Ramyarî

KANLA YEŞEREN AĞAÇ -13

Hasan Dere · 12.03.2005 · 2 dîtin

“_Bakıyorum benim yüzümden sorgulanmak ta aklını başına getirmemış!” dedi.
“_Boş veer! Ben buraya vatan için ölmeğe geldim, kimin öldürdüğü önemli değil!”

Birbirlerine Bakıp, ikisi birden:
“_Yok önemli!” diye bağırdılar. Seslerinin aynı anda çıkması gülmelerine yol açtı.
Çiya:
“_Hem de ne kadar önemli... Hain olarak öldürülmek ve öyle anılmak...”

Sorguda öldürülen iki arkadaşı gözleri önüne geldi.

“_Bazen nefret doluyor içim... Keşke gelmeseydim diye düşünüyorum. Niçin buradayız? Yoldaş zülmü sömürgeci zülümle yer değiştirsin diye mi?”
“_Yavaş gel duyan olur!” dedi Ardest.
Etraflarına Bakındılar.
“_Gölgemizden çekinir olduk! Nazi toplama kamplarında gibiyiz!” diye ilave etti Ardest.

Etrafa baktıkları anda onu kendilerini izler gördüler.

H1, çalılardan yapılmış çardağın altında hain hain kendilerini izliyordu. Yanında Yağanlık M ve komutan K duruyordu.

Ardest:
“_şu Bakışlar sana da bir ‘hayır’ düşünüldüğüne delalet eder. Sen de dikketli ol Çiya.” dedi.
Çiya gülümseyerek:
“_Burda hakında iyi düşünülen biri mi var?” diye sordu.
Ardest:
“_Tek isteğim seninle aynı bölgeye gitmek. Kendi başıma yoldaş zülmü çekecek düzeyde sağlam sinirlerim kaldığını sanmıyorum artık. Destek verecek birine ihtiyacım var!”
“_Bir topalın desteğine kalmışsan yanmışsın!” dedi Çiya tebessümle.
“_Öyle deme, an olur, bir tek söz, bir işaret, bir tebessüm insana kanat olur, can olur!”

Neşeli sohpet kısa sürdü. Komutalar yanlarındaki yağcı M yı gönderip çağırtmışlardı.

K ikisini süzüp:
“_ikinizi almak isterdim, fakat görüyorum ki sen topallıyorsun, seni geri hizmete vermek lazım!” dedi, keyifsizce.

Fena halde neşesi kaçtı Çiya’nın...

Başka amacı varmış gibi Çiya’nın etrafından bir kez daha dalanıp tekrar baktı.

Çiya:
“_Haval K, düşmana bir mermi sıkmadan ölmek, gözleri açık gitmek olmaz mı?” diye sordu umutsuzca.

Komutan K durup dikkatle H1’a baktı.

Ancak, sıkıntısını zapt edemeyen Çiya sürdürdü:
“_Yoksa cephe gerisinda ölüm yok mu bize?” diye söylendi.
Bunu duyan K, fırsat kolluyormuş gibi sordu.
“_Ne yani, gönüllü müsünı”
“_Evet, K Heval gönüllüyüm, hem de can-ı gönülden!”
Komutan K’nin yüzüne bir tebesüm oturdu. Neşeli neşeli:
“_Benim nazarımda gönüllüler önceliklidir, öyleyse seni de alıyoruz!” dedi.

Anlaşılan Ardest’i alamayacağını anlayan H1, en iyi arkadaşı olarak bildiği Çiya’yı elde tutmak ve hıncını ondan çıkarmak istemişti. Eğer başarsa idi, Ardest’e olan bütün öfkesinin acısını zavallı Çiya’dan çıkaracaktı.

Fakat, Çiyan’nın bu gönüllülüğü sayesinde onu da elde tutmayı başaramamıştı.
Büyük olasılıkla, Çiya’nın aleyhinde de atıp tutmasından komutan K, iyi bir gerilla olduğu sonucuna varmıştı. Belki H1’in ona yapamayı planladığı fenalıkları da sezmişti. Bu sezi onu, Çiya’yi da alma istemine itmış olabilirdi.

Fakat bu. Onlar için bir sırdı, bu konudaki gerçeği hiçbir zaman öğrenemeyeceklerdi. Çünkü O, birçok konuda merkezle ters düşen ama ağzını sıkı tutan, gerçek bir komutandı. Bu gençlerde kendi geçmışini görmekte ve sahiplenmekteydi.

Böylece ikisi de sağ olarak H1’in cehennemden kurtulmuş oldular.

ISLAHlYE 1983

Baba imam, ağlamadığı halde gözleri kan çanağına dönmüştü. SIkıntadan bir paket tütün almış, arada bir sararak tütürüyordu. Fakat, bu ışrenç tada fazla tahamül edemeyip, daha yarı olmadan da tutup atıyordu.

Uykusuzluğunun yanında, kaç gündür kesmediği sakalı ile iyice çökmüş bir ihtiyara dönmüştü.

Karısı Meyrê, durmadan ağıt yakmaktaydı. camın önündeki makata oturup, bir yandan ağıt söylerken bir yandan, sanki aniden çıkıp gelecekmiş gibi yolu gözlemekteydi.

Bu durumuyla eşini daha da yaraladığının ayırdında değild...

“_Ey be evladım, Allah seni kız verdi, yerine erkek aramadım. Çocuğum dedim, ele güne muhtaç etmeden yetıştirmeğe baktım. Okuttum... Nedir bu yaptığın be çocuğum... Beni insanlarımın içinde gezmez ettin... Nerede isen çık gel.. Yada bir haber sal, hiç olmazsa sağ olduğun bilelim!..” diye geçiriyordu kalbinden...

imam evden çıkmaz olmuştu. Xezal’ın kötü birşey yapmadığına emindi. Ama kimseye birşey söylemeye, kızını savunmağa yeltenemiyordu. Ancak bir üzüntüye gark olup inzivaya çekilmiş gibi, kendini içeri hapsetmişti.

Kötü haber çabuk yayılırdı.

Yên Eleqedar

Şîrove (0)

Hê şîrove tune ne — yekem bibe.