82. ölüm yıldönümünde Şêx Said ve dava arkadaşlarını saygıyla anıyorum...

Aso Zagrosi(arşivden) · 28.06.2008 · 1 görüntülenme

82.ölüm yıldönümünde Şêx Said ve dava arkadaşlarını saygıyla anıyorum...

Bugünlerde Kürdistan halkı, Kürd halkının ulusal önderlerinden Şêx Said ve 46 arkadaşının sömürgeci Türk devleti tarafından alçakça idam edilişlerinin 82. yıldönümünde anacak..

Osmanlı devletinin yıkılmasından sonra, geçmişte Osmanlılar tarafından işgal edilen ve sömürgeleştirilen halklar kendi ulusal bağımsızlıklarını ilan ederek, kendi ulusal sorunlarını çözdüler... Ermeni gibi bazı halkların ulusal sorunu Osmanlılar tarafından " jenosid" vasıtasıyla çözüldü... Hatta Türklerde Osmanlı devletinin enkazı üzerinde kendi devletlerini kurabildiler...

Birinci dünya savaşının sona ermesinden sonra büyük bir ulusal bilinç ile donanmış Kürd ileri gelenleri, aristokratları, aydınları ve subayları da bağımsız bir Kürdistan devletini kurmak için harekete geçtiler. Ama, Kürdistan de facto 5 parçaya bölünmüş durumdaydı... İngilizlerin hakim olduğu Kürdistan'ın Güneyinde Şêx Mahmud başkanlığında Kürdistan Hükümet kurulmuş; Kürdistan'ın doğu yakasında Simko önderliğnde Fars devletine karşı ciddi bir direniş yaşanıyordu... Kürdistan'ın batısında ciddi bir hareketlilik ve ülkemizin kalbi durumunda Kuzey Kürdistan'da Koçgiri Devriminin yenilgisinden sonra gizli bir şekilde faaliyetlerini sürdüren Cibranlı Xalid Beyin önderliğindeki Azadî örgütü Türk devletiyle nihayi bir hesaplaşma içine girmek için siyasi, örgütsel, askeri, lojistik ve diplomatik hazırlıklar içine girmişti...

O dönem hareketli, diri ve farklı siyasal anlayışlara sahip olsalarda, bağımsız Kürdistan konusunda hemfikir olan Şêx Mahmud, Cibranlı Xalid Bey ve Simko arasında geniş ilişkiler ve mektuplaşmalar vardı... Batı Kürdistan'a yerleşen Kürd ileri gelenleriyle de ilişkiler vardı.. Kürdistan'ın 5.parçası olan Kafkasya bölgesi birinci dünya savaşının sonunan varıldığı zaman Kürdler büyük oranda "etnik arındırmaya" kurban gitmişti... Ermeniler "büyük Ermenistan devletini" kurmak için yoğun bir Kürd kıyımını gerçekleştirdiler.. Bu kıyımdan Rus asker ve subayları dahi rahatsız olmuşlardı.. M.Ö "Küçük Med" olan ve yüzyıllarca süren "Şeddadi ve Rewadi Kürd devletlerinin" diyarı olan bu bölgede bugün resmi olarak tek bir Kürd yok.....!!!!!

Cıbranlı Xalid Beyin önderliğindeki Azadi Partisi o dönem Kürd ileri gelenlerinin ezici çoğunluğunu saflarında toplamış, harekete geçmek için o dönemdeki Sovyetler Birliğinin onayını bekliyordu.. Cibranlı Xalid Bey ve Azadi'nin diğer önde gelenleri sürekli Rus yetkilileriyle görüşüyor ve görüş alış verişinde bulunuyorlardı.. Azadi Partisi farklı kanallar aracılığıyla Fransa ve Britanya'nında yardımını almaya çalıştı.. Ama, hiç kimse olumlu yaklaşım göstermedi. Sovyetler Birliği ise Kemalistlerle işbirliği içinde resmi olarak "kimin denetiminde olursa olsun, bağımsız Kürdistan'a, hatta otonom Kürdistan'a karşı olduğunu......... Sovyetlerin çıkarına olmadığını " strateji olarak tespit etmiş, Kürdleri oyalamaya, kemalistlere zaman kazanmaya ve Kürdleri İngilizlere karşı kışkırtmaya çabalıyor..

Hakimiyet alanları konusunda İngilizlerle sorun yaşıyan Fransa, İtalya ve Rusya'nın kemalistlerle ilişkilerini geliştirmeleri, ikili antlaşmaları imzalamalarına bağlı olarak İngilizlerde kemalistlerle ilişkilerini geliştirmeye çalıştılar...

Şêx Mahmud'un Seyid Taha, Mustafa Paşa Yamulki ve kardeşinin ikazlarına rağmen Kemalistlerle 10.maddelik antlaşmayı imzalaması, Sovyetlerle ilişki kurması var olan sürecin tümden Kürdlerin aleyhine işlemesiyle sonuçlandı..

İngilizlerin Lozan Konferansında Musul Vilayeti karşılığında Türklerle anlaşmaya varmaları neticesinde Kürdler tümden dış destekten yoksun kaldılar..

Sonuç olarak Bolşevikler ve Kemalistler anti Kürd politikaları konusunda başarıya ulaşmışlardı..

İhsan Nuri Paşa, İsmail Hakkı Şawes ve Ali Riza'nın önderliğindeki Hakkari direnişi, ardından Azadi Partisinin önderlerinden Xalid Bey ve Yusuf Ziya Beylerin gelen tutuklamaları zaten dış destekten tümden yoksun olan hareketin saflarında büyük bir handikap yarattı. Türk devleti bu tutuklamalardan sonra Şêx Said Efendi'yi ele geçirmek için yakın akrabası olan birinden dolayı "şahit" olarak mahkemeye çağrılıyor... O dönem gelişmelerden yakından haberdar olan Nuh, Şêx Saidi Kemalistlerin komplosu konusunda haberdar ediyor.. Şêx Said Efendi, ayaklanma hazırlıkları hızlandırmak için bölgede yoğun bir sefere çıkıyor. "Piran Olayı" ile birlikte ayaklanma zamansız başlıyor... Ama, Şêx Said Önderliğindeki 1925 Kürdistan Devrimi kısa bir süre içinde Malatyadan, Erzincan'a, Harput, Bingöl, Muş , Erzurum gibi Kürdistan'ın çok geniş bir alanına yayılıyor.. Kürdistan savaşçıları, "Bijî Kurd", "Bijî Kurdistan", "Bijî Kurdistana Serbixwe" (Sovyet Rusya arşivinden) sloganlarıyla Diyarbakır üzerine yürüyor, "Amed şehrini kurtararak Bağımsız Kürdistanı ilan edeceklerdi".....(Rus Arşivi)

İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, İran vb.. devletlerin Kemalistlerle birlikte hareket etmeleri ve her türlü yardımı sunmaları neticesinden Şêx Said önderliğindeki 1925 Kürdistan Devrimi toplu bir kıyımla sonuçlandı, Kürdistan harabeye çevrildi, Kürdlere karşı her türlü insanlık suçu, savaş suçu işlendi ve Kürdler jenosidten geçirildi...

Bu Kürd kıyımı esnasında dünyanın belli başlı devletleri sadece Kürdlerin hareketi ve içeriğini çarpıtmakla yetinmediler, Kemalistlere her türlü desteği sundular... Fransa demir yollarını Kemalistlere kullandırmamış olsaydı, durum dahada farklı olabilirdi, Diyarbakır Kürd özgürlük savaşlarının eline geçebilirdi.. İngiltere'nin pro Kemalist tutumu olmamış olsaydı, Güney Kürdleri kardeşlerinin yardımına koşabilirlerdi..

Bolşevikler ise Kürdistan'da bulunan bir çok konsolosluklarının "hareketin ulusal niteliğine" ilişkin, "Bağımsız Kürdistan devletini kurma" istemine ilişkin verdikleri raporlara rağmen, Kemalistlerin ağzıyla ve hatta bazen Kemalistleri de aşarak Kürdlere her türlü hakaretleri yağdırıyor ve kıyım çağrıları yapıyordu.. Bölşevik basın anti Kürd Türk basınını günlük çeviriyor " Genç kurtarıldı", " Şêx Said Yakalandı!!", yada Mustafa Kemal'ın "Kürdistan dağları Şeyhlere Mezar olacak" gibi söylemlerini manşetlerde veriyorlardı.... Bir yandan Sovyet yöneticilerinin ellerinde bulunan raporlarda "Kürdler her zaman Sultana, hilafete ve saltanata karşı ayaklandılar",....... bu ayaklanmaya Alevi, Zaza, Êzidî, Ermeni, Şafi Kürdler katılmış... Bunların hepsi ortadoks islama karşılar" denilmesine rağmen, Sovyet yöneticileri ve basını "Kürdler hilafet ve salsanatı yeniden tesis etmek için devrimci Ankara hükümetine karşı ayaklandılar" diyebiliyorlardı..

Aslında Sovyetler Birliğinin 1925 Kürdistan Devriminin detaylarına ilişkin binlerce belgesi incelendiği zaman, Sovyetler Birliğinin Azadi Partisinin Başkanı ve Sovyet Konsolosların söylemiyle o dönemdeki Kürd toplumunun " en teorik ve en askeri" önderi olan Cibranli Xalid Beyin tutuklanması ve yokedilmesinde rol oynadığı ortaya çıkmaktadır Elimizdeki belgelerden göre Cibranli Xalid Beyin Sovyetlerle olan ilişkileri en azından 1920'ye dayanıyor. Kısacası Xalid Bey 4 yıl boyunca Sovyetlerle ilişki halindeydi.. Sovyet yetkilileri Onlar Xalid Bey ve faaliyetleri hakkında düzenli rapor tutuyorlardı.. Kürdlerin ayaklanacağına kesin gözüyle bakıyorlardı ve Kemalistlere karşı Kürd ayaklanmasının düşmanıydılar. Xalid Bey gibi bir lideri yok ederek hareketin başsız kalmasını düşünebilirler... Çünkü, Xalid Bey hakkında sürekli rapor tutan Sovyet yetkilileri, ansızın ölüm sessizliğine ve Kürdlere karşı her türlü hakaretleri yağdırmaya başladılar.. Ankara'da yada İstanbul'da tutuklanan bir Türk işçisi yada solcusu hakkında hem Sovyet basınında ve hemde Komintern bültenlerinde yer verilirdi.. Hatta, bir çok defada doğrudan Kemalistlerle ilişkiye geçerek bu insanların durumuna açıklık getirmeye çalışıyorlardı.. Ama, her türlü gelişmelerde haberdar olan Sovyetler Birliği Erzurum'da bulunan Xalid Beyi Türklerin planları konusunda uyarabilirdi, tutuklanmasını boşa çıkarabilirdi.. Yada Cibranlı Xalid Bey yakalandığı zaman yaşamı için bir girişimde bulunabilirdi....

Sonuç olarak, görünen o ki Sovyetler Birliği Kemalistleri Kürd ayaklanması hakkında bilgilendiriyordu...

Türk devleti, 1925 Kürdistan devrimini ateş ve demirle bastırırken, Kürdlerin soykırımı yanında Kürd elit ve aristokrat tabakasını da yok etmeye çalıştı. Diyarbakir'da Şeyh Said ile birlikte idam edilen 46 Kürd bu kategoriye dahildir.. Kemalistelerin kıyımından kurtulan Kürd elit tabakası daha sonraki Ağrı, Dêrsim ve Sason gibi direnişleri örgütledileri..

82.yıldönümü vesilesiyle Şêx Said Efendi'yi ve 46 dava arkadaşını saygıyla anıyorum...
27.06.2007

Aso Zagrosi

İlgili

Yorumlar (4)

Qoseri · 18 yıl önce

sehid namerin.

Îbrahîm GUÇLU · 18 yıl önce

Biryara dadgeh û walîyê dewleta tirk, helwesta rêxsitinên Kurdistanê bi civîna çapemenî û çalakiya rûniştinê hat protestokirin... Îbrahîm GUÇLU (ibrahimguclu21@ gmail.com) Dadgeha Cezyê ya Sulhê ya 2-emîn a Diyarbekîrê dawetnameya Bîranîna Tevgera 1925-an, Waliyê Diyarbekirê jî panel qedexe kir. Piştî van biryaran Komîteya Bîranînê biryar da ku li ber Şeredariya Bajarê Mezin a Diyarbekirê van biryaran protesto bike. Ev protesto û rûreşkirina biryarên dezgeh 3u desthilatdarên dewleta tirkan îro (28. 06. 2008) pêk hat. Bi sedan kes beşdarî civîna çapamenî bûn. Di destpêkê de ji bona Serok û Têkoşerên Kurdistanê rêz hat girtin û yek deqîqe hat rawestandin. Di civînê de min li ser biryara dadgeh û walî axevtinek kir. Ez ev axevtena xwe li jêr pêşkêş dikim. Li ser navê Komîteya Bîranînê Şêx Zeynel Abîdîn Ozalp bi kurdî, Mehmed Konuk bi tirkî bîrûreyên hevmişterek yên Komîteya Bîranînê pêşkêş kir. Ji bona serok û şehîdên Kurdistanê fatîhe hat xwendin. Piştî van xebatan, ez ji bona ku biryarên dewletê, helwesta sist ya rêxistinên Kurdistanê bi tevayî protesto bikim, min dest bi çalakiya rûniştinê kir. Bi dehan kes jî, ji bona piştgirî beşdarî çalakiyên bûn. Pişt re jî, min bersîv da rojnamevan û telewîzyonçêkaran. * * * EZ/EM BIRYARA DESTHİLATDARÊN DEWLETA TIRKAN BI DENGEKÎ BILIND RÛRÊŞ Û ŞERMEZAR DIKIN... Xwişk û Birayên Delal, Beg, Mîr, Şêx, Axa, Karker, Gundî, Reşweşbîr û Siyasetvanên Kurdistanê, 17ê Nîsanê1925-an, 27ê Gulanê 1925-an, 28-29ê Hezîranê 1925-an di dîroka Kurdistanê de rojên gelek tarî ne. Kurdistanê di wan rojan de serok û têkoşerên xwe yên gelek hêja, leheng, bi aqil wendakirin; neteweya Kurd bê aqil û bê serok man. Di wan rojan de, serok û têkoşerên Serîhildan û Tevgera 1925-an Şêx Seîd Efendiyê Pîranê û Xalid Begê Cibr'î û Hevalên wî hatin darde kirin. Dema ku mirov li peyvên wan serokên Tevgera mêze dike, tespît dike ku çima devleta tirk hîn ji wan re dijmine. Ez dixwazim ji wan çend pêyvên serokên Kurdistanê bînim ser zimên. Serokê Tevgerê Şêx Seîd Efendî dibêje ku: “Îro jiyana min a li vê dinyayê bidawî tê. Ez ne poşman im, lewra ez ji bo neteweya xwe tême gorîkirin. Tenê daxwaza me ev e, ku neviyên me li hemberê dijminan me şermazar nekin.“ Serokê Rêxistina Azadî dibêje ku: “Ez li hemberê we tenê nînim. Di pişta min de li Îranê û li Mezopotamyayê û li Tirkiyeyê neteweyekî gewre yê kurd heye. Îro hûn min darve dikin, lêbelê em qet şik ji vê yekê nakin ku dê sibêroj neviyên me jî, we tune bikin.“ Kemal Fewzî dibêje ku: “Kurdistan wek bihuşt e û ya me ye, xwediyê malê em in, kî çi dibêje bila bêje, emê dîsa têkevin hundir, tu hêzek nikare li hember vê yekê bibe asteng, lewra ew yê me ye.“ Dr. Fuad dibêje ku: “Ji bo welatê xwe bi mêranî mirin, her gav di bîra min de bû. Ev axa ku îro em li ser tême darvekirin, bêguman dê rojekê ala serxwebûnê li ser bête hilkişandin.“ Ev peyvan derdixin holê ku Dewleta kolonyalîst a dijminê neteweya Kurd bi kuştina wan serokan çi qezençkirine. Lewra di Tevgera 1925-an de beşek, pişt re jî di Tevgera 1932-an de li Agriyê, di sala 1938-an li Dersîmê beşek serokên Kurdistanê hatine kuştin. Wê demê dewlet biserket. Lewra hîn ji wê demê vir ve jî, li Bakurê Kurdistanê serokatiyeke Kurdistanî nehat meydanê. Bi deh salan gelê Kurdistanê, kurperwer'ên Kurdistanê nikariye ji serok û têkoşerên re xwedî derkevin. Bes piştî salên 1970-yî tevgera Bakurê Kurdistanê bi gelek şaşiyên xwe ve jî, ji serokên Tevgera 1925 û tevgerên din re bi awayekî xwedî derketin. Piştî salên 1980-yî ew jî mimkûn nebû. Çend sal in ku çandeke nû diqewime û ji serok û têkoşerên Tevgerên Kurdistanê re xwedê tê derketin. Xebata me jî, beşek ji wê xebatê ye. Me biryar da ku em Serok û Têkoşerên Tevgera 1925-an bi çend çalakiyan bîrbînin. Yek çalakiya me, ev panelê bû. Çalakiya me ya duyem, li pêş Mîzgefta Mezin, li ciyê ku serokên Kurdistanê hatine darde kirin bîranîn; emê sibê vê wezîfetya xwe pêk bînin. Çalakiya me ya sêyem jî, emê di 04. 07. 2008-an de di saet 14.00-an de piştî nimêja înê, li Mala Taziyê yê Lîceyê mewlûdê bi kurdî bê xwendin. Ji bona vê yekê me wek Komîteya Bîranîne bi malbatên serok û têkoşerên Tevgera 1925-an re danûstandin kir. Ew ji ciyê dûr hatin vira. Şêx Ehmedê kurê Şêx Seîd Efendîyê mezin bi ew emir û nexweşiya ji Erzorumê hatiye, lê ji bona ku li ser piya nikare raweste, me nikarî ku wî bînin vira. Wan careke din wezîfeya xwe li hemberî serokên me û bavûkalên xwe anîn cî. Em ji wan re û ji we re sipas dikin ku hûn bi me re ne. Hezar mixabin dewleta koonyalîst ya bürokrasiya sivîl û leşker panela me qedexe kir. Ji bona vê em li ber tavê, ji bona ku biryara dadgehê û wîlayetê protesto bikin; wezîfeya xwe li hemberî serok û têkoşerên Kurdistanê pêk bînin, em li derva civiyan e. Ji bona vê me bibexşînin. Lê em baş dizanin ku ji bona ku hûn vatiniya xwe ya neteweyî û Kurdistanî bînin cî we di jiyana xwe de gelek zehmetî dîtine û hûnê tehemûlî vê zehmetiyê û zehmetiyên din yên xirabtir jî bikin. Walî dema ku panela me qedexekiriye berjewendî û ewlakariya kamuyê, hizur û ramana civakê gûya dayê berçav. Ev sedeman, sedemên xuya yî ne. Lewra em baş dizanin ku aram û hizura kurdan ji bo wan ne girîng e. Sedema esasî ya qedexekirinê ew e ku ew dijminên mafê neteweya kurd in û ew ji navê Kurdistanê ditirsin û ew dixwazin ku Kurd di bin bandora neteweya tirk û dewleta kolonyalîst de jiyana xwe bidomînin. Ew, ji jiyarbûna neteweya kurd, ji Tevgerên Kurdistanê, ji serokên Kurdan, ew ji we, ji her kurdekî tirsin. Ji bona vê yekê her kurdekî dijmin dihesibînin û dixwazin kurdan bikin tirk, yan jî ji holê rakin. Yekûyek, bi sedan, bi hezaran, bi dehzaran, bi sedhezaran qetilikirina kurdan ji bona vê yekê ye. Dijminiya dewleta tirkan, ji bona vê li dijî Komara Kurdistanê ya Mehabadê û Otonomiya Kurdistanê ya sala 1970-yî û Dewleta Federe ya Kurdistanê ye. Ji bona vê dixwazin ku Dewleta Federe ya Kurdistanê bê hilweşandin êrişên leşkerî pêk tîne. Gelo ji bo kurdan panel û an jî civînek çawa dikare hizur û ramana civakê xerab bike? Desthilatdarên dewletê dema ku ev biryara girtin, ji kurdan pirsiyan ku panelêke di derheê serok û têkoşerên Tevgara wan ya Tevgera 1925-an de wan bê hizur dike, yan na? Lê em baş dizanin ku desthilatdarên dewletê tirkan hîç demekê îradeya neteweya kurd nehesibandine û ciddî jî negirtine. Wan biryarên xwe her demê gorî refleksên xwe yên kolonyalîst û ji kurdan re dijmin girtine. Ev biryara yek ji wan birayaran e. Dewlet û desthilatdarên tirkan dijminên maf û azadiya xweîfadekirinê û fikir in. Ew li dijî bîrûreyêm kurditî û rêxistinîbûna gelê kurd in. Ew dixwazin ku kurd bi her awayekî di nav tirkan de bên helandin. Ew li dijî maf û azadiyên mirovî ne. Ew şiklî dixwazin bibin Ewrupayî, lê ew naxwazin ku bibin demokrat, ji mafê kêmneteweyan û neteweya kurd re rêz bigrin. Ew biryara desthilatdarê dewletê, li dijî Peymana Mafên Mirovî ya Ewrupayê, Beyannameya Mafên Mirovî ya Navneteweyî, Krîterên Kopenhagê û Belgeya Şerîkatî ya Beşdariyê ya Ewrupayê; li dijî Peymanên ku mafên neteweyan û kêm neteweyan diparêzine ne. Ew biryara desthilatdarên dewleta tirkan, li dijî hiqûqa navneteweeyî û heta li dijî hiqûqa herêmî ye jî. Ew her demê ji dervayî hiqûqê dilivin. Hafiza ya wan ya nehiqûqî gelek zindî ye. Wek tê zanîn ku serok û têkoşerên Tevgera Neteweyî ya Kurdistanê ya 1925-an jî li Dîwan-a Herbê û li Mehkemeyên Îstîqlalê şiklî hatin girtin û hatin îdam kirin. Ji bona vê yekê ez biryara wan ya di derheqê serok û têkoşerên Kurdistanê de tune, ne meşru, ne hiqûqî, ne însanî îlan dikim. Di merhelaya nû ya Tevgera Bakurê Kurdistanê de jî ev bêhiqûqiya bûye sîstemekê û îro jî ew bêhiqûqiya dom dike. Li Amedê walî, dozger, hakîm, dadgeh bi bi emrê polîsan biryar digrin. Ji bona vê jî li Kurdistanê dewleta kolonyalîst di hemendem de dewleta polîsan e. Dewlet û desthilatdarên tirkan ji xebata vekirî û bêîttaatkar ditirsin. Lewra piştî şerê sar û di şertên dinyaya îro de xebata vekirî û demokrat û bêîtaatkarî dewletê dixwe tengasiyê. Lewra xebata vekirî û bêîtaatkar jêbere wan xerab dike. Dewleta Tirkan ji bona ku jiyana xwe bi teror û şiddetê didomîne û dewleteke terorîst e, ji bona ku ev jiyana xwe bidomîne hewcedarî awayê hêan yên ku wan meşru nîşan bide ye. Ew dixwazin ku her kurdek di şertên veşartî de xebat bike û xwe bi rêxistin bike. Kurd jî wek wan metodên ne însanî bi kar bînîn, pişt re jî ew rabin van karan ji bona meşruiyeta xwe mihafaza bikin, bi kar bînin. Ji bona vê yekê ez gelek aşkere diyar dikim ku divê em nayên lîstika desthilatdarên dewleta tirkan. Divê em her demê karên vekirî û karên ku meşruiyeta dewleta tirkan muhasebe bike û derxe holê tespît bikin û bixin jiyanê. Ji bona vê dema ku wan îzin neda panel, konferans, civînên vekirî yên minaqeşeyê yên kurdan; divê em “Panelên Kolanan“, “Konferansên Kolanan“ û awayê xebatê yên wekî din ku dewleta tirkan bixe rewşeke zor pêk bînin û jêbere dewleta tirkan xerab bikin. Ez piştî van tespît û nerînên xwe, li ber serok û têkoşerên Kurdistanê û we, desthilatdarên dewleta tirkan bi dengekî bilind protesto û şermezar dikim. Ez dibêjim ku li Rojava Tirkiyeyê di nav dewletê de nekokî û dijminitî hebe jî, ev nekokî û dijminitî li Kurdistanê diqede. Walîyên Partiya AK-ê jî, ji bona dewletê û ew dewleta ku dixwaze mifte li deriyê partiya wan bixe re, xebat dike. Heta dikarim bibêjim ku di van rojên dawî de mensup û alîgir û bûrokratên Partiya AK-ê ji bona ku ji dewletê re xweş û şêrîn xuya bikin, îşguzarî dikin li Bakurê Kurdistanê û li Herêma Federe ya Kurdistanê ji karên sererkaniya dewletê re dibêjin erê, an jî bi hev re van karan dikin. Bimînin di xêr û xweşiyê de. Amed, 28. 06. 2008

hejar · 18 yıl önce

te3aref

Anonymous · 18 yıl önce

Sehidi Zazai sima rehet rakuye, torne sima raa sima ave bene.

Anonymous · 18 yıl önce

Mizgîn: Kendinizi kisaca tanitabilir misiniz? Abdulmelik Firat: Ben, dedemin adiyla anilan Sêx Said (r.a.) baskaldirisindan on yil sonra, 1934'te Erzurum'un Hinis (Xinûs) kasabasinda dünyaya geldim. 1925 sürgününden sonra 1935'te ailece ikinci sürgünü yaşadık. Ailemle birlikte Trakya'da Istranca ormanları içindeki Vize ilçesine bağlı Sergen Köyü'nde mecburi iskana tabi tutularak, onüç yıl kamp hayatı yaşadık. 1947 yılında Mecburi İskân Kanunu kaldırılınca, biz de Erzurum'un Hınıs ilçesi Kolhisar Köyü'ne geri döndük. 1952 yılında Hınıs'ta ortaokulu bitrdikten sonra, 1954'te Erzurum Lisesi'ne bir süre devam ettim. 1957'de Ankara'da liseyi dışardan bitirdim. 1957 seçimlerinde dönemin iktidarı tarafından "Şêx Said ailesinden birinin meclise girmesi" talebi üzerine, seçim sonucu meclise girdim. 1960 Askeri Darbesinde milletvekili kimliğimle Yassıada'da yargılandım. Birbuçuk sene Kayseri Cezaevi'nde yattıktan sonra 1962'de serbest bırakıldım. Yaklaşık onyedi sene siyasi haklarımdan mahrum bir şekilde Ankara'daki evimde gözetim altında tutuldum. 12 Eylül 1980 Darbesinde, Ankara'da tutuklanarak Erzurum'a götürüldüm. Yirmi günlük tutukluluk süresince bana işkence yapıldı, o koşullarda bana yapılan iğneden Hepatit-B hastalığına yakalandım ve iki sene yataktan kalkamadım. 1991 seçimlerinde DYP'den Erzurum Milletvekili olarak meclise girdim. 1995'e kadar bu görevimi sürdürdükten sonra, 12 Ocak 1996'da, iki sene önce işkenceyle ifadesi alınmış birisinin beyanatlarına dayanılarak, hasta halimle evimden alınıp, Bayrampaşa Cezaevi'ne konuldum. Ellibeş gün tutuklu kaldıktan sonra, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldım. 2002 'den bu yana, Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR)'nin Genel Başkanlığı görevini sürdürmekteyim. Mizgîn: Sêx Said'le akrabalik dereceniz nedir? Abdulmelik Firat: 1639'da Dördüncü Murad tarafından ÇILUSTUN'da (Kırkdirek) (Diyarbakır-Bismil) Medrese ve Tekyesi olan Dedemiz Seyyid Haşim katledilmiş, yerleşim mekanı yakılıp yıkılmıştır. O, katliamda beş yaşında olan oğlu Hüseyin kurtulmuştur. Ondan sonra silsile şöyle devam eder; Mele Heyder, Mele Kasım, Şeyh Ali Septi Amedi, Şeyh Mahmud Feyzi. Şeyh Mahmud Feyzi Palu'dan Hınıs'a göç etmiş, Alaadin Paşalardan Kolhisar köyünü satın almış ve orada yerleşmiştir. Şeyh Mahmud Feyzi'nin yedi oğlu olmuştur. Şeyh Said, Şeyh Bahaddin, Şeyh Diyadin, Şeyh Necmeddin, Şeyh Tahir, Şeyh Mehdi ve Şeyh Abdurrahim. Şeyh Said'in kızı Ayşe hanım ve kardeşi Şeyh Bahaddin'in oğlu Şeyh Şahabettin, benim anne ve babamdırlar. Anne ve Babamın anneleri de Şeyh Ahmed Çanê'nın kızıdır. Mizgîn: Sêx Said kiyaminin gelisimini kisaca anlatabilir misiniz? Abdulmelik Firat: Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışından sonra galip devletler başta İngiliz İmparatorluğu olmak üzere Ortadoğu'da birçok devletler kurmuşlardır. Fakat Kürtlerin Avrupa'da okuyanları, Askeri ve Mülkiyede okuyan Aydınları, Şeyh, Ağa ve Beylerinin yüzde doksanı Türklerle beraber bir devlet kurma taraftari olmuslardir. Osmanlı Askeri ve Sivil bürokratlarıyla anlaşmışlardır. Padişahın yaveri hası ve Cumhuriyetin kurucusu olan M. Kemal'in AMASYA Beyannamesinde, bu husus apaçık ifade edilmiştir. Daha sonra Lozan Konferansı'nda Murahhas Aza olan Ismet Pasa'nin, "Türkler ve Kürtler beraber Devlet kuracaklardir. Bende Kürt kökenli yim" diye ifadeleri vardı. Birinci meclis fesh olunduktan sonra kurulan ikinci mecliste, Lozan Anlaşması onaylanmıştır. Sonra M. Kemal ve arkadaşları tarafından hazırlanan 1924 Anayasası'nda Kürtler hayat sahnesinden silinmiş ve inkar edilmiştir. İşte bu inkar, aldatma ve hilekarlık karşısında bütün Kürtler şaşkın ve şoke olmuşlardır. Kürtlerin Siyaset Adamları, Siyasi Partiler, Cemiyetler ve Kanaat Önderleri bir araya gelip bu durumu değerlendirmek istemişlerdir. 1924'te Miralay Halit Bey ile Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey Kolhisar'a gelerek, Şeyh Said'e bu hareketin başında bulunmasını teklif etmişlerdir. Şeyh Said tarafından bu teklif kabul olunmuştur. Kürt ileri gelenleriyle bir araya gelip, meseleyi müzakere etmeye fırsat verilmeden, Yusuf Ziya Beyi Ankara'da, Miralay Halit Beyi Erzurum'da tutuklayıp, Bitlis'e götürmüşlerdir. Aynı anda Şeyh Said'i tutuklamaya gelen müfrezeye Şeyh Said teslim olmamış, Çapakçura (Bingöl) doğru hareket etmiş, bu meyanda Kürtlerin ileri gelenlerine mektupla bilahare yeri belli olacak bir yerde toplanmalarını bildirmiştir. 1925 Kürt Başkaldırısının başlangıç noktası; hilekarlığa, hıyanete ve aldatmacaya karşı bir başkaldırıdır. Mizgîn: Biliyorsunuz ki kiyamda binbasi Kasim ihanet ediyor ve Sêx Said basta olmak üzere kiyam hareketinin önder kadrosu yakalaniyor. Bunu diger Kürt hareketlerinin bazilarinda da görmek mümkün. Siz bunu nasil degerlendiriyorsunuz? Abdulmelik Firat: Maalesef Kürt Ulusal Hareketleri incelendiğinde çoğunlukla iç hıyanetler neticesinde Kürtler mağlup olmuşlardır. "Kürtlerin Kürtden başka düşmanı yoktur." 1925 Başkaldırısının carısı (çaşı) Kasım, Miralay Halit Beyin akrabası ve eniştesi, Şeyh Said'in bacanağıdır. Mizgîn: Kiyamda Bediüzzaman Said-i Kûrdî'nin rolü nedir? Bununla beraber Bediüzzaman'in, Sêx Said'i kiyamdan vazgeçirmek için gönderdigi söylenen bir mektuptan bahsediliyor. Bunlar hakkindaki bilgilerinizi bizimle paylasir misiniz? Abdulmelik Firat: Seyh Said Efendi, Bediüzzaman Said-i Kurdi'ye mektup yazmamistir. Çünkü Said-i Kurdi, o zamanda inzivaya çekilmiş bir Kürt Bilginiydi, ne aşiret ve ne de murid sahibiydi. Onun da Şeyh Said Efendi'ye yazdığı bir mektubu yoktur. Müselmanos Kamalikosların bir uydurması ve senaryosudur. Mizgîn: Sêx Said'in Ingilizlerle ilis kisinin oldugu ve kiyam hareketinin dis destekli gelistigi söyleniyor. Oysa ki Fransizlar TC ordusuna demiryollarini açarak destek sunuyor. Bununla ilgili degerlendirmelerinizi alabilir miyiz? Abdulmelik Firat: Bugün Türkiye'yi yönlendiren iki önemli kuruluşu var. Biri Türk Tarih Kurumu, ötekisi ise Türk Dil Kurumudur. Dil Kurumu; Türk dilini yozlaştırmak ve Anadolu kökeninden uzaklaştırmak, uyduruk kelimeler üretmekle görevlidir. Tarih Kurumu ise rejimin saçma sapan görüşlerine kılıf hazırlayarak gerçekleri perdelemek, gerçek dışı senaryolar hazırlamakla görevlidirler. Sistemin uygulayıcı ikinci adamı İsmet İnönü, yazdığı hatıratında; "1925 Şeyh Said hadisesinde İngiliz ve herhangi bir dış gücün ilişkisine rastlanmamıştır." Vesikalarıyla ve pratikteki uygulamalarıyla Türkiye'yi yönlendiren sistem, galip devletlerin yani İngiliz, Rus ve Fransızların onayı ile kurulmuş bir devlettir. Mizgîn: Kiyam sonrasi Sêx Said ailesinin yasadiklari hakkinda bilgi verebilir misiniz? Abdulmelik Firat: Şeyh Said Efendi ailesi 1925'den bugüne kadar 3 defa sürgüne gönderilmiş ve talan edilmiştir. Evdeki kap-kacak, mal ne varsa hepsi devlet tarafından satılmıştır, haczedilmiştir. Arazileri de devlet üzerine kaydedilmiştir. Mizgîn: Bildiginiz gibi Sêx Said'in mezarinin tam olarak nerede oldugu bilinmiyor. Mesela bu durum Üstad Bediüzzaman içinde geçerli. Sizce bunun sebebi nedir? Abdulmelik Firat: Şeyh Said efendi ve 46 arkadaşının beraberce toprağa gömüldüğü yer bellidir. Diyarbakır'lılar bunu bilir. Devlet tarafından satılan bu yeri, bir kaçakçı satın aldı. Bu mahal yeşil sahaydı. CHP Belediye Başkanı çıkar karşılığı bu yeri inşaat sahasına çevirdi. Ondan sonra gelen başka partinin Belediye Başkanı bu yeri tekrar yeşil sahaya çevirdi. Fakat giderayak, çıkar karşılığı bu yere tekrar ruhsat verildi. Ondan sonra gelen Kürt halkının sahipliğine soyunan bir partinin Timurleng Belediye Başkanı ruhsatı iptal edecem di yerek, çıkar karşılığında lal-u emkem oldu. Bu arsanın sahibi olan şahsa, merhum amcam Şeyh Selahaddin efendi defalarca; "bu arsayı bize sat, ne istersen verelim" dedi. Fakat adamı ikna edemedik. Ama orada herhangi bir inşaat yapmaya ortak bulamadı. Çünkü bu topraklarda gömülen insanlar Kürdistan'ın soylu, asil insanlarıydı. Ve bu toprak için toprağa gömülmüşlerdi. Bu k... zat daha sonra kendisine bir ortak buldu ve inşaatı bu aziz insanların kemikleri üzerine inşaa ettiler. Görüyorsunuz bu Kamalikoslar insani ve beşeri değerlerden ne kadar uzaktırlar. 85 sene önce astıkları Kürt Önderlerinin mezarları üzerine kenef inşaa etmeyi yine Kürtlere verdiler. Mizgîn: Eger bugün Sêx Said yasiyor olsaydi bizlere neyi tavsiye ederdi? Abdulmelik Firat: Şeyh Said Efendi dar ağacı altında el yazısı ile yazdığı Arapça bir mısrasında; "Beni bu değersiz dallarda asmanıza pervam yoktur. Muhakkak mücadelem; Allah, Din'im ve Millet'im içindir." İlmik boynuna geçirildikten sonra, Kürtçe söylediği son söz; "Şu anda fani hayata veda etmek üzereyim. Halkım için feda olduğuma pişman değilim. Yeter ki torunlarım düşmanlarıma karşı beni mahçup etmesinler." Bizlere tavsiye ettiği son sözleri işte bu cümlelerdir. Not: ŞEYH SAİD = Şêx Said www.mizgin.net 'te tesekkürler

Anonymous · 18 yıl önce

82.olum yildonumunde sex said ve dava arkadaslarini saygiyla aniyorum.O olumsuz sehitlerimizin aziz anisina;biz evlatlarinin verecegi en guzel yanit-BAGIMSIZ KURDISTAN-olmalidir.

Anonymous · 18 yıl önce

Şeyh Said'de Vecizeler ibretlik altin sözler · Günahtan kaçinmayan bilgin, mes'ale tutan bir kördür; dogru yolu gösterir, kendisi görmez. · Hayatinda ekmegi yenmeyen kimsenin adi, ölümünden sonra anilmaz. · Meyve veren agaca balta vurmazlar. · Aslan, magarada can verse dahi, köpegin agzindan artani yemez. · Düsmanin tatli sözlerine bakma; balin içinde zehir de bulunabilir. · Rizk bilgi ile artsaydi, cahilden daha zor geçinen olmazdi. · Testisi ister altindan olsun, ister topraktan, temiz su degisir mi? · Define ile yilan, gülle diken, sevinçle gam bir aradadir. · Sonradan sevinecegin bir gam, arkasindan üzülecegin sevinçten iyidir. · Ne karinca zayif olmakla aç kalir, ne de aslan pençesinin ve kuvvetinin zoruyla karin doyurur. · Söylenmedigi müddetçe söze sen hakimsin. Bir kere söylendi mi, o sana hakim olur.

Kurde Rast · 18 yıl önce

Bi rez girtin xwe li himber wan shehidana ditewinim.