ÇI BIKIN?
Bîşar Norşîn · berî 7 meh
Hasan Dere · 01.01.2005 · 3 dîtin
“_Evet sizi dinliyorum” dedi Ahmet.
“_Görüyorsunuz ne hale getirildiğimi... Eğer sahip çıkan olmazsa, hemşeriniz AT kesin öldürülür!” Ahmet:
“_Eee buyrun dinliyorum!” deyince.
“_Bekleyelim, çaycı gelip gitsin...” dedi.
Çaylar geldikten sonra adam Ahmet’e yakınlaşarak sesiz bir tonla:
“_Ben Kürecik’liyim. Bilmem burayı bilir misiniz, Tunceli gibi Alevi, Kürt, solcu ve fişli insanların çok olduğu bir yerdir. Onun için bana güvenmenizi öneririm. Söyleyeceklerim, bir hemşerinizin ölüm kalım meselesidir.”
Ahmet sigara yakma gereği duydu. İçini tuhaf bir korku kaplamıştı. Paketi X’ye uzatarak:
“_Yakalım!” dedi.
“_Tiryakisi değilim, ama yakayım.” dedi ve bir sigara çekti ve uzatılan ateşte yaktı.
Ahmet te sigarasını yakıp endişeli bir merakla adama doğru eğildi. Acaba neler söyleyecekti? Bu zavallıda ne sırlar gizlenebilirde ki!..
Adam derin düşüncelere dalmış, sigaranın dumanın yükselirken çizdiği kavislere bakıp duruyordu.
“_Evet sizi dinliyorum” dedi Ahmet.
“_Görüyorsunuz ne hale getirildiğimi... Eğer sahip çıkan olmazsa, hemşeriniz AT kesin öldürülür!”
Ahmet aptal aptal bakt.
Ne olmuştu, kimler öldürecekti bu AT’yı? AT de kim? Kimler bu adam? mefta gibi yapmışlardı? Neden bilmece gibi konuşuyordu? Neden ürkek ve sıkça etrafa bakıyor ve biri yaklasinca susuyordu? Neden bu kadar korkuyordu?
Adam Ahmet’in gözlerine bakarak:
“_Tanir mıydınız AT’yi?” diye sordu.
Ahmet hafızasını yokladı. Yok anımsayamıyordu böyle birini. Başını hayır anlamında sallayarak.
“_Yok öyle birini tanıdığımı hatırlamıyorum.” diye yanıtladı.
Hoş tanısaydı bile bu koşullarda tanır gözükmek, başına bela almaktan başka ne yarar getirirdi?
“Onu burda bir kahveden ‘kimlik taşımıyor’ gerekçesi ile almışlar. Söylediği buydu. Sorguluya sorguluya önce Tunceli’ye sonra da Elaziğ 1800 Evler’e getirmişlerdi. Ben orda karşılaştım. Zavallı iskelete dönmüştü. Sanırım yine İstanbul’dan getirilecek bir sanıkla (HT) yüzleştirilecekti. Lütfen ailesine haber verin sahip çıksınlar!”
Ahmet’in içini iyice korku sarmıştı. Cebinden bir kağıt çıkarıp söyleneni not etti.
“_Onsekiz yirmi yaşlarında dediniz, zayıf ve uzun boylu, adı AT! Bakarım, bir tanıyan olursa ailesine haber iletmeye çalışırım. Elimden başka birşey gelmez!” dedi.
Adam:
“_Öncesini bilmem, belki oraya getirildiğinde kiloluydu. İki ay işkence az şey değil, belki orada eritildi, bilemem!” dedi. Birkaç kez sigarayı çekip sürdürdü:
“_Üzerimizde ne varsa alıyorlardı, adını not edemedim. O kadar eziyet ve zamandan sonra, adını karıştırmış olabilirim. Ama en azından şu aralar bu tarifte birini arayan hemşerilerin olursa, aranan şahsın polisin elinde olduğunu söyleyiniz.”
Durup durup, sanki söylemeye zor karar vermiş gibi:
“_DHB örgütüne dahil edilmek isteniyordu...” diye de ekledi adam.
Ahmet:
“_Aileyi bulursam, sizinle nasıl ilişki kurabilirler, sizi nasıl bulabiliriz?” diye sordu.
Adam etrafına tedirgin tarzda bakınıp:
“_Üzgünüm, beni tekrar gözaltına alma ihtimalleri var. Savcı ‘dikkat et seni gene alabilirler, bir yanlış yapma’ diye uyarmıştı. Fırsat bulursam dışarı kaçacağım! Beni arayacaklarına çocuklarını arasınlar!” dedi X.
X çok tedirgin görünüyordu. Zaten ufak olan bedeni, bu eziyet faslından sonra iyice erimiş gibiydi. Ahmet ona acıyarak:
“_Git kardeşim git kurtul!” dedi yavaş bir sesle. X tekrar tokalaşıp kahveden çıktı.
1975
GEBZE
Araç durunca arama olduğunu anladı.
Polisler kimlik yoklayarak gelirlerken, herkes gibi talaşlanarak kendi üzerini aradı. Bir şansızlık, değiştirdiği gömleği ile hüviyet cüzdanını evde bırakmıştı.
Hoş, olsa ne yazardı, bu defa asker kaçaklığından enselenecekti. Ne edip, şu hüviyette bu küçük sorunu halletmemişlerdi teknikerler
X bir göreve giderken, sömürgecilerin devrimcileri eşkiya gibi göstermelerine tepki olarak, ne olur ne olmaz diye berbere gider, saç-sakal tıraşı olurdu. Eğer ele geçerse, fotoğraflarda eşkiya gibi gösterilmesini engellemeye çalışırdı. Fakat bu durumda, zaten küçük olan berdeni, çocuk gibi görünmesine neden olurdu.
Tıraştan sorda duş almış ve elbiselerini değiştirmişti.
Şimdi şüpheleri dağıtmak için, bir açar bulmak dışında, yapacağı bir şey yoktu. Koltuğun içine toparlanıp kendini olduğundan daha küçük göstermeyi deneyecekti. Gözlerini de kapatıp ‘uyyan bir çocuk’ rolüne başladı.
Polisler kimlik ve üstbaş yoklayarak yanına kadar geldiler. Durup şöyle bir baktılar. Gerçekten bir çocuktu bu koltukta uyuyan. Uyandırmadan arkaya geçip diğer yolcularla meşgul oldular. X içi rahatlayarak uyurluğunu sürdürdü. Vartayı ucuz atlatmıştı. Bir de bagajdaki silahı bulmasalardı...
Neyse ki elma sepetini, başkası muavine teslim etmişti. Bir durum olursa sahiplenmeyecekti...
Fakat şans eseri onu da fark eden olmamıştı. Artık içi iyice rahatladı.
Koca İstanbul, tekrar başarılı bir sona tanık olmuştu. Artık evine gidip dinlenmeğe hakkı doğmuştu.
Yıldız Tabya semtine gelince kendini emniyette hissediyordu artık. Örgüt evi bile olsa, insanın evi gibisi var mıydı? Zor ve yorucu bir görevden sonra, derin bir uykuyu hak etmişti.
Örgütün yenilgiden ders çımarmaması ve bu yenilginin getirdiği zararların esas sorumluluğunu taşıyanların, hiçbir şey olmamış gibi yeniden sorumlular olarak başlarına atanmaları ve yetkilerini kötüye kulanarak, X’lerin oluşturduğu birimleri dağıtmaları ve israrla tenkitleri merkeze iletmemeleri durumu uzlaşmaz hale getirmişti.
Çelişkilerin çoğalmaları ve giderek şidetlenmeleri aktiviteleri zaafa uğratmaktaydı.
Ayrıca daha birçok konuda orgarizatörlerle ters düşmesine karşın, verilen görevleri özenle yerine getirmekteydi. Fakat bu böyle sürmemezdi.
12 Mart askeri darbesinden sonra önderliğin ele geçmesi, tam bir çöküş getirmişti. Örgüt fiili olarak yoktu.
X de okuluna dönmüş ve ilk derste sağ propaganda eden bir öğrenci ile karşılaşmış ve tartışmaya başlamıştı. Fakat bu kısa sürtüşme, asıl amacının sağ propaganda değil, aksine sağ açıklamalara zorlayarak, sağcı öğretmenin açmazını göstermek olan bir dost edinmişti. Tuhaf metodu olan bu öğrencinin adını anımsamıyordu artık. Fakat:
“_Ooo demek sen de bizdensin. Üstüme çok varma, ben aslında, bu sağcı öğretmeni kendi açmazı içine mahküm etmek için sola yüklendirmeye çalışıyorum. Gerçekte sol mahkum edilebilir miş Yok, onu imkansıza zorluyarak küçük düşürmeye çalışıyorum.” diye karşılık almıştı.
Sonra:
“_Bir arkadaşım daha var, gel seni onunla da tanıştırayım, birlikten kuvvet doğar!” diyerek diğer sınıfllardan Hüseyin’le tanıştırmıştı.
Hüseyin! Ey değerli can dost, kimbilir nerelerdeydi şimdi...
Hüseyin hem cesur, hem bilgili hem de son derece kararlı biriydi. Dürüst olduğu kadar da kurnaz biriydi. Fakat o da, X gibi dost bildiklerine aldanmaktan kurtulamıyordu. Bu iyi niyetli bütün insanların en büyük ortak zayıflıkları idi.
Bir çok konuda onunla iyi anlaşıyorlardı. Elmanın diğer yarısı Hüseyin’di.
Beraber örgütü yeniden canlandırıp içerdiki ‘abiler’ine bağlamışlardı. Bu temiz iki Kürt genci, iyi duygularla iki halkın ortak kurtuluşuna katkı yapmak dışında bir amaç taşımadan zevkle çabalamışlardı.
Kısa sürede, Trakya’dan Kartal’a kadar tüm İstanbul’u kapsayan bir taraftar ağı kurdular.
Bu kadar büyük bir kenti, iki kişinin kontrol etmesi olanaksızdı. Aralarına aldıkları iki güvenir yoldaşla, bölge sorumlulukları biçiminde bir yapılandırmaya gittiler.
Sonra içerden gelen birkaç üçkağıtçının kendilerinin statülerini sarsacacağını ve sürgünlere yollayacaklarını nereden bileceklerdi...
Dalavereleri ayırd ettiklerinde, çoktan yapılanmanın ellerinden kaymış olduğunu gördüler.
X, bu son faaliyetinden sonra ayrılma kararını bildirecekti. Zaten bir arkadaşları çoktan başka örgüte geçmişti...
Diğeri de, özel bir konuda ‘eğitilmek’gerekçesi ile yapı içinden alınmış bir bilinmezliğe gönderilmişti.
Hüseyin’e fırsat bulup bir tür dolaplar çevrildiğini sandığını böylediğinde, onun da aynı kaygıları taşıdığını öğrenecekti.
Yeni yönetim açık oynamıyordu. X ‘kitle ilişkileri iyi olan biri olduğu gerekçesi ile sendikal faaliyet yürütmesi’ gerektiği söylenerek bir bölgeye gönderiliyor, oradaki bölge yöneticisine eş gizli bir mesajla ‘amman dikkat edin, kitle ile ilişkiye geçmesin, son derece maceracıdır, zarar verebilir’ deniyordu. X aylarca bir binaya hapsediliğinin kitle faaliyeti olmadığını, buraya kitle faaliyeti için gönderildiğini söyleyince, oradaki sorumlu kendisine kitle faaliyetine izini olmadığı yönündeki asıl gerçeği söyleyecekti. Yani iğler bitiriliyor ancak sonuç kendilerine ulaşıyordu! Hem de bazen, taraftar düzeyinde kitle aracılığı ile...
Bu durumu kabullenemiyorlardı. Hüseyin çok iradeli biri olduğundan, kalıp mücadele edeceğini söylüyordu. X ise bu örgüte “Kürt Sorunu” programı sempatisi ile gelmişti. Kürt öğrencilerin “Kürdistan’ın özgül örgütlenmesi gerek”tiği şeklindeki düşüncelerine sıcak bakıyor ve Rusya merkezli olmayan ML bir örgütlenmeye katılabileceğini düşünüyordu.
Başta Kürt Ulusuna olmak üzere, tüm Kürdistan halklarına, Jiyana Nu emektarlarına ve değerli okurlarısıza 2005 yılının özgürlük, barış zenginlik, refah ve bunlar üzerine kurulan sonsuz mutluluğu getirmesini diliyorum!
Hê şîrove tune ne — yekem bibe.