BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Salih Aras · 02.06.2009 · 2 görüntülenme
'Devrimi kurtardınız' sözü tabiki hoş değildi. Hiç birimiz başlangıçta tepki göstermedik. Hemen polemiklere girecek bir durumdan kaçınıyorduk. Kendini 'devrim' sanma Apocu mantıktı ve bu hastalıklı mantığın oluşmasında Kesire birinci derecede pay sahibidir. Kendisininde çabasıylada yaratılan bu mantığın, bir gün kendisinide bitireceğini hesaplayamamıştı. Bir yandan, A. Öcalan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan'ın (baştan beri T.C'le olan ilişkileri, belki başkalarıda var, ancak bu üçlü konusunda netim) diğer yandan bunların etkisine giren, kuşku şüphe, güvensizlik ve emeğe saygısızlığı bir hastalık düzeyinde esas alan kesimle birleşince, oluşan yönetim Kürtler için en büyük tarihi felaket oldu ve devam ediyor. Kesire, KUKM önümde tek engelin, A. Öcalan olduğunu düşünüyordu. Kesire Yıldırım ve Abdullah Öcalan arasındaki temel ve esas çelişki; 'PKK benim, benimdir' anlayışı üzerinde başlıyor. A. Öcalan 'ın Meral Kıdır'l a olan ahlaksız ilişkisi sadece bardağı taşıran son damla oluyor. İkiside paylaşmayı bilmiyor. Herşey sadece benim olmalı, belirgin ortak özellikleridir. Ancak, Abdullah hazırlıklı, Kesire hazırlıksızdır. Kesire, Abdullah'a dayanarak, yapıyı ele geçirmeyi ve bir gün O'nu saf dışı etmeyi hesaplarken, geç kalmış, Abdullah çoktan herşeye hakim olmuştur. Abdullah PKK içerisinde insanları kendine bağlamak için binbir türlü oyun entrika yaparken, Kesire ideolojik katılık ve sekter tavırlarıyla yapıda yanlızlaştığının çok geç farkına varıyor. Yani politikayı iyi oynayan ve kullanan, sonuçta 'başarılı' olan Abdullah'tır. Abdullah hem içten ve hemde dıştan desteklidir. Suriye'de, Cemil Esat' la kurulan ilişkide, A. Haydar Kaytan ve Kesire Yıldırım' ı kullanır. Bir numaralı 'Alevici' olur. İsmini Ali, Kesire'nin adını Fatma, kardeşi Osman'nın adınıda Hasan Hüseyin yapar. Alevi Kürt oldukları için, Cemil Esat'la ilk ilişki, Kesire ve A. Haydar üzerinden kurulur. Politikadan anlamayan A. Haydar ve Kesire, C. Esat'la ilişkilerde ideolojik katılıktan (Marksist, Leninist) vazgeçmezler. Bu C. Esat'ın fazla hoşuna gitmez. Sünni olan Abdullah, 'politik' davranarak, Aleviliğin, Marksizm ve Leniniznden daha ileri olduğunu söyleyerek ve her türlü tavizide vermeye hazır olduğunu belirterek, C. Esat'ın gözdesi olur. Bu anlamda kurulan ilişkinin tek sahibi ve muhattabı olur. İlişkiyi kuran Kesire ve A. Haydar başlangıçta saf dışı olurlar. II. Kongre sonrası PKK içindeki güçlü ve kararlı devrim önderleri (Çetin Güngör, Resul Altınok Memet Karasungur ve onlarca önder kadro) komplolarla katledilmiş ve bu komplolarda, gerek Kesire'nin ve gerekse de A. Haydar Kaytan'ın belirleyici rolleri olmuştu. III. Kongre'ye doğru gidilirken, A. Öcalan, 'görevi' gereyide PKK'nin tek sahibi olma iddiasıyla, onlarıda bitirmek ister. Sorun burda başlar. İkiside gözden düşürülmüş ve en zayıf konumdalar. İkiside Dersim'li olmalarına rağmen, A. Öcalan'ın oyununa gelerek, Kürdistan'ın en güçlü kalesini Kemalizmle suçladılar. Bir utanç belgesi olan; 'Kışla kültürü ve devrimci intikam eylemlerimiz` büröşürünü onlar hazırlayıp imza attılar. Bu imza Onlarında fermanı oldu. Herşeylerini kaybettiler. A. Haydar; tabiki geçte olsa anladı. Yol bulamadı, tükendi ve tümden A. Öcalan'a teslim oldu. Ama hiç bir zaman vicdan azabından kurtulamadı. Semir' in sürekli rüyalarına girdiğini bir tren yolculuğunda bana anlatmıştı. 'Bir uçurumdan düşmek üzereyim, düşmemek için çabalıyorum,kurtulmak üzereyken, biri ayaklarımdan asılıyor, bakıyorum Semir, düşüyorum uçurumdan aşağı, sonu gelmiyor uçurumun, ter içerisinde uyanıyorum.' Ne diyeyim, yorumsuz....!!!! Yani, A. Öcalan 'la K. Yıldırım'ın yol ayrımı böyle başlıyor. Kesire, A. Öcalan'ı yok etme planı yapıyor. Bunu Bekaa'dayken duymuştum. Ancak kendisinden dinlemek farklı olurdu. İşte D. Berlin'de ilk karşılşılaştığımız günlerde bunu da öğrenmek istemiştim. Sorduğumda, öfkelendiğini fark ettim. Bu başarmamanın öfkesiydi. Tam anlatmadı ama anlattıklarıyla, yeterince anlamıştım. Aynen şöyle başlamıştı, 'Bir gün bana iş yokmuyduda bu işi aldık' yani kürt sorunu kendisine bir görev olarak verilmiş. A. Öcalan burada Kesire'yi görevine ortak yapmak istiyor. Kesire nasıl bir cevap verdiğini açık söylemedi. Demek kabul etmemişki, A. Öcalan'ı yok etme planına başlıyor.( 1985 ) Devamla, 'önce şehit ilan edecektik, süreç içerisinde nasıl bir ajan provakatör olduğunu açıklayacaktık' Ebubekir 'lemi (Halil Ataç) yapacaktınız? Cevap vermek istemedi, bende ısrar etmedim. Konuşma esnasinda Ferhan`a (Abdullah'ın yakın köylüsü ve O dönem şöförü) öfkeli olduğunu anladım. Ferhan'a olan öfkesiyle birlikte sorun açığa çıkıyor. III. Kongre döneminde Kesire'ye yapılan suçlamalardan biride, 'Önderliğin yakın çevresini düşürüp, onlarla önderliğe komplo yapma' suçlamasıydı. Kesire Ebubekir'le konuşuyor; A. Öcalan'ın; T. C.'nin karanlık güçleriyle bağlantı içinde olduğunu belirtiyor ve Ebubekir'i ikna ediyor. Karar veriyorlar. Planlarını nasıl gerçekleştirecekleri üzerine yoğunlaşıyorlar. Ve Ferhan'da karar veriyorlar. Nasıl yapıyorlar bilmiyorum, kazanıyorlar. Ferhan'da plana dahil ediliyor. Ferhan; 1986' da gittiğimde tanımıştım, teknik konularda bilgilere sahip biriydi.İşte, A. Öcalan'ın şöförlüğünü yapan Ferhan, hazırladığı bombayı arabaya yerleştirecek uygun bir yer ve zamanda bir bahaneyle araçtan ayrılıp, bombayı patlatacak. Her şey hazırlanmış, bomba arabanın içinde, A. Öcalan'da bir yerlere gitmek için birazdan arabaya binecek. Dışardan bekleyen Ferhan hızla geri A. Öcalan'ın yanına döner. Ağlayarak her şeyi açıklar. Abdulah kendisine tokatlar atar. Sonrasını bilmiyorum. Ebubekir ve Kesire bilir. Ferhan hayatta değil, 1988'de Hakkari'ye gönderilir. Ahmet Kesip'in başında bulunduğu bir grupla hareket ederken, Türk askerlerinin grubufark etmemesine rağmen (grup çatışmaya uygun değil) O aniden silah patlatarak intiharvari davranarak çatışmaya neden olur. Bir arkadaş kurtuluyor ve grubun tümü şehit oluyor. Artık Kesire Bekaa'da tutukludur. Önderliğin yakını olan, Ebubekir ise, 'oyuna' geldiği için, O'da Bekaa'da ama tutuklu değildir. Osman Öcalan'da (Şam'daki ismiyle Hasan Hüseyin) o dönem Bekaa'da. A. Öcalan, A. Haydar Kaytan'ı ve Edip'i (Kars'lı Muharrem) göndererek, Kesire'nin hemen öldürülmessine karar verir. Ancak orada bulunan Osman ve Ebubekir karşı çıkarlar. Osman hemen Şam'a döner. Abi'sine ' A. H. Kaytan'la Edip yengemi öldürmek istiyor' der. Abi'side kardeşine derki; 'Sus ulan öküz sen bu işleri anlamazsın.' Osman midesinden başka neden anlayabilirki? Gerçek ne? A. Öcalan, Kesire'yi öldürtmekte kararlımıydı? Evet kararlıydı. Eğer o zaman Edip ve A. H. Kaytan Kesire'yi öldürselerdi; Onlar sorumlu tutulacaklardı ve hemen onlarda ajan provakatör ilan edilip, yok edileceklerdi. Edip ve Kaytan bunun farkındalar mı? Bence evet. Belkide çekimser davranmalarının nedeni budur. Yoksa Ebubekir ve Osman'ın tepkisi bahane. Burada caydırıcı olan neden; A. Öcalan'ın, Cemil Esat korkusudur. Abdullah böyle şeyleri düşünür. Olur ya C. Esat'ın Aleviliği tutarsa korkusu. Zaten olmuş olsaydı, suçlu Edip ve Kaytan'dı. Gerçi Esat Aleviliğinin, Kürtler açısından Saddam Sünnüliği, molla şiiliği, T.C resmi sünnüliği ve Kemalizminden farklı bir şey değildir. Hepsinin inançları, çıkarları içindir. Öldürme olayının deşifre olması, bir anlamda Kesire'nin hayatını kurtardı. Çünkü kamp yapısı içinde her zaman Suriye istihbaratı muvcuttu. Artık Bekaa'da ve Suriye'de Kesire öldürülemezdi! Bunun için uygun alanlar düşünüldü ve Yunanistan'a karar verildi. 1987 Baharında İhsan'la birlikte Yunanistan'a gönderilir. İhsan; Kağızman'lı adı Nizamettin`dir. Tanıyordum. Çok değişik biriydi. Bir benzeri varmı bilemiyorum. Önderliğine bağlı gibi görünürdü ama bir talimat aldığında 'evet' derdi, sonrada bildiklerini okur neden ve gerekçeleri ileri süren biriydi. Kesire celladı konusunda şanslıydı. Bir yılı aşkın bir süre yapması gereken infazı, çeşitli gerekçelerle hep erteledi. Gönderilen yedek cellatlarla 1988'de katledilme karararına çözüm bulamıyor. Onaylıyor! çaresizce. Newroz kutlamasının olduğu gecede karar veriliyor. Herkesin gecede olduğu bir andaiki yada üç kişi Kesirenin kaldığı eve gelecek ve infazı gerçekleştirecekler. Kesire hazırlıklı ve durumdan şüphelidir. Gelenleri fark eder kapıyı açmaz. Onlar kapıyı zorlamaya başladıklarında, Kesire üst kattan, balkona bağladığı çarşaflarla inerek kurtulmayı başarır. İlk geldiği dönemlerde örgütlediği Kürt kökenli Yunanlı aileye sığınır. Aile Kesire'nin durumu hakkında, kendisinin verdiği bilgilere sahiptir ve sürekli onu korur.Tabi hiç bir şey olamış gibi. Kesire tekrar yapı içine döner. Deşifreolmuş bir girişim var. Doğrusu o gece öldürülmek isteniyor. İhsan ise 'arkadaşların' bir şeyler almak için eve geldiklerini söyler. İhsan Önderliğine yeni gerekçeler sunarak, 'Yunan ıstihbaratının üzerimizde yoğun kontrolu var' diyerek işi tekrar zamana bırakır. Bu süreç devam ederken, Avrupa'da ki muhalefetimiz başladı. Bütün dikkatler bizeydi. A. Öcalan'da dikkatlerini bize yoğunlaştırdı. Bu durum Kesire'nin biraz rahat kalmasına neden oldu. Arkadaşımız böyle bir durumda Yunanistan'a ulaşıyor. Kesire gözetimdedir ama tutuklu değil. Yani birilerine haber vererek dışarı çıkabiliyor. Bu durumu kullanarak, bazı özel eşyalarını çöp torbasına koyup atma bahanesiyle uzaklaşıyor. Arkadaşla görüşüyor ve emin bir yere çekiliyorlar. Pasaport hazırdı. Biz ayrıldığımız zaman kullanılabilir ondan fazla pasaport almıştım. Ordan hemen ayrılmıyorlar.Bilet ayarlama diğer bazı hazırlıklar 4-5 gün sürdü. Apocular üç gün boyunca Atina Havaalanın tüm giriş ve çıkış noktalarında nöbet tuttuklarını sonradan öğrendik. devam edecek 31.05.09
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.