BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Salih Aras · 28.05.2009 · 2 görüntülenme
Kesire Yıldırım'a ulaşma ve O'nu kurtarma hepimizin ortak kararı oldu. Oysa bizimle birlikte değildi, sadece Nadire'yle ilişkileri varmış. Nadire bu ilişkisini bizden gizli tutmasına rağmen ,sorun yapmadık ve bir an önce ulaşmaya çalıştık, içimizde en kısa sürede ulaşmak üzere bir arkadaş görevlendirdik. Nadire'de tekrar ilişkiye geçerek, dikkatli davranmasını ve kendisine ulaşılacağını bildirdi. S... ve Osman'ın Apoculara teslim olmaları, bize ikinci darbe oldu. Birincisinden (Ömer ve Mahir) çok daha etkileyiciydi. Çünkü Ömer va Mahir bizim örgüt içi ilişkilerimizi bilmiyorlardı. Ama ikisi bazi istisnalar dışında her şeyi biliyorlardı. Bu durum örgüt içinde kalan kadrolarda haklı olarak panik yarattı. Daha kimler teslim olacak düşüncesiyle, kopukluk ve güvensizlik egemen oldu. Yani bize bağlı kadrolarla, Almanya ve Hollanda'da ilişkilerimiz koptu. Sadece onların bilmediği bazı özel ilişkiler devam etti. Hollanda'da 40 bin Gulden ve araç gereçler, tekrar Apocuların eline geçti. Almanya'da bulunan ana arşiv ve araç gereçlerin bir bölümü de Apocuların eline geçti. Bizim saflarımızda moralsizlik egemen olurken, onlar 'zafer' havasıyla hareket ediyorlardı. Almanya'da bulunan 50 bin DM ve son örgüt dökümanları ve bazı araçları kurtara bildik. Bir kaç hafta geçmemişti S... ve Osman'ı başta Almanya ve Hollanda olmak üzere ülke ülke gezdirerek, kitle toplantıları yaptırdılar.Provakasyonun oyununa geldiklerini belirterek, önderliğe bağlı olduklarınını, söyletiyorlardı. S... ve Osman; A. Öcalan'nın yakın köylüleri. Kürt asıllı değillerdi. Ancak bu köyden KUKM'ne ciddi katılımlar olmuştu. Bunlarda Onlar'dan etkilenerek katılmışlardı. Ancak mücadelenin zorluklarına hazır değillerdi. Mevcut sosyal bilinçleri ve tecrübeleride böyle zorlu bir davayı kaldıracak düzeyde değildi. Zaten kısa vadeye kendilerini hazırlamışlardı. Ömer ve Mahir'in geri dönmesiyle Onlar'da bitmişti. Başta tüm bildiklerini söylememişlerdi. Örneğin; Kesire ilişkisini. S... ve Osman'ın teslim olmaları, bizi bitirdi. PKK içinde kontrolümüzü kaybettik. Artık küçük bir gruptuk. Fakat dışardan böyle görünmüyordu. Türk basınının ve değişik çevrelerin ilgisi farklıydı. Bizi olduğumuzdan fazla gösteriyorlardı. Bunun belli nedenleri vardı; arkamızda kimlerein olduğu! Ama hiç kimse yoktu. Buda şaşırtıyordu. A. Öcalan'da bizim arkamızda bilinmeyen güçlerin olduğunu düşünüyordu. Hani derler ya; 'dünyayı kalbi gibi bilmek' A.Öcalan'da bizi öğle değerlendiriyordu. Hep arkamızda başka güçlerin olduğunu iddia etti. Çünkü kendisi ondan başka birşey tanımıyordu. Biz ise kendi kendimizle başbaşaydık. Abi, (Avukat hüseyin Yıldırım) Nadire, Yılmaz ve Ben bir araya geldik, üç dört sayfalık bir bildiri hazırladık. Bildiride; PKK'nin amacından uzaklaştırıldığı, örgüt içinede olan bitenleri ve 1987'de ki köy katliamlarının yanlışlığını açıklıyorduk. Hazırladığımız bildiri, Başta PKK adresleri olmak üzere, binden fazle kişi ve kuruluşa ulaştırıldı. Aynı zamanda basın yapmaya karar verdik. Abi ile Yılmaz arkadaş Ağustos sonlarına doğru, Brüksel' de M. A. Birant'la görüştüler.Görüşme sonucunda, M. A. Birant; 'Yani demek istiyorsunuz ki, Apo PKK'yi sattı?' Arkadaşlar, 'aynen öyle deyince, Manşetten öyle verilmişti, 'Apo PKK'yi sattı.' Zaten Haziranda M. A. Birant'la olan görüşmelerin olumsuz etkileri devam etmekteydi. Çıkışımız önemli oranda, bu görüşmelere de tepkiydi. PKK ve tüm kurumları, ilke ve amaçları inkar edilmişti. Bu anlamda, görüşme etkili oldu. A. Öcalan bu açıklamalardan sonra, ' bir haber yaydılar, her tarafı zehirlediler' biçiminde açıklama yapmıştı. Bu görüşmeden sonra, bize olan ilgi, Türk ve diğer basın çevrelerinde artmaya başladı. Bir arkadaş, Kesire'yi almak için Yunanistan'a hareket etti. Nadire'nin önerisiyle, D. Berlin'e getirmeye karar verdik. Bu ilişkiyi; Nadire 1987 yazında A. Öcalan Bulgaristan'a gelince, edinmişti. Nadire; Arnavut asıllıydı, eski Yugoslavya'dan, 1970'lerin ortalarında Ankara'ya öğrenci olarak gelir. O dönemlerde Ankara'da oluşan PKK grubuyla tanışır. A. Haydar Kaytan'ın söylediğine göre; 'Kesire'nin örgüte kazandırdığı tek kişidir ve O'nuda halden hale sokmuştur' der. Nadire Rusçada biliyordu. A. Öcalan Bulgaristan'a gelince O'da tecümanlık için Almanya'dan gitmişti. İşte bahsini ettiğim ilişkiyi o dönem edinmiş! 1980 sonrası Nadire'de Ortadoğuya çekilen kadrolar arasındadır. 1980 li yıllarda ağırlıklı olarak, Avrupa alanında faaliyet yürütür. Başlangıçta el üstünde tutulan Nadire, Semir'den etkilenmiş denilerek, harcanacak aday olarak, harcanacaklar listesine girmişti. Nadire bu ilişkiyi arayarak, Kesire için geçicide olsa, bir yer talebinde bulunuyor. Tabi PKK içi sorunları ve ayrılmalarıda açıklıyor. Görüştüğü kişi, Kesire için yer teminedebileceği sözünü veriyor. Doğrusu hepimiz memnunduk. Bu tavır 'sosyalist ülkelerin' A. Öcalan'a karşı bir tavrıydıda! 1988 Baharında D. Berlin'de görüştüğüm, istihbarat görevlisimiydi? Bunu hiç bir zaman öğrenemedim. Bu ilişki gizli tutuldu. Çünkü Nadire'nin ilişkide olduğu, görevli sürekli, 'diğer arkadaşlarınızlada görüşmek istiyorum' ısrarına rağmen, hep ertelenmiş, ve istenilen görüşme bir türlü olmamış! Ve sonra Berlin duvarı yıkılmıştı. Yani Nadire ve Kesire ilişkisi hep özel kaldı. Yunanistan'a giden arkadaşı bekliyorduk. Abi Fransa'ya geçmişti. Nadire D. Berlin'e geçmiş ve bende Belçika'nın Gent şehrindeydim. Eğer Kesire gelirse hepimiz, D. Berlin'de toplanacağız. Yalnız kaldığım ilk günlerdi. Sürekli değişik bölgelere telefon açıp, gelişmeleri değerlendirmeğe çalışıyordum. Hakkımızda ajan provakatör sıfatlandırmaları yayılmaya başlamış. Beklenen şeyler olduğu için, hazırlıklı sayılırdık. Ancak açtığım bir telefonda hiçte hazırlıklı olmadığımı anladım. Aradığım kişi, Almanya'da kalıyordu, hemşerimdi. Bütün sülalemi benden iyi tanıyordu. Kars'tan 17-18 yaşlarında ayrıldığım için (Ardahan, Göle, Selim ve Digor'dan) akrabalarımın çoğunu tanımıyordum. Evine uğradığım zamanlar O, bana akrabalarımı anlatıyordu. Bende merakla dinlerdim. Amca derdim, kendisine. Telefonu, O amca kaldırdı;'Nerdesin senin için polis diyorlar, Türk ordusunda subaymışsın, İstanbul'da arkadaşlaraişkence yapıyormuşsun' sözlerini duyunca çılgına dönmüştüm. Buda yapılırmı dercesine öfkelenmiştim. Hiç düşünemedim, Apoculardan her şey beklenir! Yarama basılmıştı. Ya akrabalarım beni yanlış anlarsa! Oysa Kürdistan Davası'na ilgi ve katılımda, ailede tek söz sahibi Dede'min, ilgi ve destiği hiç eksik olmamıştı. Yani Davaya katılınca büyüklerimden izinliydim. Şimdi ne olacak? Dedem 90 yaşında, ve benim hakkımda duyacağı yalan ve iftiralardan etkilenir mi?, Korkusu beni aldı. Amca'ya yalan söylüyorlar. Ben buradayım. İstiyorsan bir kaç saate yanında olurum. Belçikada'yım, istiyorsan telefon vereyim, sen beni ara. Amca bana inandı. 'İykide aradın, yoksa bende inanmıştım' dedi yakında görüşmek üzere deyip telefonu kapadım. Hemen kaldığım odaya döndüm, çıldırmış gibiyim, ne yapacağımı bilemiyorum. Ya akrabalarım inanırsa? Semir'i hatırladım, neden Sen'i anlayamadık? Neden Seninle değildim? Neden sana gelen kurşunu paylaşamadım? Hareketsiz, bir ölü gibiyim. Saatlerce kendime gelemedim. Aramalıyım, hemen evi aradım, babam ve kardeşlerimle konuştum, dikkatlice herşeyi anlattım. Yaşlı dedemin hiçbirşey duymasını istemedim, kabul ettiler. O beni dağda biliyordu. 1991'de vefat ettiğinde hem sevindim, hemde üzüldüm. Ben 1981'de D. Kürdistan'da döndüğümde, bana sorular sormuştu, 'olurmu, kazanırmıyız dersin' olur demiştin. Barzani ve Talabaniyi sormuştu. İyi haberler vermiştim O'na, bana gururla bakıyordu. Ömrünün son günlerinde acı çekmesini kabullenemezdim. Zor bir gün ve geceden sonraydı, Yunanistan'dan haber geldi. Giden arkadaş Kesire'yle görüşmüş, emin bir yere çekilmişler, üç-dört güne D. Berlin'de olacaklarını söylüyorlar. Sevindirici bir haber. Apoculara karşı daha bir gücüz. İçlerinde adam kaçırabiliyoruz. Gelecek gün belirlendi. Değişik alanlardan, D. Berlin'e hareket ettik. Kesire Yıldırım' ın adını ilk kez 1977-78 lise yıllarında duydum. Kars'ta başlangıçta Dev-Genç güçlüydü. Fazla sürmedi, Sonra Kürdistan Devrimcileri ve Kawa örgütü kitlesel güç kazandı. Biraz Dersim gibiydi, 'solun' tüm renkleri mevcuttu. Ancak halkın ve gençliğin ilgisi, kürt örgütlerinde odaklaşıyordu. Halkın Kurtuluşu olarak hareket eden küçük bir grup, Kesire Yıldırım'ın, babasının Emniyet ve Orduda görevli olduğunu söylüyorlardı. Kürdistan Devrimcileri'de karşı çıkıp, onları dövüyordu. Bunlar maksatlı haberlerdi. Zaten değinmek istediğim konu, Kesire Yıldırım'ın kendisidir. İlk defa 1986' da Bekaa'da gördüm, yarı tutukluydu. III. Kongre'nin mahküm ettiği ve etkisizleştirdiği, PKK MK üyelerinden biriydi. Bayanların kaldığı binada kalıyordu. İzole edilmiş ve bütün yetkileri alınmıştı. Sessiz ve sakin görmüştüm. 1987 baharında Yunanistan'a gönderildi. D. Berlin'de ikinci kez karşılaşıyoruz. Çok samimi bir karşılama oldu. Beklentilerimiz vardı! Tabiki, eskide olsa MK ve kurucu üyesi idi! Karşılaştığımızda, 'Devrimi kurtardınız' dedi. devam edecek 27.05.09 salih.aras@hotmail.de
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.