ÇI BIKIN?
Bîşar Norşîn · berî 7 meh
Aso Zagrosi · 07.02.2005 · 3 dîtin
DAPÎRKA NAZÊ'YE SAYGI VE HÜRMETLERİMLE......
ASO ZAGROSI
Sevgili Ronahî ve Sedat,*
Sizlerin benim sözkonusu olan yazıma gösterdiğiniz olumlu tepki, yaptığınız yorumları görünce, alabildiğine sevindim. Bundan dolayı sizlere teşekkür etmek istiyorum..
Dapîrka Nazê'nin asırlardan süzüp gelen buram buram Kürd ve Kürdistan kokan, bana yönelik ifade ettiği kısacık ve değeri kitaplarla ifade edilmeyecek cümlesi ruhuma işledi ve bundan dolayı kendisine saygılarımı sunar, hürmetle ellerinden öperim...
Sevgili Sedat yazında , "Qadi Mihemed'in Emaneti" gibi olayları ifade etmek için " her anlatım eksik kalır, her tarif yarım...." yönündeki belirlemen biz Kürdler açısında elzemdir.
Çünkü, asırlarca sömürgecilerin Kürdistan'ın çesitli alanlarını "yasak bölge" ilan ederek tüm katil sürülerini Kürdlerin üzerine saldırarak yaptıkları soykırımların ve vahşetin boyutları o kadar büyük ki anlatabilmek zor.
Sömürgecilerin Kürdlere yaptıkları vahşet karşisında, insanın aklı çaresiz kalır, dilli kilitlenir, kelimeler yetmez oldu.İnsanların güçleri anlatmaya yetmediği şeyleri, anlatamadılar ve sustular. o¬nun için katiamların doğrudan mağdurları, seyirci ve şahitleri hep suskun kaldılar ve yaşananları anlatamadır. Bazıları bir yükten kurtulmak için bir şeyler mırıldanmaya başladı. Ama sadece mırıldandı...
Onlar, Kürdistan'ı Gulistan'ı Goristan yapmak istediler. Kürdleri ateş ve demirle susturmaya çalistilar. Sokak'ta Kürdçe konuşan Kürde para cezası, ögretmenleri başimıza işkenceci, memurları Mitçi kesildi. Asker, Polis ve Jandarmanın yaptığı katliamları saymak istemiyorum. o¬nlar terör ve vahşetti kanıksanır bir duruma getirdiler.Bunları yaşiyan insanlar, olaylar üzerine düşünmek istemiyorlardı. Hep kendi kendilerine düşünmeye kalktıklarında o vahşet sahneleri, bir kabus gibi gözleri önüne canlanıyordu. Bu yaşananları "film olarak canlandırmak" sadece duygusuz, renksiz ve deforme edilmiş gerçekliğin küçük bir anlatımı olurdu.
"Yeniden yaşamak" için, mırıldanların, anlatımları dahi bize ulaşamadı....
Bundan dolayıdır ki, Frankfurter Schule'nin kurucularından Theodor Adorno: " Auschwitz'ten sonra sanat yapmak ve özellikle şiir yazmak barbarlıktır" diyordu...
Bundan dolayı, Wittgenstein "Bir şeyleri konuşabilmiyorsak, içimize bastırmak zorundayız" diyor...
Aslında Türk devletinin bize Kürd olduğumuzdan dolayı yaptıklarının boyutunun iyi anlaşabilmesi için bir örnek vermek istiyorum. Dêrsîm Direnişi esnasında Türk askerlerinin kuşatması içinde kalan bir grup Kürd kadını tarihi bir tercihle karşi karşiya kalıyor. Kadınların bir yanında uçurum ve diğer yanında ise Türk askerleri vardı.. Kadınlar kendilerini kuçaklarındaki çocuklarla uçuruma bırakıyorlar ve Türklere esir düşmek istemiyorlar. Bundan çikarmasi gereken sonuç ne, TÜRK ORDUSU ÖLÜM'DEN DAHA KÖTÜDÜR gerçekliğidir.....
1938 Dersim katiamından sağ kurtulan bir bayan ve erkek tanıma şansım oldu...
Erkek, Dersim hareketinin kahraman savaşlarından, Demanan ve Haydaran mıntıkasında sömürgecilerin korkulu ruyası olan Heme Ziwekêş yeğini..
Şans eseri katliamdan kurtuluyor ve Türkiye'ye sürgün ediliyor. Orada evlenir ve çocuklari oluyor... Daha sonra Demokrat Partisi döneminde çikan aftan yaralanıp, tek başina Dêrsim'e döner ve yerleşir. "K"hiç bir zaman eski karısından, çocuklarindan söz etmezdi. "K " o evliliğini, çocuklari ve geçmişte yaşanmış sürgün olayını tabulaştırıp, bilinç altına itmişti.....
İkinci olay, yine Dersim'in belli başlı ailelerinden, harekete katılmamış, hatta Türklerle iyi geçinmeye çalismislar. o¬nlarda mecbur-i iskana tabii tutuluyor. O bayan'da evleniyor ve çocuklari oluyor. Af çikinca o da tüm ailesini bırakıp geri dönüyor. O da 50 yıldan fazladır, eski çocuklarini görmek istemiyor.. En son duyduğum kadar, küçük kızı anesinin eski çocuklarindan biriyle ilişki kurmuş ve anne hâlâ karşilaşmayi reddediyor..
Değerli Ronahî, Değerli Sedat,
Kim bunların kalplerinin derinliğinde yatan gerçekliği anlatabilir? Kendileri denese acaba kelimeleri yetermi?
Bana Psikiyatri'nin bu işe çare olabileceğini söyleyenler olabilir. Belirli bir dönem önce bu bilim dalının kurucusu ve bilinç altı ile ilgili uzman S. Freud'un biyografisini okuyordum... Freud, Viyana büyümüş ve bu şehri Psikiyatri'nin merkezi haline getirmiş bir insandı.. Nazilerden Londra'ya kaçmak zorunda kalıyor... Yıllardan sonra bir grup arkadaşi kendisini Londra'da görmeye gidiyorlar. Freud, arkadaşlarına nereden geliyorsunuz diye sorar.
Arkadaşları, Viyana'dan diyerek cevaplıyorlar
Freud,Nereden ? nereden ? diye ısrarla sorar.
Yine arkadaşları Viyana'dan geldik...
Freud anlamamış ve bu şehri tanımıyor gibi bir imaj çiziyor...
Freud dahi doğduğu şehri, hatırlamamak üzere bilinç altına fırlatıp atabiliyordu...
Sevgili Dostlar,
Biz hep Bülent Ecevit ve o¬nun benzerlerine küfür edip, duruyoruz ve bundan dolayıda haklıyız. Ecevit, politikada bir yer edinmek için kendi dedesinin mezartaşi üzerinde "Kurdizade" yazıyor diye, taşi kaldırmaya zorlayan kim? Kürdistan'da yaptığı katliamları bir kenara bırakırsak, aktif politikanın dışına atılmasına rağmen, hâlâ Kürdlerden hıncını alamayan, nefretini ölümden sonrası insanlara bırakmak için Atatürk ve İnönü'nün "Kerkük ve Musul Vasiyetnamesi" diye başka hain planlar bırakabiliyor. Bir insanı kendinden, kendi soyundan ve kendi kimliğinden bu kadar nefret ve kine götüren ve bu kadar sefil, kişiliksiz ve zavalı kılan nedir?
İşte bu soruyu Türklere sormak gerekir. Çünkü, Ecevit o¬nların tipik bir eseridir. Bir eseri yaratanlar, mallarını iyi tanırlar.....
Primo Levi'den bir alıntı yapmadan edemiyorum:" Bir insanı tahrip etmek, o¬nu yaratmak kadar zordur. Bu o kadar kolay ve çabuk yapılamaz. Ama siz bunu başardınız ....."
Onlar bize karşi her türlü insanlık suçunu işlemelerine rağmen, biz mağdur, biz kurban olmamıza rağmen, hâlâ cellatlarımız ortalarda dolaşiyor ve dünyaya siz Arapların kölelerini şimartınız ve o¬nlarda benim kölelerimize kötü örnek oluyor diyebiliyorlar..
Sevgili Dostalar,
Sömürgeciler güzel Kürdistanımızı açık bir zindan haline getirirken, kimyasal ve biyolojik silahlarları kullandıkları alanlarda sadece insanlarımızı değil, hayvanlarda dahil olmak üzeri tüm bitkileri yok ettiler. Kürdistan'a kalkan her uçak ölüm getiriyor diye insanlarımız korkuyordu. Gökyüzündeki beyaz bulutlar, kimyasal gazları andırıyor diye, insanlar paniğe kapılıyordu... 1991'den milyonların sınırlara vurmasına neden olan da uçaklar ve Bağdat'tan gelebilicek ölüm uçakları.. Ankara, Tahran ve Şam'da hep Kürdlerin kıyımlarının planlama merkezi oldular...
Şimdi "uçaklar ölüm" değil, yolcu taşiyorsa elbette seviniriz. Savaş sırasında bir Peşmerge söylemişti: "Tarihimiz boyunca ilk defa uçaklar bizi bombalamaya değil, korumaya geliyorlar" diyordu... Bu gelişmelere sevinmek gerekir.
Değerli Sedat ve Ronahî,
Sonuç olarak bağlamak gerekirse, bizim "Qazi Mihemed'in vasiyeti olan Kutsal Kürdistan bayrağı" karşisında gösterdiğimiz yurtsever refleks ve kelimelerimiz yetmeyişi doğal...
Çünkü bize yapılan vahşet sonrasından ortaya çikan umut ışığını tanımlamak için yeni kelimeler ve diller yaratmak gerekir. Vahşet kadar büyük bir çoskuyuda tanımlamak zor. o¬nunun sözü vucud'un dilline bırakıyoruz. Vahşetin karşisında kanlı göz yaşları, Kürdistan Bayrağı karşisında umut ve sevgi göz yaşları....A. Pêçew'in aşağıdaki şiiri bizim gerçekliğimizin bir yanına parmak basıyor.
Sizleri öpüyorum, saygılar ve selamlar.
Ez dubare sipasîya dapîrka Nazê dikim û bi rêz û hurmetê ve dest wê maç dikim..
Leşkerê Winda
Ku heyetek diçe derekê
Ji bo gora Leşkerê Winda
Tacegulekê bi xwe re dibe,
Sibero eger
Bê welatê min jî heyetek wiha
Bipirde ji min " Kanî gora Leşkerê Winda?"
Dibêm "Ezbenî
Li keleka her cuhê
Li ser dîka her mizgeftê
Li ber derîyê her malê
Her dêrê
Her şikeftê
li ser tahtê her çiyayî
Li bin siya her baxî
Li Kurdistan
Li ser her bostê axê
Li bin her gazê ezmên
Şerm meke
Hin serê xwe daxe û
dayne tacegula xwe"
A. PÊŞEW
..........
08 Şubat 2005 00:20:28:
*Ronahî' nin yazisi
* Sedat Güncekti 'nin yazisi
Hê şîrove tune ne — yekem bibe.