesnel ütopyaları, bu gerici yapılanmanın aşılması ve ötesine hazırlanma üstüne kuruludur. Kürt halkı için biçilmiş olan sömürgeci sistemden kurtulmaksızın ya da eş anlamı olan sömürgeci sistem Kürdistan’da tasfiye edilmeksizin Kürt milleti gelişemez ve tabi ki, özgürleşemez. Kürdistan sorunu milli bir sorundur. Henüz aşılmamıştır. Kürt milletinin küresel misyonlara dair cenneti, ütopyası, millet ve ülke olarak özgürleşme ile küresel özgürlüğe uzanmaktır. Kürtlerin aşmak zorunda kaldığı hedefler şimdilik bunlardır. Bu cennetlere hitap etmeyen teoriler birer farazidir.Diğer bir yanılgı, sorunun devrimci yada reformist bir süreç içinde gelişimini Kürtler tayin etmiyor. Bu dünya konjüktürünün yarattığı şartlarda şekilleniyor. Sürecin reformist karakterinden yola çıkarak Kürtler, reformize haklar olan kimliksel bir takım haklarla yetinemez yada stratejik olarak bu haklarla kendini sınırlayamaz. Her ne olursa olsun Kürtlerin cennetleri ve ütopyaları milli özgürlük ve milli vatan yaratmaktan başka bir şey değildir. Stratejik olan budur. Sömürgeci sistem içinde kalınarak gerçekleştirilen reformlar ile Kürt halkı yetinemez, onu stratejik yaşam olarak benimseyemez.Güncel reformist söylemler ve soyut ibareler ile stratejiler oluşamaz. Reformlar devrimci dönüşümü içerememiş siyasal koşullarda oluşur. Stratejik olan devrimsel hedeflerdir. Kürtler reformist bir süreci yaşayabilirler ama reformlarla yetinemezler.Çeşitli bazı Kürt reformist kesimleri ve A. Öcalan; Kürt meselesine çözüm önerisi olarak, stratejik öngörüleri reformist talepler ile sınırlıdır. Hatta A. Öcalan bu farazi teorilerini bazı ilişkiler ile stratejiye dönüştürmektedir. Türk devlet yöneticilerine yazdığı mektupta; “1921 Anayasası” veya bu anayasanın kendini temel kıldığı “Kanun-i Esasi” de var olan "Vilayetler" başlığı altında Kürtlere öngörülen özgürlükleri, daha sonra Kürt Teali Cemiyeti ile İstanbul Hükümetinin yaptığı özerklik antlaşmalarını yine M. Kemal vasıtası ile Şarki Vilayetler Hukuki Cemiyetinin (programı; Kürtlere özerklik öngörüyordu) Kürt Teali Cemiyeti yöneticilerine yaptıkları; Kürtlere özerklik tekliflerini vs. yeniden gündeme getirmekte. Buradan hareketle bu uzlaşma arayışını stratejik hale getirmektedir.* Halbuki bu miladı dolmuş belirlemelerin hepsinin birer kandırmaca ve taktiksel söylemler olduğu, Lozan Antlaşması sonrasının 1924 Anayasası ile kanıtlanmıştı. Sonrası da malum. Millet olarak inkar edildik ve Türkleştirilmeye başlandık. Bu önermeler, reformist öngörülerdir. Bu türden reformlar ile Kürt milli hakları sınırlanamaz. Kürtler günümüzde, bu türden reformlardan çok daha ilerisi için konumlanmış durumdadır. 1920 lerin milli duruşu ile günümüzdeki milli duruş arasındaki farklılık, niteliksel olarak oldukça değişmiştir. Geçmiş argümanlar, günümüz Kürt milli taleplerine dayanak olamaz. Ancak tarihi vesika olabilir.Konumuzla alakası bakımından AB ilişkilerine de değinirsek, Kürtleri, hala millet olarak değil, azınlık bir etnisite-kavim- olarak sayan AB ve AB ‘nin bu geri yaklaşımını dahi içine sindirmekte zorlanan Türkiye’nin sözde bazı demokratikleşmelerine de fazla bel bağlanmaması gerekir. Milli haklar sonuna kadar zorlanmalıdır. Bu tavır, reformist hak edinimin reddi değildir. Lakin Kürt milli hareketinin stratejik hedefi de değildir.A. Öcalan’ın “Ben milliyetçi değilim.” söylemine gelince, tam da bu teorik farazilere uygun düşen, fakat konumuna ve duruşuna hiç de uygun düşen bir söylem değil.Milliyetçilik, bizlere rağmen bir realitedir. Sadece düşünsel olarak onu benimsediğimiz bir düşünce yada bir fikir silsilesi değildir. İçinde yaşadığımız çağın olmazsa olmaz siyasi, iktisadi ve sosyal koşullarında ortaya çıkan milli sosyal yapının taleplerinin siyasal bir toplamı olarak kendiliğinden oluşur. Bu siyasi toplam milliyetçiliktir. Siyasal taleplerdeki haklılık, o milliyetçiliği meşru kılar. Kürtler de siyasal talepleri bakımından haklıdırlar. Bu türden bir milliyetçiliği hiç kimse yadsıyamaz. Yadsısa bile gerçekçi değildir. Yadsınacak olan haksız siyasal milli taleplerde ısrar edenlerdir. Bizler için önemli olan haklılığımızdır. Yoksa Türk milliyetçiliğinden ne farkımız olur.. Milliyetçilik modern toplumsal dönemin kavramıdır. Kürtlere milliyetçilik analarının ak sütü kadar helaldir. Her millet gibi bağımsızlık da, Kürtlerin en çağdaş ve en insani haklı talebi ve amacıdır. Bu gelişmelerin seyri içinde A. Öcalan’ın, Türk devlet yetkilerine yazdığı uzlaşma mektupları, yukarıda ifadelendirmeye çalıştığım bulanık teorik farazileri işe yaramaz. Reformist uzlaşma metinlerinden stratejik ütopyalar tasarlamak, düşünsel bir zorlamadır. Zaten A. Öcalan, hasımlarını da pek ikna etmiş görünmemektedir. MGK bildirileri bu duruma yeterince yanıt vermektedir.Hala işe yarar olan, dağ ve şehirlerimizdeki milli duruşlarımızdır. Bu milli duruşu da kimsenin bulandırmaya, eğip bükmeye hakkı yoktur. Hiç kimse de, Kürt milli mücadelesini kendi doğal evriminden şaşırtacak kudrete sahip değildir. Kürt milleti nesnel taleplerini gerçekleştirinceye kadar bu mücadeleye devam eder. A. Öcalan’ın pratik sahada aşılmış olması, onu, hiçlendiği için içerlendiği farazilere itmiştir. Tüm yurtseverlerin Kürt milli kurtuluşuna ve devrimci geleneğine bağlılığı bizler için esas olacaktır..*"Cumhurbaşkanı'na yazdığım mektubun ana fikrini söyleyeyim. Özetle Amasya Tamimi'nin günümüzde güncelleşmesine ilişkindi. Meclis Başkanı'na yazdığım mektupta ise 1919'da Meclis-i Mebusan’da kabul edilen Misak-ı Milli' nin bugüne uyarlanması konusuna değindim. O dönem Cumhuriyet' in kuruluşu için yapılan hamlenin bu gün demokrasinin kurulması için yapılmasına ihtiyaç var. Hatta buna Misak-ı Demokrasi de diyebiliriz. Kaboğlu'nun 1921 Anayasası'na ilişkin bir değerlendirmesi vardı. Buradaki değerlendirmeleri önemli buluyorum. 1921 Anayasası o dönemin ilerici bir anayasası olup Cumhuriyeti kuran anayasadır. Biz bu anayasanın bugün tekrar uygulanmasını istiyoruz. ..Geçmişte Özal zamanında başlayan diyalog ve ateşkes süreçlerini anlattım." 15 Haziran Avukat görüşmeleri
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.