Siyaset

12 mart darbesinin 35. yilinda, Kürtler Semdinli olaylari IDDIANAMESI VE ORDU- D

Ahmet ALÝM · 13.03.2006 · 2 görüntülenme

Bugün ordu-devlet’in kurumlaşmasında bir kilometre taşı olan ve Kürdistan’da Doğu operasyonlarından sonra Kürdistan genelinde toplu tutuklamaların yaşandığı ve ve DDKO gibi büyük ve kapsamlı yargılanmanın başlangıcını teşkil eden 12 mart 1971 darbesinin 35’inci yılıdır. 12 Mart darbesinin Kürdistandaki etkileri ayrıca ele alınması gerekmektedir.  2 Mart darbesiyle Kürdistan’da yeni bir sürece giren Türk Ordu devlet aygıtının gelişmiş bir versiyonu olan günümüz devletinin bir ürünü olan Şemdinli olayları bundan  4 ay önce meydana gelmişti. Mart ayı başında basına yansıyan Şemdinli olayları iddanamesiyle bu olaylar yeni bir boyuta geçmiştir. Biz bu olaylar olurken, 14 kasım 2005’te yazdığımız Şemdinli olaylarıyla ilgili yazıyı aşağıdaki paragraf ile bitirmiştik. “Ordunun tartışılmaz bir şekilde düzenlediği Şemdinli olaylarına ilişkin soruştuma Türkiye’nin Avrupa’ya ne kadar yakalaştığını gösteren bir turnesol kağıdı özelliği taşımaktadır. Yani, bu olayı gerçekleştiren jandarma istihbaratıçıları dışında albay Kubat, general Türkeri, general Buyukanıt ve general Ozkök’ün idari sorumlulukları açısından soruşturma kapsamına alınarak duruma göre (Fransa’daki gibi) cezalandırılmaları gerekmektedir. Ayrıca, bu olayda rolünü itiraf eden Ağar yargılanarak devlet içinde yuvalanan benzer durumdakilere örnek oklacak bir ceza verilmelidir. AB’ye girmek isteyen Türkiye bu sorunu çağdaş değerlerin ışığında çözerek devleti ordunun hegomonyasından  kurtaracak süreci başlatmalıdır”.Yani Şemdinli olaylarıyla ilgili iddianamenin hazırlanmasından 2,5 ay önce AB’ye girmek isteyen bir Türkiye’nin bu olayda ordunun olaylarla ilgili komutanlardan Hakkari il jandarma alay komutanı albay Erhan Kubat, Kara kuvvetleri komutanı orgeneral Yaşar Büyükanıt, Jandarma genel komutanı orgeneral Yıldırım Türkeri ve Genel Kurmay Başkanı Özkök’ün yargılanmasının hukuk devleti olmanın olmazsa olmaz koşuludur. Van Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet baş savcı yardımcısı Ferhat Sarıkaya’nın iddianamesi Türkiye’de orta derecede bir deprem etkisi yaratmış ve Ordu sanayi kompleksinin Ordu, politikacı ve kamuoyu oluşturma görevini üstlenen sözcüleri zaman geçirmeden savcı Sarıkaya ve hükümetin kellesini istemişlerdir. Bu konuda Baykal, Orduya darbe yapıldı derken, Kızıl Elma koalisiyonun teorisyeni ve aktivisti Perinçek, ABD’nin  Süleymaniye’de yaşanan çuval geçirme olayından sonra iddianame ile birlikte ikinci defa askerin başına cuval geçirdiğini söylemiştir. Böylece, hukuka göre her suçun yargılanması ve cezalandırılması gerekliliği, ordu mensupları söz konusu olduğunda uygulanmaması bir çifte standart durumu ortaya çıkartmakta ve Türkiye’nin AB’ye girmesi engelenmek istenirken, Kürdistan’da işlenen suçlar cezasız bırakılarak bir sömürge hukuku yaratılmaktadır. Ayrıca, bu iddianame şu soruyu da gündeme getirmektedir. Eğer bu olay Şemdinli’de değilde Afyon’da olsaydı ve böyle bir iddianame ile komutanlar için soruşturma istenseydi bu kesimler aynı tepkiyi gösterirlermiydi ? Kemikleşmemiş ve ordu sanayi kompleksi içinde yer almayan kesimler dışındaki kesimler böyle bir iddianameye tepki göstermeyecek ve olay daha normal karşılanacaktı. Yani, pretoryen Türk Cumhuriyetinde; olay Kürdistan’da olursa ve ölenler Kürt olursa ordu dokunulamaz konumda iken, söz konusu olay Türkiye’de ve ölenler Türk olursa durum değişmektedir. Bu anlamda, bu iddianameye gösterilen tepkiler, bir taraftan sömürgeci anlayışta olanları ortaya çıkaran bir turnesol kağıdı görevi görürken, diğer taraftan gerçek demokrat ve Kürt dostlarının kimler olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Kürtler dostlarını ve düşmanlarını bu iddianame karşısında gösterilen tepkilere göre ayırt ederek tavırlarını belirlemeli ve Kürt kanı dökenlerden hesap sorulması için hukukun ve AB kriterlerinin uygulanması için hareket etmelidir.İddianamenin savcı ile ilgili boyutuna gelince; Savcı Sarıkaya gerçek bir hukuk adamı gibi hareket ederek olaya ve bölgeye ilişkin göreceli olarak gerçekci bir yaklaşım gösterek hukukun evrenselliği ilkesinin Türkiye’de kağıt üzerinde olduğunu ya anlamamış yada bunu açığa çıkaratan bir iddianame hazırlamıştır. Yalnız bu iddianame savcı Sarıkaya’nın sonu da olabilir, 1980 öncesinde savcı Doğan Öz’ün genel anlamda Kontre gerila örgütlenemesine dikkat çeken açıklamalarından sonra öldürülmüştür. Yine Şemdinli olayları sırasında Silopi savcısının arabası bombalanarak, Kürdistan’da görev yapan savcılar uyarılarak Kürdistan’da farklı bir hukuk uygalanması gerekliliği hatırlatılmak istenmiştir. Demek ki, bugünden itibaren savcı Sarıkaya’ya yönelik yapılacak her eylem ordu sanayi kompleksinden tarafından yapılıyor anlamındadır. Bu anlamda savcı Sarıkaya’nın korunması ve görevini yapması, bundan sonra başka savcılarıda hukuk kurallarını uygulamaları yönünde cesaretlendirebilecektir. Neticede, Türkiye’nin AB’ye girdiğinde, Avrupa Birliği’nin en Doğu sınırını oluşturacak olan Kürdistan’nın Şemdinli ilçesinde kasım 2005’te yaşanan olaylar ve bu olaylara ilişkin savcı Sarıkaya’nın iddianamesi Kürt sorunu ve AB’ye giriş sürecinde bir kilometre taşı ve bir turnesol kağıdıdır. Bu dava Kürtler, gerçek demokratlar ve enternasyonalistler tarafından takip edilerek en azından yazılı hukuğun işletilmesi sağlanmalıdır. Yani Kürt öldürmenin cezasız olmadığı  gösterilerek, bundan böyle Kürtleri öldürenlerin cezlandırılacakları gösterilmelidir. Bunu sağlayabilmek içinse Kürtler kendi birliklerini sağlamalı ve yaşam hakkının kutsallığı evrensel ilkesinin her düzeyde ve yerde uygulanmasının amansız takipcisi olmalıdırlar. Bu hayata geçerilebilirse, Kürdistan’daki sömürgeci ve hukuk dışı uygalamalara son verecek süreci başlatmak mümkün olabilecektir.Ahmet ALİMFransa, 12 mart 2006

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.